VARAN 1
Sezona Rıza Çalımbay ile başlayacak olan Rizespor’da, geçtiğimiz haftalarda, Rıza Hoca da transferin gecikmesi konusunda sitem etmiş, kampa az sayıda transferle başlanması halinde işlerinin zor olacağını söylemişti. Gelinen noktada henüz, gönderilen 15 futbolcuya karşılık transfer edilen futbolcu sayısı 7 ve üstelik gönderilen 2 kişi de geri çağırıldı. (Şahinali Terzi, Cumhur Yılmaztürk)
Her sezon transferlerin gecikmesi ve sonra elde kalanlarla oturan bir takım kurulamadığını devre arası gelene kadar yaşayarak görüyoruz. Geciken transferlerle ilgili yönetimin mazeretleri genelde de hep aynı oluyor. Bu sezon özellikle transfer konusunda ustalık dönemini yaşadıklarını belirten yönetimin, bu dediğine ancak sezon başladıktan sonra hak verebileceğiz.
Bu sezon transferlerin gecikmesinde, TFF’den alınacak olan ayak bastı parasının hesaba yatmayışının, transfer sezonu başında futbolcuların fiyatlarının yüksek oluşu ve zamanla bu fiyatların düşebileceği, ya da bu süreçte düşünülen mevki için daha ucuza bir futbolcu bulunabileceği gerekçeleri yatıyor.
Artık Süper Lig’deyiz ve elbette ayak yorgana göre uzatılmalı ancak, bu lig daha fazla dikkat ve tecrübe isteyen bir lig. PTT 1. Lig’de denenen yöntemleri bu ligde denemek, hele ki ilk sezonda bunu yapmak risk taşır. Mutlaka sezona kadar transferler tamamlanır, kadro kurulur ve sezona başlanır. Önemli olan bu kadroyla ligde neler yapacağınızdır. İşte bunu da ancak sezon başladıktan sonra göreceğimiz için şimdiden yapılan transferlere yorum yapmamak lazım.
Ancak bana göre, geçtiğimiz sezon devre arasında Mustafa Denizli’yi takımın başına getirerek atılan büyük adımın, Süper Lig’e çıkıldığı andan itibaren devam ettirilmesi gerekirdi. Yani kasada para yokken “Süper Lig’e çıktık” diye sevinmenin bir anlamı yok. TFF’den ya da yayıncı kuruluştan alınacak paralara bel bağlanarak bütçe oluşturulmaz. Mustafa Denizli operasyonunda yapılanların, asıl takım Süper Lig’e çıktığında yapılması gerekirdi ve bugün bu duruma düşülmemeliydi.
VARAN 2
Rizespor’da önceki sezonlara göre bir şeylerin değişmediğini düşündüğüm başka bir nokta da biz gazetecileri ilgilendiriyor.
Bu sezon da yapılan transferler imzalarını İstanbul’da bir bir attılar. Sevindirici tarafı ise artık basına servis edilen fotoğrafların, cep telefonuyla değil de profesyonel bir makineyle çekiliyor olması. Ama bu servis işinde gene hatalar var.
Maalesef bu sezon da atılan imzalar ve ilgili basın bültenleri Rizespor’un resmi sitesinden önce, bir iki siteden yayınlandı. Özellikle ilk 2 transfer duyurusu ve fotoğraflar resmi siteden önce, farklı sitelerden kamuoyuna paylaşıldı. Son Kıvanç Karakaş transferinde böyle bir şey olmadı.
Çaykur Rizespor’u sadece birkaç gazetecinin, bir iki sitenin yazdığını düşünenler bu düşüncelerinden artık vazgeçmeliler. Özellikle yönetim içindeki birkaç kişinin tüm basın mensuplarına aynı mesafede olması gerektiğini düşünüyorum.
“Çaykur Rizespor tüm Rize’nindir” diyorsak, bu kulübün birkaç yönetim kurulu üyesinin, hocanın, ya da gazetecinin tekelinde olmadığını da bilmemiz gerekir.
VARAN 3
Her sezon mutlaka takıma yeni gelen hoca altyapıya önem vereceğini söyler ama maalesef bu konuda sezon içinde ciddi bir çalışma göremeyiz. Belki her sezon 2 hoca değiştirilmese, hocaların altyapıyla ilgilenmeye fırsatı olacak ama bu da maalesef olmuyor.
Aslında hocalardan çok altyapıyla yönetimin ilgilenmesi lazım ancak bugüne kadar gördüğümüz tek şey, altyapının bir üvey evlat muamelesi gördüğü şeklindedir.
Maalesef hala Çaykur Rizespor’da altyapı bilinci oluşmuş değil. A Takım tesisleri ile övünen, UEFA kriterlerinde stadıyla övünen yönetim maalesef hala altyapıda tesisleşmeye gidememiştir ve altyapısında bulunan yüzlerce futbolcusunun gelecek hayallerini önemsememektedir.
Bu sezon altyapıdan Bolu kampına hiçbir futbolcunun katılmaması ilginçtir. Yunus Emre Kırdal, Muhammet Emre Kalkan ve Ozan Papaker kampa altyapı kontenjanından dahil edilmişse hata yapılmıştır. Çünkü bu isimler zaten geçtiğimiz sezon profesyonel yapılmışlar, Yunus Emre 1. Lig kadrosunda 3. Yedek kaleci statüsünde bulunmuş, Muhammet Emre 1. Lig’deki 1461 Trabzon deplasmanında forma giymiş, Ozan ise Ofspor’a devre arasında kiralanmıştır. Bu yüzden altyapı olarak değerlendirilmemesi gereken isimlerdir bunlar.
TFF’nin sitesine baktığınızda Çaykur Rizespor’un 43 futbolcusu görünüyor. Bunlardan 20’si gönderildi, 2’si geri çağırıldı. Elde kiralanan gençlerle birlikte yeni transferleri saymazsak 25 futbolcu var. Buna bakarak özellikle altyapıdan yetişip kiralanan futbolcuları düşündüğümüzde, kamp kadrosu neye göre, kimin isteğiyle oluşturuldu merak ediyorum. Bu sezon profesyonel yapılan diğer 2 isim, ya da önceki sezonda profesyonel yapılan altyapı sporcuları neden, kim tarafından, hangi gerekçelerle göz ardı edildiler?
Altyapı deyince benim aklıma, profesyonele imza atmamış, ama başarılı bir sezon geçirip hocalarının raporları doğrultusunda profesyonel olmaları tavsiye edilen isimler geliyor. O halde altyapıdan neden bu kampa kimse çağırılmadı? Kamuoyunda adı geçen U18 ve U17 takımlarındaki isimlere ne oldu? Ya da A2 Ligi’nde bu sezon canla başla top koşturan, tek hayalleri başarılarının en azından bir kamp ile taçlandırılmasını bekleyen futbolcular nerede?
Altyapı ile ilgili sürekli yazdıklarımı burada yazmayacağım ama hocaların değil, yönetimin artık bu altyapı olayına el atması lazım. Bu gençlerin hayallerini çaldığınız sürece, haklarını yediğiniz sürece, ileride Rizespor altyapısından ne başarılı birer futbolcu yetiştirebilirsiniz, ne de altyapınızda oynatacak futbolcu bulabilirsiniz.
CEVAP HAKKI
Son yazdığım “Bursaspor yapıyor, Rizespor yatıyor… Altyapı Şans bekliyor” haberim ve “Rizespor’un alt’ından su yürütenler” köşe yazılarım sanırım birilerini rahatsız etmiş olacak ki, internet ortamından bazı haksız eleştiriler aldım.
Eleştirilerde, altyapı ile ilgili yazdıklarımla kendime yakın olan isimleri parlatmaya çalıştığım ve futbolculara şirin görünmeye çalıştığım, altyapının sorunlarına eğilmediğim yorumları vardı.
Öncelikle son 2 senedir Rizespor altyapısını Gazeteci ağabeyim Selim Denizalp ile takip eden tek kişi olduğumu bilenler biliyor zaten. Ve altyapı ile ilgili 6 tane köşe yazısı kaleme alarak, sürekli tesisleşme vurgusunu yapan, altyapının kötü gidişatını da, iyi gidişatını da sayfalara taşıyan tek kişiyim.
Bizim yazdıklarımızla ekranlara çıkıp altyapıdan bahsedenler, altyapıyı sahiplendiğini göstermeye çalışanlar, bu programlarını ve programda değindikleri noktaları, daima bizim yazarak dikkat çektiğimiz şeylerden sonra yapmışlardır. Ve nedense bu programlarda sadece bir, iki kişinin ismi ön plana atılmıştır, sanki o sahalardan çıkmayıp altyapıyı çok iyi takip ediyorlarmış gibi.
Ben, altyapıdan yetişen futbolculara, özellikle hocalarının ve yönetimden, Rizespor içinden bazılarının eşit mesafede olması gerektiğini savunanlardanım. Rizespor altyapısında dönen torpil, hatır işi durumları biliyorum. Birkaç ismin, bazı kişileri parlatmak, dikkat çekmelerini sağlamak için nasıl telefon trafiği içine girdiklerini de biliyorum.
Kısacası herkes kendine yakın olan ismi bir yerlere taşımanın derdinde ama yapılması gereken bu değil. Yapılması gereken o altyapıda tüm futbolculara eşit davranıp, hepsinin yetenekleriyle bir yerlere gelmesini sağlamaktır. “Sezar’ın hakkı Sezar’a verilmelidir” Aksini yapanlara, hakkı yenilen yüzlerce futbolcunun mutlaka ahı tutar. Maalesef bugüne kadar böyle geldi, şimdi de aynı sistem devam ediyor.
Rizespor’da özellikle son 5-6 senedir hakkı olmadığı halde birilerinin aracılığıyla profesyonel yapılmış futbolcular olduğunu kimse inkar edemez. Aksini iddia edenlere sormak istiyorum o zaman nerede bu futbolcular? Neden Rizespor’da oynayamadılar? 2. Lig ya da 3. Lig’den başka yerde top koşturamayan bu isimlerin kaç tanesi sürekli kadro şansı buluyor? Bunları cevaplayın ondan sonra konuşalım.
BU DA MESLEKTAŞLARIMIZA
Maalesef yukarıda da değinmeye çalıştığım bazı durumları meslektaşlarımızda fark ediyoruz. Rizespor’un kendi tekellerinde olduğunu düşünenler var sanırım. “Rizespor ile ilgili her şeyi biz yazarız, bizden başka kimse Rizespor lehinde ya da aleyhinde haber yapamaz” mantalitesinde sanırım bu kişiler.
Kendileri yönetimden kişilerle de içli dışlı olduklarından genelde eleştirmeye yanaşmıyorlar. Her zaman “Aman Rizespor zarar görmesin” mantığını güdüyorlar. Ama ben öyle değilim maalesef. Rizespor yönetiminden de, camiası içinden de kimseye yakınlığım olmadığı için daha objektif davrandığımı düşünüyorum.
Bir şeyler yazmam için, eleştiride bulunmak için kimsenin pimime basmasına gerek yok. Rizespor hepimizinse, Rizespor’un zarar görmemesini istiyorsak öncelikle yönetimin eksiklerini, hatalarını daha fazla yazmalıyız ki düzeltilmelerine vesile olalım. Yoksa yapılan her şeye “Amenna” dersek bana göre asıl o zaman Rizespor’a zarar veriyor oluruz.
Transferleri şimdiden eleştirmezsek, yarın kötü oynadıklarında, takıma zarar verdiklerinde konuşmaya hakkınız yoktur o zaman. Yönetimi hiç eleştirmezsek, her şey güllük gülistanlıkmış gibi taraftara haberler geçerseniz, yarın taraftarın sesini de duyurmaya, yönetimle taraftar arasındaki iletişimi kurmaya da hakkınız yoktur.
Her gazetecinin kalemi, olaylara bakışı farklıdır. Kağan Söylemezgiller transferinde bu futbolcunun adının şike olaylarına karıştığını vurgulamak zaten gazetecinin görevidir. Bunu gizleyip kime şirin görünmeye çalışılacak ki?
Ya da Kıvanç Karakaş transferini sorgulamak da gerekir. Bu futbolcuyu Rıza Çalımbay’ın önce Sivasspor’a transfer ettirip, daha sonra kadrosunda yer vermeyerek Şanlıurfaspor’a göndermesini ve şimdi yeniden Rizespor’a aldırmasını sorgulamak lazım? Ne değişti demek lazım?
Kolin Kazım bu takıma transfer edilmek isteniyorsa, “Kelepçeli seks partisi”nden de bahsetmek lazım. Bana göre gazeteci bu detaylara bakar. Al basın bültenini geç, hazıra kon, bunları görmezden gel yönetime şirin görün. Bu mu olmalı?
İşte bence olmamalı. O yüzden son sözüm; “Ben Rizespor’u seviyorum. Bana göre Rizespor Rize’nindir ve kimsenin tekelinde değildir. O yüzden Rizespor’un iyiliği için daima eksikleri de, hataları da, çirkinlikleri de, güzellikleri de yazmaya devam edeceğim.”
Yorumlar
Kalan Karakter: