Menemen hadisesi de, Müslümanların varlığından rahatsız olan mihrakların bu varlığı yokluğa tebdil için giriştiği onlarca tertipten sadece biridir.
Üç beş sarhoşun, esrarkeş ve aptalın girişimiyle düzenin değiştirileceğini iddia etmek, Mehdi olarak esrarkeş Mehmet’i ciddiye alıp, böylece sunmak, Şeriat’ın hakimiyetinin üç beş esrarkeş, satılmış bedbahtın eliyle olacağını ifade etmek ancak İnönü önderliğinde ki Cumhuriyet Halk Partisi’ne ve o çizginin bugünkü varislerine yakışırdı, onlarda yakışanı yaptı.
Menemen hadisesi, öyle bir hadisedir ki, bu tertip, insanları irşad etmekten, güzel ve iyi insan olmaları için cehd-u gayret göstermekten başka ne hafi, nede aşikar bir amacı olmayan Tarikat-ı Aliyye-yi Nakşibendi’yi yok etmek, ortadan kaldırmak ve Meşayıh’ın büyüklerinden olan Esad Erbili Hazretlerini ortadan kaldırmayı amaçlayan, bu vesile ile insanların iyiliği ve maneviyatı için çalışan tüm cemaatleri bastırmak, sindirmek ve yok etmek için organze edilmiş şeytani, kabih bir eylemdir.
1930 yılında Serbest Fırka tecrübesini yaşayan Türkiye, birçok bedel ödemeye mahkum kılınmıştır. Cumhuriyet Halk Partisi’nin insanların inançlarından, kültüründen uzak duruşu, baskıcı, zorbaca, ve adeta zalimce tavır ve fiilleri, halkın bizzat kendisi ile mücadeleye girişmesi, Mübarek İslam Dininin ortadan kaldırılmasına ant içmişçesine sırtlanların saldırmasını andıran bir saldırmayla milletin kıymet ve ehemmiyet verdiği din alimlerine saldırması ve onları şehit etmesi, ayrıca Din-i Mübin-i İslam’ın yaşanmasına yasak koyması ve gizlice bu yasakları ihlal edenleri canının alınmasına varıncaya kadar ağır cezalar uygulaması Serbest Fırka’nın kurulmasından sonra halkın rağbet göstermesine, adeta bir su gibi Serbest Fırkaya akmasına vesile olmuştur.
Serbest Fırka kurulduktan sonra ifade ettiğimiz bu sebeplerden dolayı, halk tarafından büyük teveccühe mazhar olmuştur. Bilhassa Ege vilayetleri Serbest Fırkayı, kendilerini bu vatanın yaratıcıları olarak gören hayırsız, ebter ve zalimlerin zulümlerinden kurtaracak bir can simidi olarak gördüğünden adeta can havliyle sarılmıştı.
Bu patlamanın tek nedeni Cumhuriyet Halk Partisi’nin ve hayırla yad edemediğimiz İnönü’nün baskı ve yasaklarıydı. Serbest Fırkanın çıkışı, insanların içinde bulunan ve alev alev yanan din davasını ortaya çıkarmış ve insanlar Serbest Fırkaya akın etmişti.
Bunu gören Halk Partisi adeta apışıp kaldı. Bundan ötürü insanları manevi olarak besleyen tüm kurum ve müesseseleri tarumar ve yok edercesine, şahsiyetleri ise ortadan kaldırırcasına saldırdılar. İnsanları manen besleyen cemaati, Nakşi olarak belirlediler, ortadan kaldırılmasına ant içtiler.
Menemen hadisesinin figürlerine baktığımız zaman ‘şeriatı hakim kılmak ve Mehdilik’ gibi meselelerden uzak kişilerdir.
Kendini Mehdi olarak ilan eden Giritli Mehmet, İslam tarihinde ortaya zaman zaman çıkıp Mehdilik iddiasında bulunan delilerden biridir. Ayrıca esrarkeş ve etrafında sevilmeyen bir kişiliktir. O zaman ki yayınlara baktığımızda görürüz ki “Manisa’nın Arpalan semtinde yaşayan Giritli Mehmet herkes tarafından nefret edilen bir kişidir”
Diğer figür ise Sütçü Mehmet’tir. Sütçü Mehmet, mahallede süt satan, saf, aciz, kendi halinde bir kişidir.
Üçüncü figür ise Şamdan Mehmet’tir. Budala ve ahmak karakterli bu adamın mesleği budayıcılıktır.
Çoban Ramazan, keçi çobanlığı yapan 18-19 yaşlarında bir delikanlıdır.
Nalinci Hasan ise, Mehdi Mehmet gibi Giritlidir. Ancak tertibin farkında değildir.
Zeki Mehmet, budayıcılık işiyle meşgul olan, para ve menfaat için yapamayacağı şenaat bulunmayan kötü bir karaktere sahiptir.
Şimdi bu beş tane işe yaramayan, Menemen’e giderken yolda birkaç kez esrar partisi yapan, dinle diyanetle alakası bulunmayan zavallı şahsiyet mi Şeriatı hakim kılacaktı? Buna inanmak ancak aptalların işidir. Ayrıca tüm belgeler, jandarma ve emniyet raporları, mahkeme tutanakları, Genel Kurmay’ın açıkladığı tarihi vesikalar ortadayken bugün dahi bu aptalca iddiayı söylemek, bu yalanın sürmesi için bu yalanın anlatıldığı konferanslar tertip etmek, bu konferanslarda cinnet geçirmiş tarihçileri davet etmek suretiyle din ve dindarlara saldırıda bulunmak ancak ve ancak o günün müstekbir ve zalim yöneticilerinin yolunu takip eden zavallıların işidir.
Burada sorulması gereken birkaç sual vardır. Bunlardan ilki bu tertip için neden Menemen seçilmiştir?
Serbest Fırka’nın kurulmasından sonra, Menemen’de hukuken siyaset yapabilecek ehliyete sahip tüm sakinler Serbest Fırkaya geçmişti. Bu durum Cumhuriyet Halk Partisi’nin dikkatini çekmiş ve bir ekibi Menemen’e göndermişti. Menemen halkı Cumhuriyet Halk Partisi’ne karşı içinde biriktirmiş olduğu tüm nefret ve kini ‘YUH’ haykırışları ile ekibe ilan etmişti.
Bu durum kabul edilemeyecek bir durumdu. Ve karar alındı, ‘Menemen’e gözdağı vermek artık elzemdir’
Bir diğer hadise ise, ilk meclisin mebuslarından Hasan Basri Çantay ve Salih Yeşil tarafından anlatılan şu hadisedir;
Bursa’da ki Adapalas Otelinde bulunan Cumhuriyet Halk Partisinin önde gelenlerinin bir olay dikkatlerini çeker. Otellerinin önünde taksiler ve otobüsler durur, içerisinden dini kisveli insanlar iner. Olayı kendi aralarında yorumlayan Vasıf Çınar, Şükrü Kaya, Mahmud Esad ve diğerleri, “Kimdir bu softalar? Yoksa bizden bir maruzatlarımı olacak” diye konuşurken aralarından bir, “yok efendim, onlar karşıda ki Hakkı Paşa Otelinde bir Şeyh vardır, bu insanlar onu ziyarete geliyorlar” der.
Cumhuriyet Halk Partisi ekibi,
- kimdir o şeyh?
- Erbilli Şeyh Esad Efendi… Meşhur Nakşi Şeyhi
- Ya öylemi?
İşte o akşam orda alınan karar şudur;
“Artık bu softaların dibine kibrit suyu dökmenin zamanı gelmiştir. Zaten Menemen’i mahkum etmiştik. Orada bir olay çıkartıp rejime karşı bir başkaldırı, bir kıyam olarak sunulacak, sonra bu olay tüm ülkeye yayılıp din elebaşları tek tek toplanıp ezilecektir”
Bu hadiseyi kitabına alan Necip Fazıl Kısakürek, Hasan Basri Çantay’ın bu olayı yeminle anlattığını aktarır.
Bu tertip uygulamaya konuluyor. Fakat olayın cereyanında dikkat celbedici, ayrıca irdelenmesi icap eden noktalar vardır.
Mesela; Giritli Mehmet başkanlığında ki esrarkeş kukla ekip, namaz kıldıkları camiden aldıkları yeşil renkli sancakla çıktıkları Menemen sokaklarında eyleme başladıkları andan itibaren ciddi bir hükümet mukavemetiyle karşılaşmıyorlar.
On kişi civarında bir askeri ekiple olay yerine gelen Yedek Subay Kubilay, Giritli Mehmet’in yanına tek başına gelip tokat attıktan sonra ayağından silahla vuruluyor. Kubilay’ın yere düştüğünü gören askeri müfreze, süngülerini dahi taktıkları halde neden olay yerinden süratle çil yavrularını andıran bir biçimde etrafa kaçışıyorlar? Sayısal ve silah güçleri bu esrarkeş ekibe yetecek durumda iken, ayrıca asker oldukları halde neden bu askeri müfreze Kubilay’ı ortada bırakıp kaçıyor? Bu, talimatsız vuku bulacak bir durum mudur?
Kubilay’ın başı testere ağızlı bıçakla kesilip Menemen sokaklarında, sokak sokak dolaştırılırken dahi hiçbir güçlükle ve askeri güçle karşılık verilmiyor Giritli Mehmet ve ekibine, neden?
Böyle onlarca soruyu içerisinde barındıran bir vakıa Menemen. Fakat Cumhuriyet Halk Partisi ve zihniyetinin müdavimleri olayı araştırmak ve ortaya çıkarmak yerine, olay üzerinden dine hakareti ve dindarlara baskı yolunu tercih ettiler.
Onlara göre vatanın sahipleri kendileri, dindarlar ise vatanı işgal etmek istiyorlardı. Bu leş fikirli insanların hala, günümüzde de olması, tarihi vesikalara rağmen Kubilay olayını bugün dahi o günkü mecrada kullanmaya azmetmeleri hayret uyandıracak bir durumdur.
İfade ettiğimiz gibi, Menemen olayı üç beş kendini bilmezin kullanıldığı, kendini vatanın yaratıcısı olarak gören bu toprakların değerlerinin düşmanları olan bir grubun tertibiydi. Bu tertip sonrası rejime karşı irticai eylem safsatasıyla günlerce yayın yapılmış, din âlimleri bu işin içerisine katılmış ve başta Nakşî tarikatı olmak üzere cemaatler yok edilmek istenmiştir.
Bu olayın en büyük mağduru ise, Esad Erbili Hazretleri olmuştur. Olayla hiçbir ilgisi olmamasına rağmen İstanbul’da gözaltına alınmış, Menemen’e götürülüp yargılanmış, hasta ve yaşlı olması münasebetiyle yatırıldığı askeri hastanede (iddialara göre) tedavi iddiasıyla yapılan iğnelerle zehirlenmiştir.
Kabrinin askeri kışlanın avlusunda yapılan caminin bir odasında ki masanın altında olduğu birkaç gün evvel ortaya çıktı.
Bu zulmün zalimlerini bugün hayırla yâd eden kaç kişi vardır? Kaç kişi bunların isimlerini tiksinmeden ifade edebiliyor?
Zulümle abat olunmaz, zulümle ancak berbat olunur. İslam’ın nurunu söndürmeye tarihte ki o renksiz kişilerin güçleri yetmedikleri gibi bugün ki varislerinin de kuvvetleri yetmeyecektir.
Ramazan BURSA
Yorumlar
Kalan Karakter: