Dünya üzerinde süren savaşlar ve çatışmalar da böyle olaylardandır. Bir ülkede bir işgalin, katliamın veya soykırımın başlaması dünyanın dört bir yanında ilk önce şiddetli bir tepki oluşturur. Örneğin Bosna'da ilk çatışmaların başladığı günleri düşünelim, ya da Çeçenistan'ı, Filistin'i... Yakın zamanda babasının kucağında İsrail askerlerinin kurşunlarına hedef olan Filistinli çocuğun görüntüsü, kundaklarında katledilen Çeçen bebekler, Bosna'da büyük bir soykırıma maruz kalan kadınlar, yaşlılar, gençler...
İnsanlar, bu görüntüleri gördükleri ilk günlerde içlerinde duydukları tepkiyi, birşeyler yapma isteğini sık sık dile getirmişlerdir. Ancak ardı arkası kesilmeyen haberler zaman içinde dikkatlerini çekmez olur. Her gün yenikişiler ölür, kadınlar tecavüze uğrar, çocuklar kurşunlara hedef olur, mayınlara basıp kolunu ya da bacağını kaybeder... Ancak insanların ilk günlerde verdikleri tepkiler yerini garip bir duyarsızlığa bırakır. Hatta gazeteleri aldıklarında, savaş haberlerinden çok hemen yan sütunda yer alan magazin içerikli bir haber ilgilerini çeker. Çünkü Filistin'de, Afganistan'da, Irak’ta, Keşmir'de, Arakan’da, Suriye’de, Bangladeş’te ya da Doğu Türkistan'da her gün birkaç kişinin ölmesi, neredeyse "sıradan bir haber" haline gelmiştir.
Dahası bu vahşetleri sanki makul birer siyasi gelişme gibi gösteren bir propaganda da bir taraftan yürürlüktedir. Bu nedenle birçok insan, Çeçenistan'da yaşanmış olan büyük katliamı Rusya'nın bir iç sorunu, Filistin'de yaşananları İsrail ile Filistin arasında bir toprak mücadelesi, Keşmir halkına yönelik Hint zulmünü ise bölgenin stratejik konumundan kaynaklanan bir problem olarak değerlendirmektedir. Diğer pek çok nedenin yanında, tarihi ve ekonomik nedenlerin de çatışmaların meydana gelmesinde etkili olduğu doğrudur. Ancak yakın geçmişte Çeçen halkının bazı Ruslardan gördüğü baskının, Ortadoğu'da yaşanan çatışmaların, Afrika'daki Müslüman halkların maruz kaldığı şiddetin, Balkanlar'daki Müslümanların tüm dünyanın gözleri önünde gördükleri şiddetli baskının ve uygulanan etnik temizliğin, Arak Müslümanlarına reva görülenlerin, Bangladeş’te, Suriye’de vi diğer İslam Ülkelerinde yaşananların tek nedeni ekonomi ya da iç sorunlar değildir. Bu insanların Müslüman olmaları bu çatışmaların ana nedenlerinden birini oluşturmaktadır.
Bu insanlar Allah'a iman ettikleri, hayatlarını inançlarının gerektirdiği şekilde geçirmek istedikleri ve çocuklarını da inançlı kimseler olarak yetiştirmeyi amaçladıkları için çeşitli baskılara maruz kalmaktadırlar. Güçlü bir İslam devleti ya da İslam ülkelerinin oluşturduğu güçlü bir birlik ise pek çok Batılı ülkede büyük bir rahatsızlık uyandırmakta, pek çoğunun da çıkarlarını tehdit etmektedir. Oysa Kuran’a tam uyan bir ülke ya da birlik sadece Müslümanların değil, dini ve inancı ne olursa olsun tüm insanların koruyucusudur. Böyle bir birliğin varlığı hiç kimse için bir tehdit unsuru değildir, tam tersine tüm dünya ülkeleri ve halkları için güvenlik ve barışın teminatıdır.
Konunun bir başka yönü ise, Müslümanların bir kısmının bu ülkelerde yaşananlar hakkında hiç bilgi sahibi olmamaları, hatta birçok ülkenin adını dahi bilmemeleridir. Sudan'da, Cezayir'de, Endonezya'da, Patani'de, Burma'da, Cibuti'de, Tunus'ta, Bangladeş’te yaşayan Müslümanların karşı karşıya bulundukları zorlukların, baskıların, her gün bir yenisi gerçekleşen şiddet eylemlerinin, açlığın ve sefaletin farkında dahi olmayan bir insanın durumu çok daha düşündürücüdür. Çünkü bu Müslümanın, varlıklarından haberdar olmadığı iman sahibi kişilere yardım elini uzatması elbette mümkün olmayacaktır. Bir kesim Müslüman ise yapılan zulüm ve haksızlıkların farkındadır. Ancak bu kezilen Müslümanlara yardım edebileceğini, zulmün engellenmesi için çaba sarf edebileceğini aklına dahi getirmez. Üstelik hiçbir şey yapamayacağı konusunda kendisini o kadar inandırmıştır ki, ne okuduğu haberler ne de gördüğü görüntüler vicdanında en ufak bir etki oluşturmaz.(1)
Bu Ayetleri Düşünelim
“Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O’nun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de O sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki doğru yola eresiniz.” (2)
“Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin.” (3)
“Allah’a ve Resûl’üne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin. Sonra gevşersiniz ve gücünüz, devletiniz elden gider. Sabırlı olun. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.” (4)
“İnkâr edenler birbirlerinin velileridir. Eğer siz bunu yapmazsanız (birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk (fesat) olur.” (5)
“Hiç şüphe yok ki Allah, kendi yolunda, duvarları birbirine kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak çarpışanları sever.” (6)
Bangladeşin Kısa Tarihçesi
Bangladeş, M.Ö. bölgede hüküm süren büyük devletlerin, M.S. 750-1200 arasında yerel Palas hanedanlarının egemenliği altında kaldı. Onuncu asırdan itibaren Müslümanlar bölgeye egemen olmaya başladılar.
Bangladeş 12. asırdan 1757 yılına kadar Müslümanların idaresinde, 1757'den 1905 yılına kadar İngilizlerin egemenliğinde kaldı. 1947 yılında da Müslüman kesimi "Doğu Pakistan" adıyla Pakistan'ın bir eyaleti oldu. 1969 yılına kadar Pakistan'ın eyaleti olarak kaldı. 28 Kasım 1969'da meclis üyelerinin teşkili için yapılan seçim propagandaları esnasında Mucib-ür Rahman ve onun "Avami Partisi" seçim propagandalarını Doğu Pakistan'a muhtariyet vereceği vaadi üzerine kurmuştu. Aralık 1970'te yapılan seçimler sonucunda Avami Partisi 313 sandalyeden 167'sini aldı. 1 Mart 1971'de Millet Meclisinin teşkili ertelendi. Bu durum Doğu Pakistan'da meşru hakların ihlali sayıldı ve genel greve gidildi. Bunun üzerine ordu, grevcilerin üzerine gitti ve iç harp başladı. Bir kısım halk da Hindistan'a sığındı. Bu arada Hindistan-Pakistan Savaşı başladı.
1971 Aralık ayında savaş bittiğinde Hindistan, Doğu Pakistan'ın büyük bir bölümünü işgal etmişti. Hindistan burayı iki hafta kadar kontrol altında tuttu. 22 Aralık 1971'de Mucib-ür-Rahman'ın liderliğinde Bangladeş Müslüman Halk Cumhuriyeti kurulduktan sonra, Hindistan ülkeyi terk etti. Mucib-ür-Rahman ve Avami Partisi'nin iktidara gelmesiyle karışıklıklar dinmedi. 15 Ağustos 1975'te yapılan darbe ile Mucib-ür-Rahman ailesi ile birlikte öldürüldü. İdareyi Kandahar Mustak Ahmed ele aldı. 3 Kasım 1975'te Dakka garnizon komutanı Tuğgeneral Halid Müşerref, Mustak Ahmed'i devirdi. Ancak kendisi iktidarda sadece dört gün kalabildi.
7 Kasım 1975 tarihinde General Ziya-ür-Rahman bir darbe ile Halid Müşerref'i devirdi. Ziya-ür-Rahman zamanında ordu uzun müddet siyasetten uzak durdu. 1977 yılında yapılan seçimleri Ziya-ür-Rahman kazandı ve geçici olsa da, siyasi istikrar temin edildi. 30 Mayıs 1981 tarihinde bir grup subay ve askeri birlik başarısız bir darbe yaptılar. Ziya-ür-Rahman'a bağlı birlikler darbeyi bastırdılar. Ancak darbe esnasında Ziya-ür-Rahman öldürüldü. 15 Kasım 1981'de seçim yapıldı ve Milli Birlik Partisi lideri, öldürülen Ziya-ür-Rahman'ın yardımcısı Abdüssettar, oyların % 66'sını alarak devlet başkanı oldu. Ancak siyasi istikrar yine temin edilememiş ve kargaşa bitmemişti. Nihayet hükumet, Milli Güvenlik Kurulu kurulmasını kabul etti ise de, gerginlik durmadı. Sonunda Genel Kurmay Başkanı Muhammed Erşad, askeri bir darbe ile Abdüssettar'ı devirerek idareye el koydu. Askeri idare iki sene iş başında kalacağını ilan etti. 21 Mart 1985'te yapılan referandumda Erşad'ın devlet başkanlığında kalması onaylandı. Diktatörlük ve otoriter bir rejimle ülkeyi yönettiği söylenen Muhammed Erşad'ın geniş çaplı kitle gösterileri neticesi istifa etmesi üzerine 6 Aralık 1990 senesinde Şahabeddin Ahmed devlet başkanlığına vekaleten getirildi. 19 Eylül 1991 senesinde yapılan seçimleri kazanan (Ziya-ür-Rahman'ın dul eşi) Halide Ziya başbakan oldu. (7) – (8)
Bangladeş’in İslam Sancaktarı: Cemaat-i İslami Cemaat-i İslami Hareketi meşhur Alim, ‘İslam’da İhya Hareketleri’ kitabının yazarı Seyyid Ebu’l A’la El’Mevdudi tarafından Hindistan’da, 24 Ağustos 1941 tarihinde kurulmuştur. 1947 yılında Hindistan ikiye ayrıldıktan sonra ‘Cemaat-i İslami Hind’ Hindistan’da, ‘Cemaat-i İslami Pakistan’ ise Pakistan’da çalışmalarına devam etmektedir.
Pakistan, Hindistan’dan ayrıldıktan sonra Cemaat-i İslami Pakistan’ın ilk Başkanlığını Maulana Abdurrahman yapmıştır.
1971 tarihinde, Pakistan’ın içerisinde Doğu Pakistan olarak adlandırılan Bangladeş bağımsızlığını ilan edince, devletin yöneticileri 1977’yılına kadar Cemaat-i İslami’nin kurulmasını yasakladılar. 1977 yılında İslami partinin kurulma yasağı kaldırılınca, 27 Mayıs 1979 yılında ‘Cemaat-i İslami Bangladeş’ ismiyle teşkilat kuruldu.
Cemaat-i İslami, Bangladeş’in en büyük partisi, en güçlü teşkilatı ve İslami hareketidir. Milyonlarca mensubu ve güçlü bir gençlik örgütlenmesi vardır.
İslam Birliğinin kurulmasını savunan ve bunun için çalışan Cemaat-i İslami, Bangladeş’in İslam’a dönmesi için çalışmalarda bulunmaktadır. Dolayısıyla devleti kuran ve hala iktidarda bulunan Bangladeş Awami (Bangladeş Awami League) Partisi tarafından mensupları öldürülüyor, liderleri hapse atılıyor. Awami partisi’nin, Cemaat-i İslami’nin mensuplarını şehid etmek, liderlerini hapse atmakta ki amacı ülkenin İslam’a doğru yürüyüşünü engellemektir.
Bangladeş Awami Partisi (Bangladeş Awami League)
Awami partisi, kısa tarihini aktardığımız Bangladeş’i, Pakistan’dan ayırmak için yoğun gayret gösterdiği görülmektedir. Asya’da, Müslümanların güçlü bir devlet sahibi olmaması için Hindistan ile beraber çalışan Awami Partisi’nin Başkanı Mücibu’r Rahman, Bangladeş’i Pakistan’dan ayırdıktan sonra da Bangladeş’te ki Müslümanlara ve Cemaat-i İslami mensuplarına tarifsiz zulümler yapmştır.
Awami Partisi, Hindistan’a yakınlığıyla bilinir. Adeta Müslümanlara karşı Hindularla işbirliği halindedirler. Avami Partisi’nin şimdiki Başkanı ve aynı zamanda Bangladeş Başbakanı olan Şeyh Hasina, politikası ve Cemaat-i İslami’ye bakış ve yaklaşım açısından babasından farklı değildir.
Babası, Bangaleş’i Pakistan’dan ayırmak için Hindistan ile nasıl çalıştıysa, Hasina’da Hindistan’ın İstihbarat Teşkilatı Raw ile ilişki halindedir. Böylelikle Raw, Bangladeş içinde rahat hareket ederek hem Hindistan tarafından Bangladeş’i kontrol altında tutmakta, hemde Cemaat-i İslami üzerine operasyonlar yapmaktadır.
2010 yılında yapılan Anayasa değişikliği, yapılmak istenenin açık bir delili mahiyetindedir. 2009 yılında iktidara gelen Awami Partisi (Şeyh Hasina Başbakan oldu) Anayasayı değiştirmiş, ‘Bangladeş’in dini İslam’dır’ ibaresini kaldırtmış, yerine ‘Bangladeş Laik bir devlettir’ ibaresini yazdırtmıştır. Awami Partisi, Cemaat-i İslami’yi düşman olarak görmektedir. Uygulamalarıyla bunu göstermektedir. 2009 yılında iktidara geldikten sonra, Cemaat-i İslaminin onlarca mensubu şehid edilmiş, liderleri ve mensupları hapislere atılmıştır. Awami Partisi’nin mevcut Başkanı ve Bangladeş Başbakanı Şeyh Hasina’nın bir oğlu vardır. Amerika’da yaşayan oğlu, Yahudi bir kızla evlenmiştir. Hasina’nın ailesinin tamamına yakını Amerika ve Kanada’da yaşamaktadır.
Bangladeş’te Cemaat-i İslami Üzerinde ki Baskı ve Son Günlerde Yaşananlar
Bangladeş Cemaat-i İslami Partisi, Bangladeş’in en büyük İslam partisidir. Uygulanan ‘Bangladeş’i İslam’dan uzaklaştırmak, Müslümanları ezmek’ projesinden dolayı, mevcut hükümet Cemaat-i İslami’yi ortadan kaldırmak için zalim bir politika izlemektedir. İslamsızlaştırma politikasından ötürü rejim, Cemaat-i İslami Partisinin ve Cemaat-i İslami’ye bağlı gençlik hareketinin (Bangladeş İslami Çatro Şibir) liderlerini, parti üyelerini ve gönül verenlerini acımasız bir şekilde katletmektedir. Awami Partisi, istikbal endişesiyle de bir çok cinayetin ve zulmün altına imza atmaktadır. Awami Partisi devletin başına ilk geldiği yıllarda Bangladeş İslami Çatro Şibir Gençlik Hareketinin üniversitede okuyan faal öğrencilerini ortadan kaldırmak suretiyle, ileride güçlü bir İslami gençliğin karşılarına çıkmasını engellemeyi amaçlamıştır. Hükümetin bu eylemlerinde toplam 10 öğrenci şehid edilmiştir, 3 öğrenciden haber alınamamaktadır ve binlerce öğrenciyi hapishaneye atarak işkence etmeye başlamışlardır.
Devlet bir adım daha ileriye gitmiş, düzmece yargı organlarında Cemaat-i İslami’nin liderlerini yargılamaya başlamıştır. Yapılan her türlü baskı ve zulüme rağmen engellenemeyen Cemaat-i İslami’nin yükselişi uydurma yargı oyunuyla, liderlerin hapise atılarak engellenme yolu seçilmiştir. Bu maksatla 9 Mayıs 2010 tarihinde Uluslararası Suç Mahkemesi kurularak Cemaat-i İslami’nin liderlerini kendi oluşturdukları yasalarla ve kendi adamlarını yargının başına getirerek adaletsizce yargılamaya başlamıştır. Uluslararası Suç Mahkemesi işleyiş açıcından, uluslararası bir mahkeme şeklinde işlememiş, tamamen kendi içinde, belli bir maksada matuf olarak kurulmuş bir kurum olmuştur. Cemaat-i İslami Partisi bu adaletsizliği sona erdirmek ve bu hukuk dışılığı tüm dünyaya göstermek adına Uluslararası Ceza Mahkemesi (International Criminal Court)’nden dünyaca tanınmış olan avukatlar J.Rap(ABD) ve Toby Cadman(İngiltere)’ı Bangladeş’e getirmek istemiş ancak havalimanına kadar gelen iki avukata hükümet yasak koyarak geri göndermiştir.
Awami Partisi Hükümeti, Bütün baskı ve zulümlere ve işkencelere, ayrıca Hindistan ve Raw’ın desteğine rağmen engelleyemediği, aksine daha kuvvetlenen, güçlenen, üniversitelerde etkinliğini artıran, İslami Çatro Şibir Gençlik Hareketinin çalışmalarıyla genç neslin üzerine büyük etki sahibi olan Cemaat-i İslami liderlerini hapse atmaya karar verdi. 29 Haziran 2010 tarihinde Hükümet, Cemaat-i İslami Partisinin Genel Başkanı Maulana Motiur Rahman Nizami, Genel Başkan Yardımcısı Allama Delwar Hossain Sayeedi, Genel Sekreter Ali Ahsan Mohammad Mujahid’le birlikte bir çok parti üyesini hapse attı. Bu olayların üzerinden iki yıl geçtikten sonra, Dünya İslami Hareketi’nin lideri ve Cemaat-i İslami’nin 90 yaşındaki Eski Genel Başkanı Prof. Golam Azam 11 Ocak 2012 tarihinde tutuklanarak hapse atıldı.
Hükümetin son darbe olarak korkunç bir plan yaptığı deşifre oldu. Plana göre ‘Cemaat-i İslami’nin dört büyük lideri için, Uluslararası Suç Mahkemesi aralık 2012’de, gizli oturumla toplanarak idam kararı alaçaktır’. Plan gerçekleşir İdam kararı alınırsa, 2013 yılının Mart ayı içerisinde bu kararın uygulanması söz konusu olacaktır. İşte tamda bu günlerde, bu planın tartışması yaşanmaktadır Bangladeş’te. Büyük protesto gösterileri yapılmakta, hükümet güçleri gösteri yapanlara sert karşılık vermekte. Cemaat-i islami mensupları bu adaletsiz kararı engellemeye çalışmakta, Cemaat-i İslami Partisinin büyük liderlerinin hapishaneden çıkarılması için sokaklarda eylemler düzenlemektedirler. Halkın sesini dünyaya duyurmasına mani olmaya çalışan hükümet, polis aracılığı ile sert ve acımasız müdahaleler yapmaktadır.
Cemaat-i İslami Partisinin adaletsizliğe karşı başlattığı 5 - 6 Kasım 2012’deki yürüyüşte polisin sert müdahalesi sonucu yaklaşık 500 kişi yaralanmış, yürüyüşe katılan 1000 kişi tutuklanarak hapse atılmıştır. Hükümet, operasyon düzenleterek şehirde bulunan bazı il başkanlık binalarını kullanılmayacak hale getirmiştir.
Liderlerinin serbest bırakılması için 6 Kasım’daki yürüyüşte, Bangladeş İslami Çatro Şibir Öğrenci Hareketi’in Başkan Yardımcısı Mizanur Rahman, Hanjala Hossen, Mamun Hossen ve Cemaat-i İslami Partisinden Abul Kasem, Abul Kalam ve daha binlerce kişi tutuklanmış ve bir çok kişi şehid edilmiştir.
1- İslam’ın Kışı ve Beklenen Baharı
2- Ali İmran- 103
3- Hucurat – 10
4- En’fal- 46
5- En’fal- 73
6- Saff- 6
7- Constitution of Bangladesh
8- Human Development Report 2009