Başbakan Erdoğan’ın ‘çapulcu’, ‘yüzde 50’yi evde zor tutuyorum’ gibi ifadeleri ise provokatörlerin ateşi harlamalarında büyük katkı sağlamış, etrafı yakıp yıkmakta haklı olduklarına bu ifadeleri delil olarak göstermiştir.
Gezi Parkı eylemlerinin başladığı günden gelinen noktaya kadar bazı basın yayın kuruluşları ve bir merkezden sevk-ü idare edilen sosyal medya servisleri eylemcileri tedirgin edecek haberler ve bilgiler yayınlarken hem de evde zor tutulan yüzde 50’nin sokağa inmesini sağlamayı amaçlamıştır.
Gezi Parkı eylemini başlatan masum niyetli kitlenin eylemini zedeleyen malum gruplar, durumdan istifade etmek istercesine eylemleri amacından saptırmış, “atılacak son barutumuz var, ya şimdi ya hiç” tahayyülü ile harekete geçmiş, yakmış, yıkmış, eylemi amacından başka mecralara saptırmış, halis niyetle Taksim’de ve Gezi’de bulunan insanların eylemlerine, duruşlarına ihanet etmiştir.
Başbakan Yardımcısı Arınç’la görüşen grupta ‘mal bulmuş mağribi’ ifadesine muvafık düşecek bir hareket tarzı belirleyerek, eylemin ruhuyla uygun düşmeyecek bir çok talebi listeye eklemiş, kabul olunacak taleplerin önünü keserek veya kabul olunmalarını zorlaştırarak adeta basiretsizce davranmıştır.
Bu izahatı yapmamın sebebi, halisane bir niyetle meydana çıkan eylemcilerle etrafı yakıp yıkan provokatörlerin arasını kat’i suretle ayırmamız gerektiğini ifade etmek içindir.
Bu izahattan sonra, Türkiye’de ki Gezi Parkı gerginliğinin farklı bir tezahürü olan Rize’de ki olayı değerlendirmeye, bilinmeyen yönlerini aktarmaya geçebiliriz.
1) Rize’de olaylı geçen eylem, Gezi Parkı eylemleri başladığı günden o güne ilk eylem değildir. Gezi Parkı eylemlerine destek amaçlı birçok eylem yapılmıştır.
2) TGB birkaç gün evvel yine bir eylem yapmış, o eylemde eylem yapan TGB’li gençlere etraftan sataşmalar olmuş, fakat bir olay çıkmamıştır.
3) Olaylı TGB eyleminden birkaç gün evvel, başka bir sendikal grup eylem yapmış, o eylemde küçük çaplı bir gerginlik yaşanmış, olay büyümeden sona ermiştir.
4) TGB’nin olaylı eyleminin yapıldığı gün, öğle saatlerinde KSK bir eylem yapmış, organize olmuş grupeylemcilere saldırmış, eylemciler sendika binasına sığınmıştır.
Gezi Parkı eylemleri başladıktan sonra Rize’de yapılan eylemleri ve eylemlerde yaşananları bu dört maddede toparlayabiliriz.
Şimdi başlıklar halinde olayla sonuçlanan eylemin medyaya yansımayan ve bilinmeyen yönlerini başlıklar halinde sizlerle paylaşmak istiyorum;
Valilik ve Emniyetle yapılan Görüşme
Olayın çıktığı gün, öğlen saatlerinde Cumhuriyet Meydanında KESK bir eylem yaptı. Bu eylemde organize olmuş grup eylemcilere saldırdı. Eylemciler sendika binasına sığınarak saldıran grubun elinden kurtuldu.
Bu saldırı ve merkezde ki dikkat çeken hareketlilik daha büyük bir saldırının habercisi niteliğindeydi. Aynı gün saat 18:00’daMemişağa Parkında, TGB tarafından organize edilen eylemde saldırının boyutu ve niteliği değişebilirdi. Yaşananlar bunun habercisi niteliğindeydi.
Dolayısıyla Valilik ve Emniyetle görüşmeler yapıldı. TGB’li gençlerin başkanı Emniyet yetkilileriyle uzun bir müzakere yaptı. Bu müzakere sonrası ‘huzurun tesisi için’ eylemin iptal edilmesi kararlaştırıldı. Ancak ADD yaşananlara ve uyarılara rağmen eylemin iptaline itiraz ederek, eylemin yapılmasına ‘ısrar’ etti.
Eylemin yapılması ile gergin olan ortamın daha da gerginleşeceği ve daha geniş çaplı bir saldırının olacağı aşikar iken, ADD bir türlü ikna edilemedi. TGB’li gençlerin gördüğünü ADD göremedi. ADD’nin bu basiretsizliği bu tatsızlığı doğurdu.
Belki Emniyet ve Valilik ile yapılan görüşmeyi ve görüşme sonrası aktardığım gelişmeleri inkar edenler olabilir. Ancak bu görüşmelerin yapılmasını sağlayan, bir gerginliğin yaşanmaması için büyük gayret gösteren İnsan Hakları Derneği MYK Üyesi GençağaKarafazlı bu anlattıklarımın en büyük şahididir. Emniyet ve TGB’nin de bu yazdıklarımı inkar edeceğini düşünmüyorum.
Saldırgan Gençleri Halil Bakırcı mı Organize etti?
Rize’de yaşanan olayı takip eden günlerde bir kampanya başladı. Ulusalcı- Kemalist çizgide yayın yapan televizyon ve gazeteler ile Cumhuriyet Halk Partisi yaşanan olayı Rize Belediye Başkanı Halil Bakırcı’ya ihale etmeye çalıştı.
Soner Yalçın’ın sahibi olduğu odatv, Bakırcı’nın saldırgan grubun yanına gelip dağılmasını istediği görüntüleri analiz ederek “Halil Bakırcı’nın gülümser tavrını” işaret ederek ve Rize’de ki TAYAD olayları ve Bakırcı’nın Kürtlerle alakalı bir zaman evvel verdiği ve Türkiye gündemine gelen açıklamasını hatırlatarak sokaklara dökülen gençleri Bakırcı’nın organize ettiğini ifade ederek yaşananları Bakırcı’ya ihale etmeye çalıştı.
Aynı mahiyette bir yazıda Güneş Gazetesi Yazarı Ümit Zileli kaleme aldı. O da yazısında, belli noktalara farklı cümle terkipleri ile değinerek yanaşanların sorumlusu olarak Bakırcı’yı işaret etti.
Konuyu TBMM Genel Kurulunda gündeme getiren CHP Samsun Milletvekili Ahmet İhsan Kalkavan, yaşananların tek sorumlusu olarak Halil Bakırcı’yı gösterdi. Halk Tv, Ulusal Kanal ve aynı çizgide yayın yapan gazeteler de Bakırcı’ya olayı ihale etmeye çalıştı.
Rize’de yaşanan olayın Bakırcı’ya ihale edilme gayreti esnasında dikkat çekin ve şaşırtan husus şu oldu; olayların sorumlusu olarak Halil Bakırcı gösterilirken ve diğer bir ifade ile olay Bakırcı’ya ihale edilmek istenirken Ak Parti Rize İl Başkanlığı derin bir suskunluğa büründü. Ulusalcı ve Kemalist çizgide yayın yapan medya ile CHP ağız birliği yapmışçasına Halil Bakırcı’yı mücrim ilan ederken, Ak Parti Başkanını savunmadı.
Ak Parti’nin savunmadığı Başkan Bakırcı’yı Sabah Yazarı Hıncal Uluç, “Orda ne oldu?” başlıklı yazısında şu cümlelerle savundu;“…Rize polisi, Rize'de yüzleri, belki de ülkede binleri, on binleri kurtardı. Polisin biber gazı ile dağılanlar, yeniden toplanmaya başlayınca, Rize Belediye Başkanı olay yerine geldi. Ortaya çıktı. Baskın yapanlarla konuştu, ikna etti, dağılmalarını sağladı. Binanın içine sığınanlar sağ salim evlerine döndüler..
Görev bilincindeki Rize polisi ve sağ duyu sahibi Belediye Başkanı şimdi düşünmek bile istemediğim bir felaketi önlediler.. Tebrike layıklar.. Bu ülkeyi, özellikle İstanbul'u yönetenler ve eylemciler de Rize'de olup bitenlerden ders almak zorundalar…”
Bakırcı başlığı altında ki bu bölümü şöyle bitirmek istiyorum; Adalet ve vicdan sahibi olmak bir meziyet değil, insan olmanın en temel iki unsurudur. Bir insanı sevmesek te ona karşı adalet ile davranmamız lazım.
Allah Kuran’ı Keriminde "Ey iman edenler, adil şahidler olarak, Allah için, hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın. Adalet yapın. O, takvaya daha yakındır. Allah'tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızdan haberi olandır." buyurmuştur. (Maide Suresi, 8)
Dolayısıyla bir kişiye veya topluluğa olan kinimiz ona karşı adil olmamıza mani olmamalıdır. Bu malum (zikrettiğim) medya ve CHP adalet ile davranmamış, hiçbir delil ortaya koymadan Bakırcı’yı sorumlu ve mücrim ilan etmeye gayret göstermiştir.
Halbuki‘müdde-i iddiasını ispatla mükelleftir’ değil mi? Başkan Bakırcı’nın saldırgan gençlerin yanında tebessüm etmesi, Bakırcı’yı mücrim ilan etmek için yeterli bir delil midir? Asla…
Geçmiş yıllarda yaşanan TAYAD olayını ve Kürtlerle ilgili açıklamasını gündeme taşıyarak “önceden de böyle yapmıştı” diyerek Bakırcı’yı sorumlu göstermek insafla, vicdanla, adaletle izah edilebilir mi? Asla…
Onun için, çamur at izi kalsın tavrından vazgeçilmeli, bu müddeiler iddialarını ispat edecek delilleri ortaya koymalıdırlar. Aksi halde müfteri olacaklardır.
Muhasara Altında Yalanları Yayma Çabası!
Bir Gazeteci- Yazar olarak eylemden bir saat evvel, eylemin gerçekleşeceği parka geldim. Parkta ki çay ocağına oturup eylemi takip etmeye başladım. Kargaşanın başlamasından sonra, 2 saat civarında eylemcilere saldıran gençlerin ve halkın toplandığı bölgede nabız yokladım. Yaşananları daha iyi anlamak için polisten müsaade alarak Belediye İş Hanında mahsur kalan TGB’li gençlerin yanına çıktım, onlarla sohbet yaptım. 1.5 saat yanlarında kaldım.
Herkesin elinde bir telefon, kendilerine yardım edeceklerini umdukları tanıdıklarını arıyorlar. Bazıları jandarmayı arıyor, bir bölümü ise muhasara altında canlı yayınlara telefonla katılıyor. Herkes tedirgin ve gergin. Gençlerin yüzlerinde hem tedirginlik hem hüzün var. Sanki “neden böyle oldu ki, açıklamamızı yapıp parktan ayrılacaktık, başka bir amacımız yoktu” ifadesi var simalarda. Bazıları “İstiklal Marşını beraber okuduk, bize saldırmalarını gerektirecek hiçbir şey yoktu” diyor.
En çok üzüldükleri ise, karşıt grubun kendilerine PKK’lı demeleri idi. Bu ithama çok alınmış TGB’li gençler. “Halbuki Barış sürecine ve Akil İnsanlara biz karşı çıktık. Dedeman’da yapılan Akil İnsanlar toplantısını Dedeman’ın önünde biz protesto ettik. Biz nasıl PKK’lı oluyoruz?” diyorlar.
Dediğim gibi muhasara altında iken canlı yayınlara telefonla bağlananlar vardı. ADD Rize Şube Başkanı Ömer Toprak Halk Tv’ye bağlanarak “Jandarma'nın gözetiminde kendimizi güvende hissederiz. Biz ancak Türk ordusuna güveniyoruz. Onunla bu binadan çıkarız. Arkadaşlarımız Türk bayrağı açtı, ama organize edilen grup tarafından sözlü sataşmada bulunuldu. 200’e yakın basın açıklaması yapan arkadaşımız vardı. Ama bize karşı da aynı sayıda insan vardı. Bu, kardeşi kardeşe kırdırma projesi. Hepimizin elinde Türk bayrağı var, ama organize edilen grup Türk bayrağına saldırıda bulunuyor. Biz ülkemizi parçalama girişimlerine karşı direniyoruz diyoruz. Buna karşı bir grup organize ediliyor, Atatürkçü Düşünce Derneği’ne saldırı yapılıyor. Biz Türk bayrakları ile yürüdük, “Ne mutlu Türküm diyene” diyerek yürüdük. Polis, bize saldıran gruba müdahalede bulunmadı. O grupta güvenlik görevlilerine mensup insanlar var. Bir grup polis bizim güvenliğimizi sağlıyor ama diğer grup bize saldırmaya teşvik ediyor. Binayı taşlamaya başladılar. Biz asker istedik, tek güvencemiz Türk ordusu.. Türk askeri gelmeden kendimizi güvende hissetmeyiz” açıklamasını yapıyor.
Bu açıklamada bir çok mübalağa var. Mesela Saldırganların Türk Bayraklarına saldırdığı iddiası, külliyen yalan. Bayrağa karşı bir saldırı olmamıştır.
Bir diğer saptırma ise, olayın Madımak Olayı mesabesine yükseltilmek istenmesi. Olayı başından sonuna kadar takip eden birisi olarak ifade edebilirim ki, olay anında hiç Madımak havası oluşmamıştır. Atılan ve ADD’nin camlarını kıran birkaç taşı, taş yağmuru altındayız şeklinde ifade etmek belli bir amaca matuf bir anlatımdır.
“Saldırgan grupta güvenlik güçlerine mensup kişilerin var olduğunu” ifade etmek tam anlamıyla art niyetli olmaktır. Aksine polis, olaylı eylemde ve diğer eylemlerde sağduyulu olaya yaklaşmış ve olayı ve diğer eylemleri başarıyla yürütmüştür. Olayın ve diğer eylemlerin sonucunda acı bir tablonun ortaya çıkmaması bu ifademizin en büyük delilidir.
Emniyetin olayı ve diğer eylemleri başarıyla yürütmesinin yanında, bir bayan birde erkek polisin olayı provoke ettiği görüntülerde görülmektedir. Olaydan evvel bir gazetecinin, esnafın bir kısmına uğrayarak esnafı provoke etmeye çalıştığı, bir söylenti olarak Rize caddelerinde dolaşmaktadır.
Ömer Toprak “polisin müdahale etmediğini” ifade ediyor Halk Tv’de ki konuşmasında. Halbuki polis, binayı muhasara altına alanlara üç kez gaz kullanmıştır. Rize’de ki olay 5 saat sürmüştür. Bunun sebebi ise, binayı muhasara altına alanları polisin, müdahale ederek değil, konuşarak, ikna ederek dağılmalarını sağlama gayretindendir. Neticesinde 5 saat süren Rize’de ki olay üzücü bir sonuç doğurmadan, mahsur kalan TGB’li gençlerin binadan burunları dahi kanamadan çıkartılmasıyla sona ermiştir.
Neticeyi kelam; Rize’de yaşananlardan, Rize halkı, Siyasi Partiler, Sivil Toplum Örgütleri, Rize’nin yöneticileri ve tüm Türkiye ders almalıdır. Huzur ve barış ortamının her şeyden daha kıymetli olduğunu biliyorduk, bu olayla bildiğimizi gördük. Hepimiz huzur ortamını zedeleyecek tüm eylem ve girişimlerden ve dahi açıklamalardan sakınmamız lazım.
Yorumlar
Kalan Karakter: