Açılış Konuşmasını Merkez İlçe Başkanı İbrahim Araboğlu’nun yaptığı “Ortadoğu Sohbetleri” programına Saadet Partisi İl Başkanı Hasan Uzun ve Genel İdare Kurulu Üyesi Cemil Çolak’ta katıldı.
“Ortadoğu Sohbetleri” programının ilkinde Saadet Partisi İl Basın Müşaviri ve Yazar Ramazan Bursa ‘Hak ve Batıl Perspektifinden Ortadoğu’ya Bakmak’ başlıklı bir sunum yaptı.
Meseleleri Hak ve Batıl Mücadelesi Çerçevesinde Değerlendirmeliyiz
“Dünya’yı ‘Hak ve Batıl’ mücadelesi çerçevesinde değerlendirmek zorundayız” diyen Bursa, “Hakkın savunucuları, iyinin, güzelin, faydalının ve adil olanın hakim olması için mücadele etmektedir. Batıl’ın savunucuları ise, Kötünün, çirkinin, zararların ve zulmün hakim olmaları için çalışıyor” dedi.
“Batılın merkezi Siyonizim’dir. Kendilerine, Kabbala’nın bir hedefi olarak, kesin dünya hakimiyeti va'dedildiğine inanıyorlardı” ifadelerini kullanan Ramazan Bursa, "bunun için de yapılması gerekenleri üç başlık altında özetliyorlardı.
1. Bütün Yahudiler toplanacaklar, İsrail’e yerleşip bir Yahudi devleti kuracaklar.
2. Mescid-i Aksa’yı yıkıp yerine Süleyman mabedini inşa edecekler.
3. Fırat ve Nil arasındaki topraklara sahip olunacak ve bu bölge merkezli olarak ebedi dünya hakimiyetini kuracaklar” dedi
Günümüzde bile Amerika’da çok yaygın çeşitli Hıristiyan fraksiyonlar varlığından bahseden Bursa, “Kendilerini genel olarak “Born Again Cristian” (Yeniden Hıristiyan Doğuş) olarak tanımlayan bir çok “yeni” kilise ve öğretiler var. Amerikan Başkanlarından Carter, Reagan, Bush gibi isimler ve birçok üst düzey yetkili kendilerini bu şekilde tanımlıyorlar. Amerika’lı meşhur bir gazeteci olan Bayan Grace Halsell, 1999 yılı sonunda yazıp basıma verdiği ve 2000 yılında Crossroad International Publishing yayınlarından piyasaya dağıtılan “Forcing God’s Hand” (Tanrıyı Zorlamak) adlı kitapta da az önce Yahudi Hahamlarının İspanya’daki tartışmalarına benzer konuların günümüzde de en üst düzey Amerikan yetkilileri tarafından inanıldığını ve tartışıldığını belge ve bilgileri ile birlikte açıklıyor. Ve bunları Hıristiyan Siyonistler olarak tanımlıyor” dedi.
Allah, 1997 Yılında Müslümanların Eliyle Siyonistleri Tokatladı
Bursa sözlerine, “Abdulhamid ile görüşen Theodor Herzl, umduğunu bulamadı. 1987 yılında İsviçre’nin Basel kendinin Bilderberg otelinde 1. Yahudi Kongresini yaptılar. Bu kongrede hedeflerine ulaşmak için 3 maddelik bir karar aldılar. 1- En kısa zamanda Sultan AbdülHamid tahtından indirilecek, 2- Osmanlı Saltanatı yıkılacak, 3- 100 sene içerisinde de yeryüzünde İslam yok edilecektir. Bu arada bir ilginç gelişmeyi ifade etmek gerekirse, bu konferansın 100. yıl dönümünde aynı salonda Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın yönlendirmesiyle inananlar “Avrupa Müslümanları Birliği” toplantısını yapmışlardır. Toplantı, 1897 toplantısının yapıldığı salonda yapılmıştır. Bu ise Allah’ın Müslümanların eliyle İslam’ı yok etmeyi planlayanların yüzüne attığı bir şamardır” ifadelerini kullandı.
Ortadoğu’da Yaşanan Savaşların Tümü Tevrat Merkezlidir
“Her şeyden önce gerçek tarihi, asırlar boyunca Mezopotomya ve çevresinde cereyan eden hadiselerin huruç sebeplerini bilmek gerekmektedir. Ayrıca bütün bu söylediklerimiz kadar ehemmiyete sahip olan bir diğer husus ise, Siyonizm’i tanımak, anlamak gereklidir. Bu tespitlerden sonra Ortadoğu’da olanları anlama adına şöyle bir tespitle başlayabiliriz” diyen Bursa, “Ortadoğu’da cereyan eden hadiselerin temel nedeni devletleri ve hükümetleri elinde tutan, belirleyen ve gizli bir hükümet şeklinde çalışan, ‘üstün ırk inancı’na sahip, ırkçı emperyalistlerin inançları (siyonizm)dir. Siyonizm’in inanç sistemini oluşturan Talmut, Muharref Tevrat ve Kabala’dır. Dolayısıyla, Ortadoğu’da cereyan eden hadiseler Tevrat hükümlerinin bir gerekliliği olarak ortaya çıkmaktadır. Arz-ı Mev'ud yani 'Vaat Edilmiş Topraklar' meselesinin kökeni tahrif edilmiş Tevrat'ın bölümünde yer alan 'içinden süt ve bal akan topraklar' ve 'Kenan Diyarı' ifadeleridir. Tahrif edilmiş bu kitaba göre Yahudilerin tanrısı Kenan Diyarı'nı bir zamanlar İsrailoğulları'na vermiş. Konu, Aziz Paulos tarafından tahrif edilmiş İncil'e de yazılmış” şeklinde sözlerine devam etti.
Obama’nın Bir Telefonuyla Hükümet Suriye’yi Düşman İlan Etti
Suriye’de yaşananları’da değerlendiren Bursa, Suriye meselesini detaylıca anlattı. Bursa, “Türkiye, ilk başlarda Suriye’ye, yol gösterici ağabey şeklinde yaklaştı. Ortak bakanlar kurulu toplantıları yapıldı, bir günde 54 anlaşmaya imza atıldı, Erdoğan- Esed ailesi beraber tatile çıktılar. Esed ise ortadoğu da yaşanan değişimin farkında gibiydi. Yeni bir anayasa hazırlığına girişti. Anayasa çalışmasını şubat 2012’de halk oyuna sunacağını açıkladı. Fakat egemen güçler Suriye’de Esed ile bir değişim istemiyordu. 11 Ağustos 2011 tarihinde, Erdoğan’ın Obama ile yaptığı telefon görüşmesi Türkiye’nin Suriye tavrını, politikasını değiştirdi. ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, Obama- Erdoğan görüşmesini İngiliz Haber Ajansı Reuters’e sızdırdı” ifadelerini kullandı.
“Reuters’in haberine göre Obama, Erdoğan’a “Esed istifa etsin” demiş” bilgisini aktaran Bursa, “11 Ağustos 2011 tarihi, tarihe, Türkiye’nin ‘Suriye konusunda Amerika ile aynı saftayım’ politikasının ilanı olarak geçti” analizini yaptı.
ABD Seçimleri Öncesi Erdoğan Hem Obama’ya hem Romney’e Oynadı
ABD seçimleri öncesi Türkiye’nin tavrını eleştiren Bursa, bu tavrı şu cümlelerle ifade etti; “Türkiye, son dönemde iki ayrı tavır içerisine girdi. Bir taraftan, Libya’dan geldiği iddia edilen silahların Türkiye üzerinden Suriye’ye sokulmasını sağlıyor ve muhaliflere silah teminini organize ediyor, diğer taraftan ‘üçlü müzakere sistemini’ dillendiriyor, Faruk El’Şara’nın liderliğinde bir geçiş dönemini öneriyor, Yemen modelinin artık geçersiz olduğunu ilan ediyor. Bu tavrın sebebi, ABD’de 6 Kasım’da yapılacak olan seçimlerdi. 1- Türkiye, Silah sokulmasına göz yumuyor ve silah sağlıyor. Çünkü Obama, ile Romney arasında ciddi bir fark yoktu. Seçimi kimin kazanacağı net değildi. Romney kazanırsa Suriye’ye müdahale yapacağı öngörülüyordu. 2- Türkiye, Üçlü müzakere sistemini öneriyor, Cenevre Anlaşması çerçevesinde Yemen modelinin çöktüğünü söylüyordu. Çünkü, Obama tekrar Başkan seçilirse, Ahdar İbrahimi ile Annan’ın planını aktif olarak uygulamaya koyacağı tahmin ediliyordu. ABD seçimleri öncesi bu belirsiz tavır dış politika açısından çok yanlıştı.”
