Yeşil sermaye bu ülkede irticayı besliyor, mürteciler ise ülkede şeriatı hakim kılmak için var güçleriyle çabalıyor, hedefe vuslatlarına az bir mesafe kalmıştı yaygaralarının koptuğu o toz duman günler.
İnsanlar sınıflara ayrılmış, ‘tek tip insan oluşturacağız’ naralarının atıldığı, 8 yıllık eğitim ile bu düşüncenin hayata geçirilmeye çalışıldığı karanlık yıllar.
Tesettürlüleri yarasaya benzeten örümcek beyinlilerin, ‘siyasi hayatıma mal olsa da 8 yıllık eğitimi çıkaracağım’ diyen nursuzların, dönemin hükümetine ‘beceremediniz çekin gidin’ diyen şuursuzların kol gezdiği, itibar gördüğü, saygı duyulduğu günler.
O günler, inançlı insanlar için buhran dolu günlerdi. Dün açısından tüm Müslümanlar için imtihan günleri, sevabın çok olduğu günler, bugün bakımından yaş ile kurunun, samimi ile samimiyetsizin, dirayetli ile zayıfın, hakkı savunmaya ve hakim kılmaya devam etmeye yemin edip sadık olanla, ahdinden cayanın, ahreti tüm dünya güzelliklerine tercih edenle, dünyanın nefse hoş gelen güzelliklerini Rıza’yı Bari’ye yeğleyenin ayıklandığı günler.
İstanbul dukalığı her zaman siyasete hakim olmuştur Türkiye’de. Tüsiad iktidarlar devirip iktidarlar kurmuştur. Onların hoşuna gitmeyen icraatlar yapan hükümetler, iktidarlarında uzan zaman kalamamışlardır. Medya ve sermaye ellerindedir. Medya gücüyle hükümetleri yıpratıp sonrada ülkeyi erken seçime götürmüşlerdir.
Onlar, tarz ve tavır bakımından Firavun’un 20. Yüz yılda ki torunları gibidirler. Yani zalimdirler. Ayrıca sadıktırlar, bu toprakların değerleriyle, tarihiyle savaşacak kadar sahiplerine.
Türkiye’nin yağını balını yiyen, uluslar arası elitlerin ülkemizde ki ayakçıları bu sevimsiz simalar, ülkeyi sömürmelerine izin vermeyen iktidarı efendilerinin planları çerçevesinde yıkmışlardı.
Ülkenin tüm kaynaklarını, tüm gelirlerini biz sömüreceğiz, hakkımız olsa da olmasa da biz yiyeceğiz hissinde ve azminde olan bu elitler, Müslüman insanların kazanmalarına mani oldular o dönemde. Bin bir türlü iftira attılar, lakaplar taktılar, benzetmeler yaptılar ve onları iflasa sürüklemek için ellerinden geleni artlarına koymadılar.
Kombassan’ı Yimpaş’ı, Jetpa’yı hatırlayın. İhlas Holdingin başına gelenler, Müsiad mensubu iş adamlarına reva görülen muameleler. Ülker’in askeri kantinlere girmek için verdiği mücadele.
Müslüman halk ne yaptı? Müslüman kimliklerinden dolayı engellendiğini düşündüğü bu firmalara sahip çıktı. Eti ürünlerine karşılık Ülker ürünlerini tüketti. Hatta Ülker ürünü almayı, önemli bir vecibe olarak görme noktasına kadar getirdi.
Sonra ne oldu?
2002’den sonra konjonktür değişti, sistem değişti. Yeşil sermaye ismiyle adlandırılan iş camiasından çoğu da zamanın ruhuna uydu ve değişti.
Mesela Enver Ören, İhlas Holdingi sahiplenen Müslümanlara verdiği sözleri yerine getirmedi. TGRT’nin nasıl kurulduğunu cümle alem biliyor. Hangi niyetlerle, hangi amaçla desteklerini vermişti Müslümanlar. Sibel Can’ı yılbaşı gecesi ekranda izlemek için mi?
Gazetenin yayın politikası ortada. Müslümanların birliği, iyiliği, İslam Aleminin birliği ve dirliği için tek bir yayın görmek ise imkansız denilecek noktada. ABD ağzıyla yapılan haberler, korkakça yazılan yazılar, etliye sütlüye karışmayacak tarzda bir yayın politikası.
Ülker’e de Müslümanlar büyük destek verdi. Ülker bugün dünya markası ise bunu, Müslümanlara ve Müslümanların İslami hassasiyetine borçludur. Ülker’in sahiplerinin Müslüman kimliklerinin diğerlerinden daha fazla ön plana çıkması, İstanbul dukalığı tarafından baskı altına alınması, askeri kantinlere sokulmaması Müslümanlarda ‘Ülker bizimdir, ona sahip çıkmalıyız’ refleksi oluşturdu.
Ülker, askeri kantinlere girmek ve baskıdan birazcıkta olsa kurtulmak için neler yapmadı ki… Mehmetçik Vakfı’na yüklü miktarda bağışlar yaptı. Emekli Generalleri şirket bünyesine aldı, yüklü maaşlar verdi. Ama Ülker bu ülkenin Müslüman halkının hassasiyetiyle büyüdü, dünya markası oldu.
Dünya egemenlerinin yerli ayakçıları tarafından baskı altına alındıkları ve yok edilmek istendikleri için Müslümanlar bu firmaları desteklediler. İfade ettiğimiz gibi, 2000 sonrası değişen konjonktür bizimkiler ile ötekileri yakınlaştırdı, hemen hemen aynı çizgide buluştular. Artık manaya hizmet için maddeyi kazanmaktan vazgeçtiler, manayı maddeyi kazanmak için kullanır oldular.
Kapitalistleştiler, para kazanmak için yapamayacakları hiçbir şey yok, her ortaklığa girer, her filimi çevirir, her dostluğu kurar, her yalanı söyler oldular. Bu tip davranışların fetvasını bu imkanları kendilerine sağlayan ‘paranın dini ve dili olmaz’ sözünün sahibinden mi alıyorlar?
Bu yazıyı yazmama vesile olan KOÇ- ÜLKER ortaklığı oldu. (1) Biri İstanbul dukalığının kıdemli üyesi, Bilderberg’in Türkiye Temsilcisi diğeri Yeşil Sermaye…
Şimdi sormak lazım, Koç mu kapitalizmin bekçiliğinden ve dünyanın efendilerine hizmetten vazgeçti, yoksa adı yeşil içi kırmızı sermaye dünyanın egemenlerine dünyayı cennet gibi yaşamak için boyun mu eğdi?
Arkadaşlar şimdi sorarım size, bizim Ülker ve gibileri ile Müslümanlara baskı uygulayan, aşağılayan, medyası ile ve tüm gücüyle saldıran, inançlarımızı yaşamamıza mani olan İstanbul dukaları arasında ne fark var?
Ramazan BURSA
Yorumlar
Kalan Karakter: