Aslında her Müslüman ‘farz’ın ne demek olduğunu bilir. Ancak günümüzde bazı farzlar pek çok insan tarafından ya bilinmemektedir ya da tüm farzların aynı öneme sahip olduğu yeterince idrak edilememektedir. Bazı Müslümanların bakış açısındaki bu eksiklik, bu yanlışlık mutlaka düzeltilmesi gereken çok hayati bir konudur. Zira kişi Allah’ın emirleri arasında kendi tercihine göre bir seçim yapamaz, haşa “Bu hükme dikkat ederim ama şu hükme pek uymasam da olur” diyemez. Allah’ın rızasını kazanmak isteyen bir Müslüman’ın, bir hükmü bile bile yerine getirmemesinin Allah Katında çok büyük bir sorumluluğu olabilir.
‘Farz’ denilince insanların aklına genelde ilk olarak namaz kılmak, oruç tutmak, hacca gitmek gelmektedir. Bu ibadetler elbette ki farzdır. Ne var ki farzlar, sadece söz konusu bu ibadetlerden ibaret değildir. Bu güzel ibadetleri yerine getirmek nasıl ki farz ise dinimizin temel inanç değerlerinden olan ‘din kardeşliği’ de farzdır. Yani Allah’ın açık bir emridir. Rabbimiz bir ayetinde müminlerin kardeş olduklarını şöyle bildirir:
Mü'minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup-düzeltin ve Allah'tan korkup-sakının; umulur ki esirgenirsiniz. (Hucurat Suresi, 10)
Allah, Kuran’da pek çok ayette ‘din kardeşliği’ vurgusunu çok açık bir şekilde yapmıştır. Örneğin Al-i İmran Suresi’nin 103. ayetinde Allah, “Allah’ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın… O kalplerinizin arasını uzlaştırıp ısındırdı ve siz O’nun nimetiyle kardeşler olarak sabahladınız…” buyurmuştur. Ayetin manası çok açıktır. Ve muhkem bir ayettir. Ayette geçen, “Allah’ın ipi” ifadesi İslam dinidir. Yani Rabbimiz bizden, dinde ayrılığa düşmeden kardeşlik ruhuyla hareket etmemizi istemektedir. Aksi halde ise, Allah Enfal Suresi’nin 46. ayetinde çok açık bir ifadeyle, “gücümüzün gideceğini”, yani İslam dünyasının zayıflayacağını bildirmiştir. İşte bugün İSLAM ÂLEMİNİN İÇİNDE BULUNDUĞU DARLIK, SIKINTI VE ZORLUKLARIN EN ÖNEMLİ SEBEBİ, DİNDE AYRILIĞA DÜŞÜLMÜŞ OLMASI VE KARDEŞLİK BİLİNCİNİN SON DERECE ZAYIFLAMIŞ OLMASIDIR.
İSLAM KARDEŞLİĞİ GEREĞİ GİBİ YAŞANSAYDI ARAKAN BU DURUMDA OLMAZDI
Son aylarda “Arakan” bölgesi hemen herkesin bildiği bir yer halini aldı. Bunun sebebi ise tarihin en büyük insanlık ayıplarından biri haline dönüşmüş olmasıdır. İnternette, gazete ve televizyonlarda ‘Arakan’da Vahşet” haberleri sık sık yayınlanır oldu. Ancak birçok insan bölgede yaşanan zulme karşı şaşırtıcı bir kayıtsızlık içinde. Söz konusu haberleri gören kimi insanlar bu vahşet videolarına göz ucu ile bakıp sadece, “Yazık bu zavallı insanlara” deyip geçerken, kimileri ise “Görüyor musun dünyada neler yaşanıyor, halimize şükredelim” demektedir. Bazıları ise kendilerince büyük tepki gösterdiklerini düşünüp yaşananların sorumlusu olarak kimleri görüyorlarsa onlara lanetler yağdırmakta ve bu şekilde aslında kolay yoldan vicdanlarını rahatlatmaya çalışmaktadır. Hatta, “Bunları yapanlara derslerini verelim, yerle bir edelim!” gibi nutuklar atanlar da vardır. Ancak tüm bu tepkilerin hiçbiri çözüm sunabilen ya da bir sonuç getirebilen reaksiyonlar değildir.
Oysa ki durum çok şiddetli bir hal almış olmakla beraber çözümsüz değildir. Tıpkı Filistin’de, Irak’ta, Afganistan’da, Doğu Türkistan’da, Suriye’de yaşananların çözümsüz olmadığı gibi. Bugün Müslümanlara baskı, zulüm, şiddet uygulanabilmesinin ana sebebi, Müslümanların birbirlerine gereği sahip çıkmıyor olmalarıdır.
Biz Türkiye’de yaşıyoruz, Müslüman bir ülkeyiz. Ama Müslümanlar sadece bizim ülkemizde yaşamıyorlar. İki milyara yakın sayıda Müslüman dünyanın dört bir yanında yaşıyor ve bunların çok önemli bir kısmı da ya eziyete uğruyor, ya eziliyor ya da Arakan’da olduğu gibi tüm dünyanın gözleri önünde katlediliyor. Çünkü İslam alemi kendi içinde birbirine düşmüş, ayrılıklar baş göstermiş, bir yandan bağnazlığın etkisi diğer yandan yorum farklılıkları nedeniyle Allah’ın farz olan hükümleri unutulur hale gelmiştir.
Elbette bu, bir Allah’a iman ve kulluk eden Müslümanlar için kabul edilebilir bir durum değil. Bir insan öz kardeşinin canının yanmasına, başkalarınca saldırıya uğramasına, ona eziyet edilmesine duyarsız kalabilir mi; ya da sadece “Bunu yapanlara lanet olsun” demekle yetinir mi; yoksa kardeşine sahip çıkarak onu kurtarmak, acısını dindirmek ve korumak için gücünün yettiği son noktada bir gayret mi gösterir? Güvenlik güçlerinden, adli mercilerden yardım almak için gereken her türlü girişimde bulunup, tekrarlarından da kardeşini korumak için gerekli olan her türlü legal tedbirin alınması için mi uğraşır? Nasıl ki hiç bir aklı başında insan öz kardeşinin canının yanmasına müsaade etmezse, Kuran’a göre öz kardeşten bile ileri sayılan tüm dünya Müslümanları da birbirlerinin canlarının yanmasına, eziyet çekmesine vicdanen tepkisiz kalamazlar, kalmamalıdırlar.
Arakan’da yaşananlarla ilgili olarak İnsan Hakları İzleme Örgütünün yaptığı saptamalar ve bu doğrultuda hazırladığı rapor olayın vehametini ortaya koymaktadır. Örgütün Asya’dan sorumlu Müdür Yardımcısı Phill Robertson’ın aşağıdaki ifadeleri, Myanmar Hükümeti’nin bilinçli bir şekilde katliama ortak olduğunun açık delilidir:
''…Güvenlik güçleri, Arakanlı çetelerin Müslümanları hedef alan saldırılarına göz yumdu. Bazı askerler, evlerin ateşe verilmesine ve Müslümanlara yönelik şiddet olaylarına destek verdi. Aradan 6 ay geçmesine karşın hükümet, hala bu olayları toplumsal şiddet olarak niteliyor. Aslında neler olup bittiğinin farkında olan hükümet, bu olayları engelleyebilirdi…''
Arakanlı Müslümanlar hükümet tarafından vatandaş olarak kabul edilmiyorlar. Bu nedenle de en temel sağlık ihtiyaçları bile karşılanmıyor. Yakalandıkları hastalıklarla kendi kendilerine baş etmeye çalışan halk bir de oturdukları tahta barakalardan çıkmaya zorlanıyor. Bugüne kadar 125 bin Arakanlı Müslüman evsiz bırakıldı. İnsanlık dışı saldırılarda küçük kız çocuklarına tecavüz ediliyor. Müslümanların yaşamlarını insanca şartlarda sürdürmelerine müsaade edilmiyor. Ve tüm dünya bu vahşete seyirci kalıyor. Ama en büyük utanç, Müslüman dünyasının da genelinin bu büyük zulme seyirci kalması, oradaki kardeşlerimizi yalnız bırakmasıdır.
SADECE KENDİNİ DÜŞÜNMEK İSLAM’DA HARAMDIR
Peygamber Efendimiz (sav) İslamı tebliğ etmeye başladığı andan itibaren Müslüman olan herkes kardeşlik bağı ile birbirine bağlanmış ve 1400 yıldır Müslümanlar bu inancı paylaşmıştır. İslam kardeşliğinin temelinde kardeşinin ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarının önünde görmek vardır. Allah, Haşr Suresi’nin 9. ayetinde “…Kendilerinde bir açlık (ihtiyaç) olsa bile (kardeşlerini) öz nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin cimri ve bencil tutkularından korunmuşsa, işte onlar felah (kurtuluş) bulanlardır.” buyurmuştur. Bu ayetin hükmü gereğince Müslüman yalnızca kendi çıkarlarını gözetip, sadece kendi rahatını düşünerek bir din kardeşinin zulme maruz kalmasına göz yumamaz. Onun aç, açıkta kalmasına, tecavüze uğramasına, evini terk etmeye zorlanmasına, dahası katledilmesine müsaade edemez. Ayetin hükmü çok açıktır, Rabbimiz her türlü bencilliği haram kılmıştır.
Doğru olan sadece kişisel ihtiyaçlarını gidermek ve kişisel güvenliği sağlamak değil, ümmetin tümünün rahat ve huzur içinde yaşamasını sağlamak için çaba sarf etmektir. Bizler sadece Türkiye’nin iyiliği ve selametini istemekle yetinemeyiz. Sadece bu topraklardaki Müslümanların iyi yaşam koşullarına sahip olması için çalışamayız. Bugün 59 ayrı ülkede yaşayan her Müslüman bizim kardeşimizdir ve onların her birinin iyiliğini ve sağlığını düşünmek Rabbimiz’in her Müslüman’a bir emridir.
Müslüman alemi hiçbir önceliği olmayan konulara dalıp birbirine düştüğünden Arakan bugün bu hale gelmiştir. İslam’ın özündeki sevgi, şefkat ve merhamet gibi güzel hasletler Müslüman toplumlar içinde adeta yok olmuştur. Bu en temel üç duygunun eksikliği, kalpleri katılaşmış, bencil, rahatına düşkün ve umursuz insanlar meydana gelmesine sebep olmuştur. Bazı kişiler de iman zaafiyeti içinde olduklarından başta din kardeşlerine olmak üzere herkese karşı sevgisiz ve merhametsiz bir ruh haline bürünmüşlerdir. Bu nedenle de dünyanın başka yerinde yaşayan bir Müslüman'a gereği gibi sahip çıkmazlar hatta bunun gerekliliğine de pek inanmazlar.
İSLAM DÜNYASI TEK VÜCUT OLARAK HAREKET EDERSE KİMSE MÜSLÜMANLARA EZİYET EDEMEZ
Kaybolan birlik ve beraberlik ruhu tekrar kazanıldığı, Allah’ın Müslümanlardan istediği gibi bir kardeşlik bilinci oluştuğu takdirde yeryüzünde yaşayan hiçbir Müslüman zulme maruz kalmaz. Hiç kimse böyle bir çirkinliğe cesaret edemez. Çünkü bilir ki karşısında 1.5 milyarlık bir İslam alemi vardır.
Müslümanlar olarak bizler, başımıza gelen musibetlerin sebeplerini kendimizde aramalıyız. Kuran’ın hükümlerinden uzaklaşıldıkça ya da Kuran’ın hükümlerine gereği gibi riayet edilmedikçe İslam dünyasındaki sıkıntılar son bulmayacaktır. Zaman zaman şiddeti azalsa bile yeniden bir öncekinden çok daha şiddetli olarak parlayacaktır. Tek gerçek çözüm Allah’ın Kuran’da tarif ettiği ahlakı yani sevgi, kardeşlik, dayanışma, merhamet ve şefkat duygularını tam anlamıyla kazanmak ve fikir ayrılıklarını bir kenara bırakarak birlik olmaktır. Tüm İslam alemi tek vücut olarak hareket etmeli ve içimizdeki Allah aşkını bu bedenin tüm hücrelerine yayarak her Müslüman kardeşimize bu ahlakı yansıtmalıyız. Hal böyle olduğu takdirde dünyanın geri kalanına da Müslümanların bu güzel ahlakı sirayet edecek ve tüm dünya Allah’ın izniyle özlediği huzura kavuşacaktır.
Yorumlar
Kalan Karakter: