Medyada çıkan onlarca olumsuz veya olumlu haber ister istemez, bu akil insanlar grubu neden kuruldu, toplantılarda neler konuşuluyor, amaçları nedir gibi birçok soruyu hatırlara getirdi.
Türkiye’nin birçok şehrinde yapılan Akil İnsanlar toplantılarında yaşanan gerginlikler, bu gerginliklerin haber yapılış şekilleri insanların kuşkulanmalarına, tedirgin olmalarına yetti de arttı.
Bende, kafamda birçok soruyla Akil insanlar toplantısına gittim. Ancak hiçbir sorumu soramadım.
Neden mi?
Çünkü, açılış konuşmasını yapan Grup Başkanı Prof. Hakyemez, kendilerinin ‘Akil insanlar’ isminden rahatsız olduklarını, ‘Diyalog Grubu’ denilse daha isabetli olacağını, kendilerinin bir şey anlatmayacağını, görevlerinin katılımcıları dinlemek, anlatılanları not alıp bir rapor halinde hükümete sunmak olduğunu ifade etti.
Bu konuşmadan sonra ne sorabilirdim ki?
Çünkü sürece dair bir şey anlatmıyorlar, zaten sürece dair bir şey bildiklerini sanmıyorum.
‘Acaba toplantılarda ne anlatılıyor’ en büyük merakımdı ve bu merakımı gidermiştim. Hiçbir şey anlatmıyorlardı.
Sürecin seyrine, Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmelere, PKK’nın çekilmesine dair sormayı planladığım birçok soruyu da soramadım. Çünkü bu sorulara cevap verebileceklerini düşünmüyordum. Onların, süreçle alakalı bildikleri bizim bildiklerimizden daha fazla olmadığını hissettim.
***
Akil insanlar Toplantısında birçok kişi söz aldı. Fikirlerini veya tedirginliklerini ifade etti. Prof. Midilli, Eski Bakan Tuncay Mataracı, Müsiad Başkanı Mahmut Dabak, İlyas Serdar Hocaefendi, Gazeteci GençağaKarafazlı toplantıda konuşma yapan isimlerden bazıları.
-İlyas Serdar Hocaefendi, Kur-an’ı Kerimden ayetler okuyup sulhun önemine dikkat çekti. Müslümanların kardeş olduğuna, sulhun gerçekleşmesi gerektiğine, sulhun İslami bir vecibe olduğuna vurgular yaptı. Konuşmasını ayet ve hadislerle destekledi. Hoca efendinin Konuşmasının toplantıya katkı sağladığını düşünüyor.
Çünkü, dış politika, enerjinin ehemmiyeti gibi bir çok noktadan süreç değerlendirilirken, konunun İslam dini açısından ele alınması mühimdi.
-Toplantının önemli diğer konuşmasını Prof. Midilli yaptı. Terörün Türkiye’ye kaybettirdiklerini ifade ettikten sonra Asya ve enerji meselesine dikkatleri çekti. Asya’nın önemini ve enerji meselesini kısa ama veciz ifadelerle anlatan Midilli, ‘terörü bitiremeyen Türkiye’nin büyük devlet olması zor’ neticesini doğuracak bir analiz yaptı.
-Eski Bakan Tuncay Mataracı akıllara takılan birçok soruyu ve halkın tedirginliklerini dile getirdi. Mataracı’nın halkın hissiyatını, tedirginliklerini dile getiren bu konuşması önemli bir boşluğu doldurdu. Çünkü konuşmacıların birçoğu kendi hissiyatını ve derin analizlerini paylaştı. Toplantıda halkın hissiyatının ifade edilmesi mühimdi. Bu açıdan Mataracı’nın konuşması gayet isabetli oldu.
-Toplantıda gerginliğe neden olan Gençağa Karafazlı’nın konuşması ‘yüzleşme’ temeli üzerine kuruluydu. Uludere faciası, şapka meselesi, faili meçhul cinayetler gibi birçok konuyu, konuşmasının merkezine oturtan Karafazlı, tarihteki birçok meseleyle yüzleşilmesi gerektiğini, yüzleşmenin Türkiye’yi küçültmeyeceği, zayıflatmayacağı, aksine büyütüp kuvvetlendireceğini ifade etti.
Toplantının sonuna yaklaşmıştık. Başkandan bende söz istedim. Sorularımı soramamıştım, Fakat önerilerimi ifade etmem gerekiyordu.
Süreçle alakalı önerilerimi iki başlık altında heyete ve haziruna arz ettim;
1- Barış, soyut bir kavramdır. Önemli olan barış dediğimiz sürecin hangi temeller üzerine oturduğudur. Barış süreci Kürt Meselesini derinleştiren, bir problem haline getiren, dindarları ezen ve sistemin dışına iten, Maraş, Çorum katliamlarını icra eden, şapka takmadıkları için onlarca İslam Alemini asan laik ve Kemalist temeller üzerine bina edilecekse/edilmişse, bu barış kalıcı olmaz.
Bizim, bugün konuştuğumuz ‘barış ortamının tesisi’ yeni inşa etmeye çalıştığımız bir ortam değildir. Biz, bu topraklar üzerinde bin yıldır huzur, barış ve kardeşlik içerisinde yaşadık. Dolayısıyla biz, bugün yeni bir ortamı oluşturmaya çalışmıyoruz, eskiden oluşturduğumuz bir ortamı yeniden oluşturmaya çalışıyoruz. Hal böyle iken, yapılması icap eden şey, bin yıl bu topraklarda kardeşçe, huzur ve barış içerisinde yaşamamızı sağlayan temel umdeleri ön plana çıkarmak ve barış sürecini laiklik ve Kemalizm’in temel prensipleri üzerine değil bu temel umdeler üzerine kurmaktır. Tarih gayet açıktır ki, bin yıllık barış, kardeşlik ve huzur ortamını İslam prensiplerinin hayata hakimiyetiyle sağladık.
2- Bin yıl süren bu kardeşliği zedelemek isteyenler olmuştur. Hatta toplum içerisinde etnik farklılıkları ön plana çıkartıp bir düşmanlık ortamı oluşturulmak istenmiştir. Bu düşmanlık ortamının sağlanması için örtülü örtüsüz birçok fiil icra edilmiştir. Halkların üzerinde psikolojik harp uygulanmıştır. Yapılanların tamamı Kürt- Türk halklarını düşman kılmaya ve Türkiye’yi zaafa uğratmaya, hatta yok etmeye matuftu. Kürt ve Türk halklarını birbirlerine düşman edemeseler de araya bir soğukluk girmiştir. Bu soğukluğu tamir etmek gerekmektedir.
Bu tamiri sosyolojik bir çalışmayla yapabiliriz. Dolayısıyla Güneydoğu’da yaşayan ve Güneydoğu dışında Türkiye’nin farklı bölgelerinde yaşayan Ehl-i Sünnet İslam Alimlerinden müteşekkil bir heyet kurulmalıdır. Bu heyet, bin yıllık barış, huzur ve kardeşlik dolu tarihimizi ve bizi kardeş kılan temel umdeleri halkımıza anlatmalıdır. Böylelikle halklar arasında ki soğukluk giderilebilir, 80 yıldır uygulanan tahribat tamir edilebilir.
Yorumlar
Kalan Karakter: