İslam Kardeşliği Adı altında Selefiliği Ehli Sünet Gösterme Çabası (1)
Akademik lisanla yazılması icap edecek bir mevzuu daha sade ve anlaşılır bir lisanla kaleme almak istiyorum
Yayınlanma :
12.09.2012 13:35
Akademik lisanla yazılması icap edecek bir mevzuu daha sade ve anlaşılır bir lisanla kaleme almak istiyorum. Bunun sebebi, konunun önemli olmasıdır. Çünkü, akademik metinler anlaşılması zor, terimlerin çokça kullanıldığı ve yazının özünün kavranılması herkesçe mümkün olmadığı metinlerdir. Amacımız, okunduğunda yazının tüm okuyucuları tarafından kavranmasıdır. Ayrıca, köşe yazısı herkesçe okunması bakımından daha sade bir lisanın kullanıldığı bir alandır. XXI. yüzyıl, Ehli Sünnet Müslümanlığının İslamla tehrifi ve tahribi ile öne çıkıyor. En azında içinde bulunduğumuz ilk çeyrek için, bütün cereyanlar bu tespiti doğrular mahiyettedir. İslam dininin sevgi, barış, özgürlük gibi kavramları tarihten de hadiselerle desteklenerek öne sürülüyor. Bu çerçevede beraber yaşama, diyalog kurma gibi bir proje Müslümanların önüne koyuluyor. Bu noktalardan hareket edilerek çıkılan yoldan ‘Dinler Arası Diyalog’ müessesesi oluşmuştur. Dinler Arası Diyalog müessesesi, islam dininin ahkama dair olmayan bazı bölümleri alınarak Müslümanlara, bir barış ve mutluluk projesi olarak sunulmaktadır. Yine bu çerçevde planlı yürütülen çalışmalarla Müslümanların algıları ve inançları bu çerçevede yeniden tanzim edilmektedir. Bütün imkanlarla yürütülen bu çalışmaların tesirlerini şimdi görmekteyiz. Türkiye Müslümanlarının algıları değişmiş, Kırmızı çizgileri pembeleşmiştir. Ehli Sünnet Müslümanlığı, Dinlerarası Diyalog projesinin tehtidi altındadır. Bu proje sadece Türkiye’yi değil, tüm İslam alemini kapsamaktadır. Ehli Sünnet Müslümanlığı açısından bir diğer tehtid ise Şii yayılmacılığıdır. İran’ın öncülüğünde yürütülen bu çalışmanın temel amacı tüm Sunnileri, Şiileştirmektir. Ortadoğuda ve Türkiye’de bu çalışmayı yapan onlarca grup ve onlara bağlı medya organı vardır. Şiiler, diyalogcular, selefiler, vehhabiler ve diğerleri Ehli Sünnet görülemeyeceği gibi, onlara ‘tekfirci’ bir anlayışlada yaklaşamayız. Bazı yazarlarımız, İslami Hareketlerin içerisinde aksiyoner görevler yapan kardeşlerimiz ‘İslam Kardeşliği’ adı altında, Ehli Sünnet dışı bazı fırkaları Ehli Sünnetmiş gibi göstermek suretiyle bir yanlışın içerisine girmiş bulunmaktadırlar. Biz bu fırkaların mensuplarıyla kardeşiz ve bizi kardeş kılan Hz. Allahtır. Biz, kardeşimizi düşmanımıza karşı korumalıyız. Ancak kardeşimizin fikri, inancı, mensubiyyeti saf İslam Dinimize zarar veriyorsa, bunada mani olmalıyız. Kudüs davasına ömrünü vakfetmiş, Medresetü’z Zehra’da davası ve mücadelesi uğruna uzun yıllar kalmış bir büyüğümüz olan Nureddin Şirin de, bahsettiğimiz hataya düşmüştür. “Selefilik ve Selefiler, Kardeşmiyiz, Düşmanmıyız?” başlıklı yazısında, bir çok yanlış bilgiye ve tahlile yer vermekle beraber ‘İslam Kardeşliği’ adı altında Selefiliği, Ehli Sünnet gösterme/ sunma çabasında olmuştur. Yazıyı bazı pragrafları alıntı yaparak değerlendirmeye çalışacağız. Nureddin Şirin yazısında şöyle diyor; “Herkes biliyor ki, “Selefilik” ister İmam Ahmed İbn-i Hambel’e, ister İmam İbn-i Teymiye’ye, isterse İbn-i Kayyım el Cezvi’ye uzansın, isterse tarihte “hadis ehli” olarak bilinen alim ve fakihlere dayansın, Ümmetimizin İslami zemininin doğal ve ayrılmaz bir parçasıdır. Şia tarihinde "Usuli" ve "Ahbari" gibi bir ayrım olduğu gibi, Ehl-i Sünnet tarihinde de "Rey Ehli" ve "Hadis Ehli" gibi bir ayrım da söz konusudur. Deyim yerindeyse Şiilerin Usulilileri Ehl-i Sünet’in Rey Ehline benzediği gibi, Ehl-i Sünnet’in Hadis Ehli de, Şiaların Ahbari’lerine benzemektedir. Dolayısıyla “selefilik” olgusu, tamamen bir “ilim” ve “usul” konusudur. “Selefi” denildiğinde sadece son 20 yıldır güncellik kazanan bir kimliği değil, yüzyıllardır var olan İslami bir akımı anlama durumundayız. “Selefilik” İslam ümmetinin içinde yetkin ve saygın yer edinen fakihlerin ve alimlerin görüşleri ışığında şekillenmiş İslami bir yoldur. Hiç kimsenin bu gerçeği göz ardı ederek, “Selefilik” üzerinde ilmi bir değer taşımayan yakıştırmalarda bulunmaya hakkı yoktur.” Selef ve Selefilik arasında ki ayrımın izahı Şirin’in bu cümlelerine cevap olarak yetecektir. Selef; Hz . Peygamber s.a.v.’in “En hayırlı nesil benim dönemimde yaşayanlardır. Sonra onları izleyenler, sonra onların ardından gelenlerdir.”[1] şeklindeki hadisinde “en hayırlı nesiller” oldukları haber verilen ilk üç kuşağa denir. Selefilik, İslam’ı, Selef-i Salihin’in anlayıp yaşadığı gibi anlayıp yaşama iddiasının vücut verdiği bir akımdır. İlk defa Mısır’da Cemaleddin Efgani ve öğrencisi Muhammed Abduh tarafından başlatılan “ İslâmî ıslah” hareketi, daha sonra Selefîlik adıyla anılan zümrenin doğmasına kaynaklık etmiştir. Aşağı yukarı aynı dönemde bugünkü Suudi Arabistan’ın sınırları içinde bulunan Necid bölgesinde ortaya çıkan ve Mısır’daki hareket ile benzer söylemleri dillendiren Muhammed b. Abdilvehhab’ın yürüttüğü “ Vahhabilik ” hareketine de daha sonra Selefilik denmiştir. Bu iki hareket arasında temelde önemli farklılıklar bulunmamakla birlikte, söz konusu iki akım şu noktalarda birbirlerinden ayrılır: 1. İtikadi sahada Vahhabiler Kelam mezheplerini kabul etmezler. Ehl-i Sünnet’in iki büyük kelam alimi Ebu Mansur el-Maturidi ve Ebu’l -Hasan el- Eş’ari Vahhabiler’e göre, saf İslam akidesini kelami deliller kullanmak ve aklı nakle (ayet ve hadislere) hakem kılmak suretiyle bulandırmışlardır. Özellikle müteşabih [2] ayet ve hadislerin Allah Teala’nın şanına ve yüceliğine uygun olarak tevil edilmesine şiddetle itiraz eden Vahhabîler, tasavvufa da aynı şiddetle karşı çıkarlar. Efgani - Abduh çizgisi ise itikadi sahada kelam alimlerinin kullandığı metoda temelde itiraz etmez; Felsefe, mantık ve kelam gibi ilimleri reddetmez ve müteşabih ayet ve hadislerin, Allah Teala ile mahlukat arasında benzerlik kurulmaması için tevil edilmesi taraftarıdır. 2. Vahhabiler, fıkhi mezhep olarak İbn Teymiyye ve öğrencisi İbnu’l -Kayyım’ın çizgisini izler. Diğer mezhepleri ise istihsan, ıstıslah, mesalih-i mürsele … gibi delillere yer verdikleri için bid’atçilikle itham ederler. Efgani - Abduh çizgisi ise genel olarak bir tek mezhebe mensubiyeti reddederek, bütün fıkhi mezhepleri birleştirme eğilimindedir. [3] Anlaşılacağı üzere makalede Selefilik akımını Ehli Sünnet dairesi içerisine dahil etmek amacıyla Selef ve Selefilik ayrımı hakikatiyle yapılmayın Selefilik, Selef’in yolu gibi gösterilme gayreti içerisinde olunmuştur. : [1] Basta Buhârî ve Müslim olmak üzere pek çok hadis alimi tarafindan rivayet edilmistir. [2] “Allah Teala’nin eli, yüzü, gelmesi, gülmesi, gazaplanmasi , Ars’a istiva etmesi…” gibi ilk bakista mahlukata ait özellikler ile benzerlik arz eden, ancak mahiyet olarak farkli olan hususlarin zikredildigi ayet ve hadisler. [3] Ebubekir Sifil – Selef ve Selefilik/ Semerkand Dergisi