Suriye’yi 3’e Bölmek 1. Dünya Savaşı Sonrasının Planıdır
“Ciddi bir araştırma yaptığımızda şu sonuca varıyoruz; Esed, Kürtlerin yaşadıkları bölgeleri PYD’ye teslim etmek suretiyle küresel güçlerin arzularını yerine getirmiştir. Çünkü, Suriye’nin en az üçe bölümesi küresel güçlerin I. Dünya Savaşı sıralarında konuştukları bir modeldir” diyen Bursa şöyle devam etti, “Peki, Türkiye’nin Kuzey Suriye çıkışı gerçekçimiydi? Yani, Davutoğlu’nun sıraladığı üç madde gerçekleştiği taktirde Türkiye, K. Suriye’ye müdahale edebilirmiydi ? Tecrube ile sabittir ki bu çıkışlar kamuoyunu sakinleştirmek açısından söylenmiş sözlerdir. Yoksa uluslar arası siyaset bakımından tutarlılığı yoktur.Bu söylediğimizin gerçekliğini iki şekilde destekleyelim,
1- Irak Savaşından sonra, K.Irak’ta oluşan Özerk Kürt Bölgesi için Hükümet aynı ifadeleri kullanmıştı. Başbakan Erdoğan, K. Irak’ta Kürt Blgesinin oluşmasına asla müsade etmeyeceklerini ifade etmişti. Fakat, ne zamanki küresel güçlerin arzularının bölgede, Kürt Bölgesi oluşması olduğu aşikare oldu, Erdoğan bu söylemden vaz geçti. Sonuç olarak, Suriye’de yeni oluşan durum noktasında muhatap aldığımız bir Özerk Kürdistan ortaya çıktı.
2- K.Suriye’de, Kürtlerin yaşadıkları bölgelerin PYD’nin eline geçtiğinin ortaya çıkmasından sonra Başbakan, “Gerekirse Suriye’de güvenli bir bölge oluştururuz” ifadesini kullandı. Aynı ifadeyi Davutoğlu’da defalarca kullandı. Bu açıklamalardan sonra Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov bir açıklama yaptı. Lavrov dedi ki, “ Suriye’de güvenli bölge oluşturulması hukuki değil. BM kararı gerekli”. Başbakan Erdoğan’ın ‘güvenli bölge’ çıkışından sonra Beyaz Saray’dan da bir açıklama geldi. Beyaz Saray Sözcüsü , “ Türkiye’nin Suriye sınırına asker yığması bizi kaygılandırıyor” şeklinde bir açıklama yaptı” ifadelerini kullandı”.
Davutoğlu- Barzani Görüşmesinin Detayları Milletten Saklandı
Davutoğlu’nun olaylı Erbil Ziyaretinide değerlendiren Ramazan Bursa; “Suriye’de oluşan yeni durum sonrası Hükümet Barzani ile görüşme ihtiyacı hisseti. Çünkü, Barzani artık sadece K.Irak Bölgesel Kürt Yönetiminin lideri değil tüm Kürtleri temsil eden bir liderdi. ABD ise, bunun onay mercii/makamıydı. Davutoğlu, Barzani ile görüşmesini bitirdikten sonra programında olmamasına rağmen Kerkük’e gitti. Bu ziyaret, Irak merkezi yönetimi tarafından sert bir dille eleştirildi. Hatta, Irak Başbakanı Nuri El- Maliki’nin danışmanı “ bize sormadan böyle bir ziyaret yapılması doğru değildir. Davutoğlu’nu tutuklayabiliriz” şeklinde bir açıklama yaptı. Sonra, Türkiye Büyükelçisi bakanlığa çağırıldı ve nota verildi. Türkiye’de benzer bir mukabelede bulundu. Davutoğlu’nun Kerkük ziyareti bir kriz oluşturmuştu. Medya bu krizi konuştu fakat, bir türlü Davutoğlu- Barzani görüşmesini değerlendirme/konuşma imkanına sahip olamadık.
Barzani ve Davutoğlu ne konuşmuştu? Davutoğlu Barzani’den ne talep etmişti, Barzani’nin yanıtı ne olmuştu?
Barzani- Davutoğlu görüşmesinden tek satırlık bir açıklama geldi,“görüşme güzel geçti, Barzani ile ortak düşünceye sahibiz”.
Fakat, bu görüşme sonrası kulislerde konuşulanlar yapılan tek satırlık açıklamayı teyid etmiyor. Bu görüşmeden bir gün sonra Suriye Ulusal Konseyi, Suriye Ulusal Konseyi (SUK) ve Suriye Kürt Ulusal Konseyi arasında, Suriye’deki Kürtlerin talepleriyle ilgili bir anlaşma imzalanacağını duyuruyordu” şeklinde konuştu.
‘Özerk Kürdistan’ın İmza Törenine Davutoğlu’da Katılacak’
Davutoğlu’nun Erbil ziyareti sonrası bazı Kürt liderlerin vermiş oldukları beyanatlarıda anlatan Bursa şu bilgileri aktardı; “İsminin açıklanmasını istemeyen Kürt lidere göre, “Dışişleri Bakanı Davutoğlu tarafından temsil edilen Türk hükümeti, Esed sonrası Suriye’nin federal bir devlet olmasını ve Kürtlere federal haklar tanınmasını sağlayacak olan anlaşmaya rıza gösterecek”. Haber ise şu cümleyle bitiyor, “hem Türkiye’nin hem de SUK’un ‘Esad sonrası Suriye’deki Kürt davası’na destek vermesi bekleniyor.” Bu açıklamalara hükümetten cevap veren, yalanlayan kimse çıkmadı.”
‘35 Milyon Kürt Bir Devlet Hak Ediyor’
10.08.2012 tarihinde basına sızan Eski İstihbaratçı Jacques Neriah’ın kaleme aldığı raporun bir bölümünü de katılımcılarla paylaşan Bursa; “Raporunda Jacques Neriah diyor ki; “dağılmış 35 milyon Kürt en az bir devlet hak ediyor. Zemin var. K.Irak’ta Kürt devleti, İsrail’in çıkarına. Türkiye, K.Irak’ta devlete eskisi gibi tepkili değil. Ancak bu, Suriye’de değişebilir”
ABD Türkiye’yi Kullandı- İslam Birliği Muhakkak Kurulmalı
Konuşmasının sonunda maddeler halinde konferansını özetleyen Bursa “Sonuç olarak; 1- dünya’da gelişen tüm olaylar hak ve batıl çerçevesinde değerlendirmelidir. Aksi halde meselelerin anlaşılması imkansızdır. 2- Ortadoğu dünyayı yönetenler için onlara vaad edilmiş topraklardır. Fırat ile Nil arasında ki topraklarda ki mevcut savaş ve kargaşaların temelinde bu vardır. 3- Suriye meselesinde Türkiye yanlış yapmıştır. ABD Türkiye’yi yalnız bırakmış ve kullanmıştır. 4- Esed gitmelidir. Fakat Esed’in gitmesi İslam Ülkelerinin ortak çalışmalarıyla olmalıdır. Batı Suriye ve diğer meselelere karıştırılmamalıdır. 5- İslam Birliği muhakkak kurulmalıdır” ifadelerini kullandı.
Yorumlar
Kalan Karakter: