Başbakan’ın şu anki durumu, “Men Dakka duka” diye seslendiği ve diktatörlükle suçladığı Suriye’deki Esed’den farksız hale geldi (getirildi).
Tüm bu olayların başlamasının tetikleyicisi İstanbul Taksim’deki Gezi Parkı’nın yıkılıp yerine protestoculara göre AVM yapılması ve ağaçların kesilmek istenmesi oldu.
Aynı zihniyet Atatürk Kültür Merkezi’nin de (AKM) yıkılmasına karşı çıkıyor. AKM yıkıldığında da yerine yepyeni ve daha modern bir AKM binası yapılacak. Gezi Parkı ise içinde eskiden de var olan Toplu Kışlasını ve yine ağaçları barındıracak.
Zaten projeyi inceleyenler böyle bir eyleme karışmazlardı. Dert birkaç ağaç ve AVM yapılacak olması değildi. Yarın İstanbul’da bir AVM yıkılmaya kalkılsa, sırf bunu hükümet yapıyor diye “Alışveriş yapma hakkımız elimizden alınıyor” diyerek o yıkıma da karşı çıkarlar.
Öncelikle Gezi Parkı’nı bildiğim kadarıyla anlatmak istiyorum. İstanbul’da olanlar bunu çok daha iyi bilirler ki, Gezi Parkı gündüzleri ailelerin çoluk çocuk el ele dolaşacakları bir yer değildir. Özellikle marjinal kişilerin takıldığı, buluşma noktası olarak belirledikleri ya da cinsel dürtülerini tatmin için arandıkları bir mekandır ve burada akşamları kuytularda olup bitenler de o parkın namına daima gölge düşürmüştür.
Başta masum gibi görünen bir eylem, bir anda masumiyetten uzaklaşarak ve amacın birkaç ağacı ve gezi parkını korumaktan uzak olduğunu gösterdi. Günlerce sözde çevre koruyucuları İstanbul’da milyonlarca lira zarara yol açan gösterilere sebep oldular. Polisi kışkırttılar, üstlerine gittiler ve polis de istediklerini çok güzel onlara verdi.
Provokatif eylem başarıya ulaştı. Özellikle yabancı basın yaptığı haberlerle adeta Türkiye’de bir iç savaşın başladığını lanse etti. Sosyal medyada hangisine inanılıp, inanılmayacağı bilinmeyen milyonlarca paylaşım gerçekleştirildi. Diğer illerdeki, Taksim eyleminin işbirlikçi kolları da hareketlenerek eylemlere başladı ki, olay tüm ülkeye yayılsın ve bunu da başardılar.
Bu bir Gezi Parkını koruma eylemi değil, bu hükümete başkaldırı eylemidir. Seçimlerde birlik olmayı beceremeyen ve bölük pörçük oylarla daima azınlık kalan gruplar birleşerek, Türkiye’de Ak Partili ve Ak Parti karşıtı ayrışmasını oluşturdu. Bana göre bu gruplar seçimde tek parti olsalar, amaçlarına daha kolay ulaşırlardı.
Hükümeti eleştirelim elbette, özellikle bu olaylar cereyan ettikten sonra Başbakan Erdoğan’ın Tunus ve Fas gezisi öncesi yaptığı açıklamaların ortalığı sakinleştirmekten çok daha da ateşleyen türden olmasını anlayabilmiş değilim. “O ağaçlarda bir kaçını sallandıracaksın” sözleri gerçekten bir diktatörün ağzına uyabilecek sözler. Daha sağduyulu olabilirdi.
Hükümeti, Başbakan’ı, etrafı yakıp yıkarak, vatandaşın malına zarar vererek eleştirmeye kalkmak, hiçbir haklı gerekçenizin olmadığını gösterir. Ülkede yanlış birçok uygulama varken, bu kadar insanın sokaklara dökülmesine sebep olan olay bana göre çok basit.
Artık yapılan her icraatta, çıkartılan her yasada hükümete bir tepki var ama hiç altına bakılmadan yapılıyor bu tepkiler. Sırf “Bunu Ak Parti hükümeti yaptı” diye tepki gösteriliyor.
Bu konularla alakalı çok yazılıp çizildiği için fazla uzatmaya gerek yok aslında, olayın kısa ve net özeti, Ak Partili olmayanların hükümete ve Başbakan’a bir başkaldırısı şeklinde yapılmalıdır. Ancak kışkırtmaların ve provakatif eylemlerin diğer illere de sıçratılmasının altında da farklı güçleri aramak lazım diye düşünüyorum.
Diktatörlük suçlamaları, Başbakan’ın sert açıklamaları, günlerce hükümete yönelik düzenlenen bu eylemler Suriye’deki şu an gelinen noktanın başlangıcını da bana hatırlatmıyor değil. “Arap Baharı” misali Türkiye’de de bir “Türk Baharı” yaratılmak isteniyor da olabilir.
RİZE’DE DE İSTENİLEN OLDU
Taksim’de başlayan ve diğer illere yayılan eylem günler sonra Rize’de de etkisini gösterdi. Belediye parkında düzenlenen ve az sayıdaki kişinin olaysız dağılmasıyla sonuç veren eylemin ardından birkaç gün sonra yeniden toplanan grup bu kez amacına ulaştı ve Rizeli’yi de çığırından çıkarttı.
Ülke yatışmaya başladığı, eylemler hafiflediği bir dönemde Rize’de yeniden toplanmak bence bir şeylerin olmasını istemek anlamına gelir. Ve oldu da, zaten en ufak şeyde nem kapan Rizeli, eylemcileri tartaklamaya kalkarak, saatlerce sığındıkları binanın önünde bekledi. Üstelik Miraç Kandili olmasını umursamadan.
Bana göre amaç “Başbakan’ın memleketinde olay çıktı” denilmek istenmesiydi. Zaten gece Oda.tv adresinde yayınlanan bir haberdeki açıklamalar da, medyaya ne tür bir malzeme sunulmak istendiğini gösterdi.
Şimdi bazı medya kuruluşları, masum bir eylem yapmaya çalışan bu gençlerin üzerine Rizeliler’i hangi grupların veya kişilerin kışkırttığını ve olayların çıkmasına sebep olduğunun araştırılmasını istiyor.
O Rizeliler içinde evet Ak Partilisi de vardı, sırf “kavga var dediler geldik” diyenler de vardı, “Rize sizin oyunlarınıza alet olmayacak” diyip gelenler de vardı.
Bana göre onları kimin kışkırttığına bakılmaması lazım, Rize’de yaşayan zaten Rizeli’yi tanır. Burada yapılan her eyleme tepki göstermez Rizeli, altında bir şey olduğunu hissetmediği sürece…
O yüzden bana göre asıl incelenmesi gereken, Rize’de sorunsuz yapılan bir gezi parkı eyleminden sonra yeniden, üstelik de Kandil günü bir eylemin yapılmasını kimler istedi, bu eylemin gerçekleştirilmesine kimler destek verdi, ve gerçek amaç neydi?
Yorumlar
Kalan Karakter: