Önce işin başına dönelim...
Malum biliyorsunuz 30 Mart Seçimleri öncesinde 17 Aralık'ta yaşanan operasyonların ardından, zaten gergin olan ülke siyaseti bir o kadar daha gerildi. Liderlerin birbirlerine karşı sert söylemlerini görmüştük ama, bu operasyonun ardından bu söylemler daha da sertleşerek, "Ah nerede o 1990'lı yılların seçimleri" dedirtir hale getirdi.
5 Mart Çarşamba günü CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nun Rize Cumhuriyet Meydanında mitingi vardı. CHP teşkilatı, her ildeki miting öncesi olduğu gibi, burada da mitinge yarım saat kala, Başbakan Erdoğan ile oğlu Bilal ve iş adamları arasında geçtiği iddia edilen ses kayıtlarını yayınlamaya başladı.
İşte bu noktada da CHP hata yaparak fitili de ateşlemiş oldu.
Başbakan'ın evinde, üstelik meydanında gümbür gümbür hoparlörlerden, yolsuzluk yapıldığı iddia edilen kayıtların yayınlanması, miting esnasında çıkacak olayların da bahanesini oluşturdu.
Her ilde yapılan bu ritüel, Rize'de tekrarlanmayabilirdi. Bilerek "tahrik ve provokasyon yapıldı" bahanesi, rakiplerinin eline verilmemeliydi.
Hadi CHP teşkilatı bunu bilerek yaptı, peki Ak Partililer bu tahrik ve provokasyona neden kandı? Onların da meydanda yaptıkları provokasyondan farklı bir duruş değildi ve bunun Başbakan'ı sahiplenmeyle ilgisi olduğunu düşünmüyorum.
Hani Rizeli misafirperverdi? Hani Rizeli insan severdi? Maalesef bu özelliklerimizi, mitingden bir kaç gün önceki Rizespor-Galatasaray maçında göremediğimiz gibi, CHP mitinginde de göremedik.
Herkesin siyasi düşüncesi var ama maalesef herkes tıpkı parti liderleri gibi birbirine tahammülsüz hale gelmiş. Oysa CHP miting alanında her gün yüz yüze baktığımız, oturup sohbet ettiğimiz insanlar yok muydu? Onların da liderlerini dinleme, izleme ve destekleme hakları var.
"Efendim Kılıçdaroğlu Rize'ye gelip Başbakan'ı eleştiremez..." diye düşünülebilir ama bana göre yanlış bir düşünce bu. Hakaret edemez doğrudur ancak onlara göre yanlışları varsa, bunları seçmeniyle paylaşabilir. Tüm liderler bunu yapmıyor mu?
Maalesef, liderlerdeki bu gerginlik, tabana da yayılmış durumda. O gün izlediklerimi ben ne Ak Partililer'e, ne de Rizeliler'e yakıştırabildim. Evet CHP yanlış yapabilir ama daha Kılıçdaroğlu "Sevgili Rizeliler" der, demez "Yuh ve Recep Tayyip Erdoğan" sesleri başladı. Miting alanındaki binanın karşısındaki Başbakan Erdoğan bayrağı indirilerek saygısızlık yapıldı.
Miting ilerledikçe Ak Partililer'in gerginliği arttı. Su şişeleri (ki bazılarının içine taşlar yerleştirilmişti), değnekler, çakmaklar miting alanındaki CHP'lilere atılmaya başladı. Güvenlik çemberinin üstüne yürünerek olay çıkartılmaya çalışıldı.
Bu davranışların savunulacağı bir taraf yoktur. CHP miting öncesi tahrik etmişse, bu davranışlar da sadece CHP'yi değil, Rize'yi, Rizeliler'i ve bana göre Başbakan'ı provoke etmektir. Şiddet kullanarak Başbakan'ı sahiplendiğini sanan bir zihniyeti kabullenemiyorum.
O sopalar, değnekler, o içi taş dolu şişeler insanları yaralasa ki, o alanda bir çok da küçük çocuk vardı. Onlara bir zarar gelse, CHP'li vatandaşlar da aynı şekilde karşılık verip daha büyük bir arbede çıksaydı, kim sahiplenecekti, kim savunacaktı bu olup bitenleri çok merak ediyorum.
Evet Başbakan'ı sahiplenelim ama bu şekilde değil. Şiddet kullanarak, senin gibi düşünmeyenin düşüncesine saygısızlık ederek Başbakan'ı sahiplenemeyiz. Onu sahiplenecek yer bana göre meydanlarda toplu destek yürüyüşleridir, sandıktır. Ama asla bir başka siyasi partinin mitingini sabote etmek değildir. Bu ne misafirperverliğimize, ne de insan severliğimize yakışır.
Bu olayın ardından Bakan Hayati Yazıcı'nın “Dün yapılanlar tamamen Rizeli’ye yönelik provokasyondu. İyi ki gençler, farklı tepki koymadı” açıklamasını çok vahim buluyorum. Evet Sayın Bakan, iyi ki gençler o dediklerinizi yapmadı ve durumu gözlemleyen Kılıçdaroğlu, iyi ki mitingi kısa kesti de, gençlerin farklı bir tepki koymasının önüne geçti. Yoksa çok daha kötüsü olabilirdi. İşte o zaman ne şekilde bir açıklama yapardınız çok merak ediyorum.
Bu konuyla ilgili en güzel açıklamayı bana göre MHP Grup Başkan Vekili Oktay Vural yaptı. Rize temasları esnasında sorulan soruya, Rize'ye yakışmayan bir görüntünün sergilendiğini ifade ederek, "Bütün vatandaşlarımızı bu seçimlerde aklıselim davranmaya davet ediyoruz. Yaşanan bu gerginliklerin tabana yayılması doğru değil. Parti liderlerinin kendi aralarında yaptığı tartışmaların vatandaşlar arasında kutuplaşma yaratmasını takdir etmiyoruz" şeklinde konuşması, aslında bana göre Bakan Hayati Yazıcı'nın da yapması gereken bir açıklamaydı.
Eğer sizler, yaşanan gerginliklerin, CHP mitinginde olduğu gibi halka yansımasını savunur, desteklerseniz, ortaya daha vahim görüntüler de çıkabilir. Keza Sayın Bakan'ın Pazar ilçesinde protesto edilmesi bunun bir göstergesidir. Bir başka ilde de Başbakan Erdoğan'ın bu tür protestolarla karşılaşması da muhtemeldir.
2011 seçimleri öncesini hatırlayın. Kılıçdaroğlu'na Rize'de yumurta atıldı. Bir kaç gün sonra Hopa'ya giden Başbakan'a daha sert protestolar edildi ve az kalsın bir koruma görevlisi hayatını kaybediyordu.
İşte bunların olmaması için siyasetçiler söylemlerine dikkat etmeliler. Halkı gerginliğe, kutuplaşmaya sevk edecek açıklamalardan kaçmak gerekiyor.
Son olarak, o gün yapılan davranışların savunulacak bir taraflarının olmadığını yineleyerek, dileğim; benzer olayların ilimizde ve diğer illerde hiç bir partinin mitinginde yaşanmamasıdır.
Yorumlar
Kalan Karakter: