Endonezya’da temaslarda bulunan Başbakan Erdoğan’dan ilk açıklama geldi. Yine bildik üslup, bildik tarz, yine inkarcı bir yaklaşım. Anlamak mümkün değil, Başbakan’ın bu yaklaşım ve üslubunu.
"NATO'dan sınıra füze talebimiz olmadı, iddialar asılsız. Bu füzeyi alma konusunda karar verecek merci biziz. Benim böyle bir şeyden haberim yok. Bu dışişleri kim. Böyle bir şeyden haberimiz yok. Sağır duymaz uydurur cinsinden Reuters böyle bir haber yapıyor. Bizim böyle bir talebimiz olmamıştır" diyen Başbakan Erdoğan’a ilk yalanlama Dışişleri Bakanı Ahmet Davudoğlu’ndan, ikinci yalanlama ise Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’den geldi.
Cumhurbaşkanı Gül, ABD’nin Irak’ı işgal etmeden evvel kullandığı ‘kimyasal silah’ yalanını hatırlatır mahiyette bir açıklama ile patriot füzelerinin talep edileceğini izah ediyordu.
Gül gazetecilere, “Türkiye NATO’nun en eski üyelerinden biridir. Suriye’de çarpışmalar devam ediyor. Bu ülkede kimyasal silahlar olduğu biliniyor. Umarım Suriye Türkiye’ye karşı akılsız bir hareket yapmaz. Ama bu tüp sıcak gelişmeler oldukça bazı tedbirlerin alınması zorunludur. Savunma amaçlı olarak bu tip ihtiyat planlamaları mevcuttur." açıklamasını yaptı.
Türkiye, NATO’dan Patriot füzesi talep etti mi, etmedi mi belirsizliği geçtikten sonra, kontrolün kime olacağı tartışması başladı. Hükümet, tetiğin Türkiye’nin elinde olacağından bahsediyor, teknik olarak bunun nasıl olacağına dair kimse bir şey söylemiyordu.
İkinci bir tartışma ise, patriotların nerelere konuşlanacağıyla ilgiliydi. Ancak, bu gelişmeler yaşanırken patriot füzelerinin Türkiye toprakları üzerine konuşlanmasına karşı çıkan bir muhalif grup oluştu. Patriotların Türkiye toprakları üzerine konuşlandırılmasının altında yatan sebebin Türkiye’yi korumak olmadığını, asıl nedenin Suriye’den sonra işgal edilecek İran’dan, İsrail’i korumak olduğunu söylüyorlardı. Patriotlara kaşı çıkanlar, 1991 yılında yapılan Körfez Savaşı’nın tecrubesiyle meseleye yaklaşıyorlar. Körfez Savaşı’nda yine, Türkiye topraklarına patriotlar konuşlandırılmış, bu füzeler İsrail’i korumuştu.
Muhalefetin patriot karşıtı söylemlerine, NATO aleyhinde ortaya koydukları eleştirilere Başbakan Erdoğan’dan cevap İslamabad’da ki D-8 zirvesinden geldi. “Türkiye bir NATO toprağıdır” garabetiyle eleştirilere cevap veren Erdoğan’a cevap gayet açık ve netti; “Türkiye NATO toprağı değil, İslam toprağıdır”.
Tetiğe kimin basacağı uzun uzun konuşuldu, mesele günlerce gündemde ki yerini korudu. İsrail’in güvenliği için konuşlanan füze sisteminin tetiği üzerinde ki parmağın kime ait olduğunun ne önemi vardı…
Tartışma konusu olan, bilirsizlik içeren noktalarda, zaman içerisinde tek tek netleşti . Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, “füzelerin yeri ve sayısına NATO karar verecek” açıklamasıyla füzelerin nerelere konuşlandırılacağına kimin karar vereceğine dair kafalarda ki soru işaretlerini giderdi.
Füzelerin yerlerini belirlemeyi sana bırakmayan NATO, tetiğin kontrolünü sana bırakır mı? Tetiğin üzerinde ki parmak kimin parmağı olacağını NATO Genel Sekreteri Rasmussen açıkladı.
NTV Brüksel Muhabiri Güldener Sonumut’a konuşan Rasmussen, "Komuta, NATO Komuta Kontrol sisteminde olacak. Patriot füzeleri NATO müttefikleri tarafından yerleştirilecek ve füzelerin komutası, NATO Komuta Kontrol Sistemi'nde olacak” ifadeleriyle olaya son noktayı koydu.
Hükümet, bilhassa Erdoğan ve Davutoğlu ne kadar yüksek perdeden patriotların Türkiye’ye konuşlandırılma sebebini Suriye meselesine bağlasa da, Suriye’nin Türkiye’yi patriot yerleştirmeye mahkum edecek kadar bir güce ve konuma sahip olmadığı herkesçe malumdur.
Suriye, Türkiye’ye saldıracak güçte değildir. Ayrıca Esed, NATO üyesi bir ülkeye, tahtının sallandığı, idam sehpasına çıktığı ve başını ilmiğin arasına soktuğu bir zamanda saldıracak kadar çıldırmış değildir.
Dolayısıyla, Türkiye’nin güvenliği için patriotlara ihtiyaç vardı, Suriye saldırabilir, kimyasal silah kullanabilir gibi gerçek dışı bahaneler, ABD’nin Irak işgali evveli ortaya koyduğu asılsız bahanelerden farksızdır.
***
Patriotların topraklarımız üzerine konuşlandırılması ilk değil. Daha evvel 1991 ve 2003 yılında da patriotlar Türkiye toprakları üzerine kurulmuştu.
Buradan hareketle şu tespiti yapabiliriz; Patriotlar, iki defa da savaş esnasında Türkiye’ye kuruldu. Dolayısıyla bölgede Türkiye’nin de içerisinde olacağı yeni bir savaş olabilir.
Ayrıca patriotlar, her iki defasında da Amerika’nın fiili bir saldırı yapacağı esnada Türkiye’ye konuşlandırıldı. Bu ise daha dikkat çekici bir husus.
Türkiye’de bir çok operasyon yapan, terörü destekleyen Çekiç Güç ise patriotlarla beraber gelmişti İncirlik’e.
Patriotların Türkiye’ye konuşlandırılacağı basına sızdıktan ve kesinleştikten sonra akıllara gelen bir çok soru var. Bu sorulardan ilki ‘Patriotların kime karşı kullanılacağı’ sorusudur.
Suriye’nin Türkiye’ye saldıracak bir gücü bulunmamasına rağmen, hatta Esed’in NATO üyesi bir ülkeye saldıracak cesareti gösteremeyeceği ortadayken, peki o zaman bu füzeler kimin için?
İkinci soru ise, patriotların zamanlamasıyla ilgili. Neden şimdi? sorusu patriot meselesi bakımından gayet mühim bir yer teşkil ediyor.
İsrail’in Gazze’de, çoluk çocuk demeden girişti katliamdan sonra patriotların gündeme gelmesi tesadüf olabilir mi? “Asıl hedefin İran olduğu, Gazze saldırısı ise sadece provadan ibaret olduğu, Demir Kubbe sisteminin denemesi için Gazze’ye saldırıda bulunulduğu” iddiaları konuşulduğu bir zaman diliminde patriotların Türkiye’ye gelmesi ‘neden şimdi?’ sorusunu daha da mühim kılıyor.
Bir diğer soru ise, Rusya ve İran neden karşı çıkıyor sorusudur. Rusya Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Aleksandr Lukaşeviç, "Türkiye-Suriye sınırının silahlandırılması tabii ki, endişe edilmesi gereken bir durum" açıklamasıyla ve daha sonra ki zamanlarda diğer yetkililerin de yaptıkları açıklamalarla patriotlara karşı olduklarını belirttiler.
Putin’in Türkiye ziyaretinde her ne kadar ticari anlaşmalar öne çıktıysa da patriotların konuşulmadığını düşünmek saflık olur.
Tepki veren bir diğer ülke ise, doğal olarak İran’dı. İran Radyo Televizyon Kurumu'nun (IRIB) haberine göre Mihmanperest, Türkiye'nin yoğun çatışmaların yaşandığı Suriye'den kaynaklanan tehdide karşı NATO'dan Patriot füzeleri talep etmesini değerlendirmiş, "Bu konu, Suriye'deki sorunu halletmeye yardım etmeyeceği gibi, sorunun daha da zorlaşması ve karmaşık hale gelmesine yol açabilir" ifadesi ile Türkiye’nin patriot adımının bölgeyi felakete sürükleyeceğini belirtmişti.
Türkiye’nin Rusya ile derin ticari ilişkileri var. Gaz konusunda Rusya’ya bağımlı olduğumuzu belirtmemize gerek yok. İran ile de ticari ilişkilerimiz var. Ciddi anlamda petrol alış verişimiz var. Üst düzey ticari ilişkimizin bulunduğu Rusya ve İran’ın itirazına rağmen, Suriye’nin saldırma ihtimalinin bulunmayacağını düşündüğümüzde, gerçeğin ifade edilenden başka olduğu sonucuna varıyoruz.
Bir başka soru ise, patriotlarla birlikte kaç tane yabancı askerin geleceği konusudur. Başbakan Erdoğan “yeni tezkereye gerek yok” diyor. Bu askerlerin milliyeti ne olacak? Sayıları kaç olacak? Bu soruların cevabı henüz netleşmedi. Haberlere göre üniformasız çalışacaklarmış. Türkiye’de, yirmi küsur NATO üssü var zaten. Tekrar asker takviyesi neden yapılıyor ve bunlar üniformasız neden çalışıyorlar?
Patriot denilen füze sistemi nasıl çalışır, özellikleri nelerdir? Kısacası patriot nedir?
“Yoğun ECM (Elektronik Karşı Koyma) şartlarında dahi süpersonik uçaklara üstünlük sağlayabilecek, yerden havaya atılan bir füze. Uçaklara olduğu kadar, taktik balistik füzelere karşı da kullanılabilmektedir. Körfez Savaşında Irak'ın elindeki Scud füzelerine karşı başarıyla kullanıldı. TrackViaMissile (Füze Güdüm Sistemiyle İzleme), tam güdümlüdür. Mobil ve sabit lançerlerden kullanılabilir. Çok fonksiyonlu AN/MPQ 53 radarı mevcuttur.
Uzunluğu 5.30 m, çapı 41 cm, ağırlığı 906 kg'dır. 105 km menzili vardır. 60.000 feet irtifaya kadar kullanılabilir. Amerika, Körfez Savaşında, Türkiye, İsrail ve Suudi Arabistan'daki önemli sanayii merkezlerini, limanları ve diğer stratejik yerler dahil yerleşim merkezlerini korumak için Patriot ve Hawk füze bataryalarını kullanmıştır.”
Ramazan BURSA
Yorumlar
Kalan Karakter: