Anadolu Gençlik Derneği Borçka Şubesinin düzenlediği Meke’nin Fethi programında Borçkalılar muhteşem bir gece yaşadı. Mavi Düğün Salonunda gerçekleşen geceye Borçkalılar yoğun ilgi gösterdi.
Araştırmacı- Yazar Ramazan Bursa’nın konuşmacı olduğu programa Saadet Partisi Artvin İl Başkanı Gültekin Soydan, Çoruh Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Yılmaz Altun, Anadolu Gençlik Derneği Artvin Şube Başkanı Hakan Keleş başta olmak üzere bir çok misafir katıldı.
Anadolu Gençlik Derneği Artvin Şube Başkanı Hakan Keleş’in konuşmasıyla başlayan program, Mekke’nin fethi ve Anadolu Gençlik Derneği’nin misyonunu anlatan sinevizyon gösterimiyle devam etti.
Anadolu Gençlik Derneği Ardeşen Şubesi İlahi Korosu İlahı, ezgi ve şiirleriyle dinleyenleri mest etti.
“Mekke yeryüzünde Tevhidin timsali ilk Mâbed olan Kâbe’nin bulunduğu şehirdir” diyen Araştırmacı- Yazar Ramazan Bursa, “O Kâbe ki, “Çok mübarek ve insanların kıblesi olup âlemlere doğru yolu gösteren Kâbe’dir.” Mübârekiyeti ve hidayete vesile oluşu Tevhid-i İlâhînin mücessem bir delili olmasından ileri gelmektedir” ifadelerini kullandı.
Mekke’nin tüm şehirlerin anası olduğunu belirten Bursa, “Yüce Allah, Kur’ân-ı Kerim’de Mekke’ye “Ümmü’l-Kurâ” yani “Bütün şehirlerin anası” ünvânını vermiştir. Mekke’nin ,bütün şehirlerin anası yani başkent olması, onun dünya üzerinde kurulan ilk şehir olmasından ve bir de ilk mâbedin burada yapılmış olmasından ileri gelmektedir. Yüce Allah, bu şehre böyle bir ünvân verirken sanki bütün dünya şehirlerinin ondan doğduğuna ve onun dünyanın merkezi olduğuna işaret etmektedir” dedi.
Fetih evveli Mekke’nin ve Kabe’nin durumunu anlatan Bursa, “yeryüzünün bu en şerefli ve en faziletli binâsı hâlâ Tevhid inancından uzak yaşayan, hattâ bu inancı var güçleriyle ortadan kaldırmaya, müntesiplerini yok etmeye çalışan Kureyş müşriklerinin elinde bulunuyordu. Binâ ediliş gayesinin tam aksine içi putlarla dolu duruyordu.Tevhid inancının ve bu inancın mümessili Müslümanların can düşmanları olan müşrikler, burada her türlü rezaleti irtikâp ediyorlardı.Gayretullaha dokunan, Hz. Âdem (a.s.) ile Hz. İbrahim’in ruhaniyetlerini rencide eden, bütün Müslümanların da kalb ve vicdanlarını derinden sızlatan bu durumun bir an evvel ortadan kaldırılması lâzımdı. Bu mübârek mâbedin ve bu mâbedin içinde bulunduğu Mekke’nin bir an evvel müşriklerin kirli ellerinden kurtarılması gerekiyordu. Hz. Fâhr-i Âlem Efendimiz (a.s.m.), bunu düşünüyor, bu maksadının tahakkuku için bir yol arıyordu” dedi
Bursa, “Uzun zamanlar imkânlar ve şartlar buna el vermemişti. Çünkü, Müslümanlar henüz az ve zâif bir durumda bulunuyorlardı. Müslümanların mevcut gücüyle bunu elde etmek de oldukça zordu. Üstelik Medine’nin her an düşman taarruzuna uğraması da muhtemeldi. Bu gayenin bilfiil gerçekleşmesi için İslâm’ın inkişaf etmesi, Müslümanların çoğalması, güç ve kuvvet kazanması gerekiyordu. Aksi takdirde bu yoldaki bir teşebbüs sonuçsuz kalabilirdi. Bir işe teşebbüste zaman ve zemini değerlendirmeyi çok iyi bilen Peygamber Efendimiz, bu gâyesinin tahakkuku için Cenâb-ı Hakkın müsait şartlar ihsan etmesini sabırla bekliyordu” ifadelerini kullandı.
Mekke, Fetih ile Asıl Hüviyetine Kavuşmuş Oldu
Mekke’nin Fethini hazırlayan şartları ve Fethin gerçekleşmesini detaylıca anlatan Bursa şöyle konuştu; “Mekkeli müşrikler Müslümanları boğmak ve İslâm’ı yok etmek için Medine’ye üç kere saldırdılar. Bedir,Uhut ve Hendek savaşları bu maksatla yapıldı. Müşrikler, her seferinde yenilip geri döndüler. Gün geçtikçe Müslümanlar güçleniyor, müşrikler kan kaybediyorlardı. Öylesine kan kaybettiler ki, artık kendilerinde Medine üzerine yürüyecek gücü bulamadılar. 6/628 senesinde Umre için Mekke’ye gelen Hz.Peygamber ve ashâbını şehirlerine sokmadılarsa da Hudeybiye Antlaşması ile Medine İslâm Devletini tanımak zorunda kaldılar. İslâm ordusu Medine’ye dönerken yolda, Mekke ile Medine arasında Fetih sûresi nâzil oldu. Bu sûre, Müslümanların kalblerine su serpti ve onları Mekke fethi konusunda umutlandırdı.Bir yıl sonra da Hz. Peygamber, Mekke’ye gelerek yapamadığı Umre’nin kazasını yaptı ve şehirde üç gün kaldı.
Hz. Peygamber ve beraberindekiler, Kaza Umresinden Medine’ye döndükten biraz sonra Mekkeliler’in, Hudeybiye barış antlaşmasını bozduklarının haberini aldılar. Barış antlaşmasının şartlarından biri, iki taraf arasında on yıl savaş olmayacak; bir diğeri de Arap yarımadasındaki kabileler istediği tarafı tutmak konusunda serbest olacaklardı. Bekir oğulları kabilesi Kureyş tarafında yer almış; Huzâa kabilesi de Müslümanların tarafını tutmayı tercih etmişti. Kureyşliler, Bekir oğullarını Huzâalılara karşı kışkırtmış ve bu kabilenin bazı adamlarını öldürtmüşlerdi. Kureyşliler, Bekir oğulları’nın Huzaâ’ya karşı yaptıkları gece baskınında onlara destek vermişlerdi. Bu olup bitenlerden sonra Huzâa kabilesi, Medine’ye bir heyet göndererek Kureyş’in ve Bekir oğullarının kendilerine yaptıklarını Hz.Peygamber’e bildirdiler. Bunu haber alan Kureyşliler de Ebû Süfyan’ı Medine’ye göndererek Hudeybiye barışının yenilenmesini teklif ettiler. Medine’deki girişimlerinden olumlu bir sonuç alamayan Ebû Süfyan, Mekke’ye eli boş döndü.
Artık Mekke’nin fethedilme zamanının geldiğine karar veren Hz. Peygamber, hazırlıklara başladı ve bu hazırlıkları gizli tuttu. Hz. Peygamber kan dökmemek ve düşmanı hazırlıksız yakalamak için gideceği yeri gizli tutarak sefer hazırlıklarına başladı. Müslüman kabîlelere haber göndererek Medine’de toplanmalarını istedi. Ordusunun gerçek gücünü saklamak için bazı kabîlelerin yol boyunca orduya katılmalarını emretti. Fetih hazırlıkları yapılırken Medine’den çıkışlar yasaklandı ve Medine-Mekke arasındaki önemli geçitlere nöbetçiler yerleştirilerek, Mekke’ye gidişlere izin verilmedi. Yapılan hazırlıkları Kureyş’e bildirmek isteyen Hâtıb b. Ebî Beltea’nın gönderdiği haberci, bu durumdan vahiy yoluyla haberdar olan Hz. Peygamber’in görevlendirdiği sahâbîler tarafından yakalandı; üzerindeki mektup alınarak Hz. Peygamber’e getirildi. Ayrıca Mekkeliler’i şaşırtmak için Mekke-Medine yolu üzerinde bulunan Batn-ı Edam’a Ebû Katâde el- Ensârî kumandasında bir keşif birliği gönderildi. Medine’de idârî işler için Ebû Ruhm’u, imamlık için Abdullah b. Ümmü Mektûm’u vekil bırakan Hz. Peygamber, ordusuyla 13 Ramazan H.8 (04 Ocak 630)’de şehirden çıktı. Seferî oldukları için yolda oruçlarını açtılar. Yol boyunca katılanlarla birlikte on bin kişiyi bulan İslâm ordusu Merruzzahran’da konaklayıncaya kadar Kureyşliler, bu seferden haberdar olamadılar. İslâm ordusu sefer halinde iken Hz. Peygamber’in amcası Abbas da hicrete karar vermiş âilesi ile birlikte Mekke’den ayrılmıştı. Yolda Hz. Peygamber ile karşılaşınca Hz. Peygamber ona “Amca, ben peygamberlerin sonuncusuyum; sen de muhâcirlerin sonuncusu oldun” dedi. Eşini ve çocuklarını Medine’ye gönderen Hz. Abbas da orduya katılmış ve Mekke fethinde hazır bulunmuştur. Merruzzahran’daki karargahta Hz. Peygamber her askere bir ateş yakma emri vermiş ve on bin ateş yakılmıştı. Müslümanlarla ittifak yapmış olan Bekir oğulları kabîlesine yaptıkları baskınlardan dolayı devamlı tedirgin olan ve çevreyi teftiş etmek için Mekke’den çıkan Ebû Süfyan ve beraberindekiler, bu ateşleri görünce ne olduğunu anlayamamış ve hayrete kapılmışlardı. Karargahın çevresinde dolşan Hz. Abbas tarafından yakalanan Ebû Süfyan ve beraberindekiler karargaha getirildiler. Hz. Peygamber’in telkin ve teklifiyle Müslümanlığı kabul eden Ebû Süfyan, ertesi gün Mekke’ye gönderilmiş ve Kureyş’in İslâm ordusuna karşı durmasını engellemişti. Hz. Peygamber Ebû Süfyan’a “Git, Mekkeliler’e söyle, bu orduya karşı durmasınlar. Mescid-i Haram’a sığınanlara dokunmayacağız. Senin evine sığınanlara dokunmayacağız. Kendi evlerinde oturanlara da dokunmayacağız.” Ebû Süfyan, İslâm ordusundan önce Mekke’ye giderek kendisinin Müslüman olduğunu söyledikten sonra Hz. Peygamber’in söylediklerini söyledi. Bunu işiten Mekkeliler bu üç yerden birine sığındılar. Bu durum, Mekke’nin Kureyşliler tarafından İslâm ordusuna teslimi anlamına geliyordu. Hz. Peygamber bunu başarmıştı. O, gerçekten büyük bir erkân-ı harpti.
Dört koldan aynı anda Mekke’ye girilmesini planlayan Hz. Peygamber, komutanlarına mecbur kalmadıkça kan dökmemelerini, kaçanları izlememelerini, yaralı ve esirleri öldürmemelerini ve bu emirlere riâyet ederek Mekke’ye girdikten sonra Safâ tepesinde kendisiyle buluşmalarını emretti. 20 Ramazan H.8 (11 Ocak 630) de şehre girildi. Hâlid b. Velîd’in komutan olduğu birliğe karşı müşrikler tarafından bir mukavemet gösterildi. Hâlid bu mukavemeti kırıp, şehre girdi. Hz. Peygamber, Sad b. Ubâde ve Zübeyr b. Avvâm’ın komutanlık yaptıkları taraflarda herhangi bir karşı koyma olmadı. Çatışmanın çıktığı tarafta on iki(veya yirmi sekiz) kişi öldü, iki veya üç Müslüman da şehid oldu. Hz. Peygamber, kendi çadırını Hacûn’a kurduktan sonra diğer birliklerle Safâ tepesinde buluştu. Burada yaptığı konuşmada, Mekke’nin harem bölgesi olduğunu ve bu durumun devam edeceğini vurguladı. Mekkeliler’e verilen emân neticesinde umumî af ilan edildiğini belirtti. Mescid-i Haram’a, daha önce belirtilen kişilerin evlerine ve kendi evlerine sığınanlarla, silahlarını bırakanların emniyette olduğunu, esir alınanların öldürülmeyeceğini ve hiç kimsenin takip edilmeyeceğini bildirdi. “Demi heder edilenler” diye anılan ve Hz. Peygamber ile Müslümanlara karşı düşmanlıklarıyla tanınan on kadar kişi umumî affın dışında bırakıldı. Bunlardan yakalanan üçü öldürülmüş, İkrime b. Ebî Cehil,Vahşî, Safvan b. Ümeyye, Huveytib b. Abdiluzza gibi bir kısmı da Mekke’den kaçmış, sonra gelip Hz. Peygamber’den af dilemiş ve Müslüman olmuşlardır. Kâbe ve çevresi şirk alâmetlerinden temizlendikten sonra Kâbe’nin içinde iki rekat namaz kılan Hz. Peygamber, Bilâl-i Habeşî’ye Kâbe damına çıkarak ezan okumasını emretti. Hz. Peygamber’in îlân ettiği umûmî aftan çok etkilenen ve kendi gönül rızaları ile Müslüman olan Mekkeliler, Hz. Peygamber’e biât ettiler. Kendilerine esir muamelesi yapılmayarak serbest bırakılan bu kişiler(tulekâ), Hz. Peygamber’in bu iyiliğine Müslüman olarak cevap verdiler. Zaten Hz. Peygamber’in hedefi de onları öldürmek veya esir etmek değil, onları Müslümanlıkla şereflendirmekti; bu da oldu. Kâbe putlardan temizlenip, Mekkeliler de Müslüman olunca, şehir asıl hüviyetine kavuşmuş oldu. Hz. Peygamber fetih konuşmasında hac ve Mekke ile ilgili işler konusunda da bilgi verdi. Eskiden olduğu gibi Kâbe anahtarlarını Osman b. Talha taşıyacak, zemzemle de Hz. Abbas ilgilenecekti. Hz. Peygamber, Attab b. Esîd’i Mekke valiliğine, Saîd b. Saîd’i çarşıyı kontrol görevine getirirken, Muaz b. Cebel’i yeni Müslüman olan Mekkeliler’e Kur’ân’ı ve dinî esasları öğretmekle görevlendirdi. Hicretten sonra Mekke ile Medine arasında başlayan düşmanlık sona ermiş, Hicaz bölgesinde İslâm’ın üstünlüğü tesis edilmiş oldu”
Siyasiler’in Hudeybiye Anlaşmasından Alacakları Çok Dersler Vardır
Mekke’nin Fethinin hikmet dolu bir fetih olduğunu ifade eden Bursa, “Bu bakımdan Mekke’nin fethi olayında İslâm’ı tebliğ gayretinde olanların ve tüm insanlığın öğreneceği, örnek alacağı çok önemli sonuçlar vardır” dedi.
Hudeybiye Anlaşmasını siyasilerin iyi okuyup anlamaları gerektiğini belirten Bursa, “Mekke’nin fethinden sadece yirmi ay önce, on yıllığına imzalanan ve başlangıçta Müslümanların aleyhine gibi gözüken Hudeybiye barış anlaşmasının Allah Resulü’nün siyasi alanda dâhiliğinin ispatı olmuştur. Peygamber efendimizin en yakınında olan, ashâbın önde gelenlerinin dahi kabul etmek istemedikleri Hudeybiye barış şartları, başlangıçta Müslümanlar açısından olumsuz gözüktüğü halde, sonuç olarak iki yıl bile geçmeden Mekkeli müşrikler tarafından ihlâl edilerek bu fethin yolu açılmıştır.
Siyasetle ilgilenenlerin bu fetih ve öncesi anlaşmalardan alacağı çok önemli dersler vardır. Savaşlar sadece meydanlarda kazanılmaz. Asıl savaş masada yapılmaktadır. Çünkü her savaşın ardından kesin netice, masa etrafında yapılan görüşmelerle sağlanmaktadır. Hal böyle olunca anlaşma yapacak kişilerin ferasetli olmaları, yazılan anlaşmada, değil bir madde veya cümle, nokta veya virgüle kadar her hususta çok dikkatli olunması, o günün şartlarını değil, çok uzun yıllar sonrası düşünülerek hareket edilmesi gerektiği anlaşılmaktadır.
Barış zamanlarında da ülke yönetiminde söz sahibi olanlar, çıkardıkları kanun, yönetmelik, tüzük v.s. her hususta akıllı, dikkatli ve basiretli olmalıdırlar. Yapılan en küçük bir hata memleket içindeki hassas dengeleri bozmaya, insanları bölmeye, bir grubun diğer bir gruba adaletsiz bir şekilde üstünlük sağlamasına neden olabilir. Nitekim tekelci aşırı zenginler, medya güçleri bu tür hatalardan sonra oluşmaktadır” şeklinde konuştu.
Mekke’nin Fethi İslam’ın güzelliklerini anlatmak için güzel bir vesile
Mekke’nin Fethinin İslam’ın güzelliklerini anlatmak için güzel bir vesile olduğunu belirten Bursa, “İşte Mekke’nin fethi yıldönümü vesile edilerek, milâdi takvimle Ocak aynın ilk on günü , her yerde, konferans, panel gibi çeşitli etkinliklerle coşkuyla kutlanmalı, bilmeyenlere İslâm’ın kan dökücü, can yakıcı bir din değil, aksine barışı, sevgiyi, kardeşliği, hoşgörüyü, merhameti, affediciliği ön plana çıkaran bir din olduğu anlatılmalıdır. Kâfir ve münâfıkların karikatür, yazı, film ve benzeri şeylerle yaptıkları saldırılara, tepkiler göstermekten daha ziyade kalıcı tedbirlerle, ekonomik ambargolarla kesin ve etkili bir şekilde cevap verilmelidir.
Velhasıl Mekke’nin fethi, Müslüman olarak hepimizin, önce kendimize çeki düzen vermemiz, çok çalışarak her bakımdan güçlü olmamız, İslâm’ı güzel yaşayıp çevremize örnek olmamız, siyasi, kültürel, ekonomik v.s. her alanda atak davranarak, İslâm’ın güzelliklerini her zaman, her yerde ve her kesime güzelce anlatmamız için bulunmaz bir fırsattır” dedi.
Yorumlar
Kalan Karakter: