Adil bir yargılama
Spor yazıları yazmanın dezavantajlarından biri de, bu hafta yazacağınız bir yazıya gelecek hafta pişman olabilme ihtimalinizin yüksek olmasıdır
Yayınlanma :
26.09.2012 10:27
Spor yazıları yazmanın dezavantajlarından biri de, bu hafta yazacağınız bir yazıya gelecek hafta pişman olabilme ihtimalinizin yüksek olmasıdır. Geçen hafta TKİ Tavşanlı Linyitspor karşısında sahada sergilenen oyun gözümü kamaştırmış olmalı ki o mutlulukla “4 köşe olduk” diye yazmıştım. Ekibimiz uzun bir aradan sonra ilk kez bu kadar temposu, heyecanı yüksek bir futbol oyunu sergiliyordu. Sahada yüreğini ortaya koymuş bir takım görüntüsü vardı ve ileriki haftalar için umut vaat ediyordu. Oysa bu hafta adeta “Tavşanlı maçının yorgunluğunu üzerinden atamamış mı acaba?” diye düşündürten ve “Yoksa geçen hafta gördüklerimiz serap mıydı?” sorusunu akla getiren bir durum vardı. Vasatın ötesinde oyunumuzla, pozisyon yaratmakta ki beceriksizliğimizle, sahada sanki birbirine yabancı topluluklar gibi, birbirine pas atmaktan çekinen futbolcuları gördük. İzlediğim 3 maçtaki Rizespor bu değildi. Göztepe karşısında sahada başka bir şey vardı. Herkes belki de son dakika gelen gole çok sinirlenmiştir. “Ne güzel 1 puan geliyor en azından” diye sevinmeye kalkmışızdır. Oysa bu maçın galibiyetini hak edeni, Korukır’ın da dediği gibi Göztepe idi. Ekibimize 1 puan bile yakışmazdı, geçen haftaki oyunundan sonra. İlla bir puan vereceksek bu maça, onu da kaleci David Loriya’ya verelim. O başarılı kurtarışları olmasaydı sahadan büyük bir hezimetle de ayrılabilirdik. Cenk Ahmet de yine o hızlı temposu ile bireysel birkaç çabanın içine girişse de yeterli gelmedi. Gözümüzde büyüttüğümüz Jallow ve Kalu ise yıllık izinlerine erken çıkmış bir haldeydiler. Hak ederek yenilmek vardır, hak etmediğiniz halde yenilmek vardır. Örneğin Galatasaray’ın Şampiyonlar Ligi karşılaşmasında Manchester United karşısında yenilgiyi hak etmediğini söyleyebilirim. Canla başla, yüreğini ortaya koyarak oynayan Sarı Kırmızılı ekip o maçtan şanssızlığının kurbanı olarak mağlup ayrıldı ama Galatasaraylılar eminim ki takımlarına kızmadılar, sahaya yansıttıkları futbol için. Çok uzağa gitmeyelim, geçtiğimiz Cumartesi günü Rize 1. Amatör Küme U-19 Ligi’nde Kopuzlar Vakfı Veliköyspor ile Ardeşenspor arasında oynanan karşılaşmadan da örnek vereyim. Amatör de olsalar sahaya yansıtılan 90 dakikalık heyecanlı ve tempolu maçta her iki takım da yenilgiyi hak etmiyordu. Ardeşenspor 3-1 galip gelse de, Veliköysporlu futbolcuların ortaya koyduğu yürek, mücadele, taktire şayandı. Açıkçası cumartesi o maçı izledikten sonra tv karşısında izlediğim Rizespor maçı, işkence gibi geldi bana. İşte Rizespor, eski hocası Kalpar’ın karşısında eğer bu örneklerde olduğu gibi bir futbol sergileyip sahadan mağlup ayrılsaydı, hiç üzülmez, önceki hafta yazdığım yazıdan da pişmanlık duymazdım. Ama “Papaz her zaman pilav yemez” misali bu tür durumlar da lige heyecan katacak ki, bizler de yazacak bir şeyler bulalım. Engin Hoca maç sonunda “Futbolun adaleti 90. Dakikada tecelli etti” dedi. Aslında şaşırmamalıydı. Malum ilk hafta biz de 3 puanı son dakikada gelen golle hanemize yazdırmıştık. Ve “3 puan her zaman son dakikayı beklemez” yazımda vurguladığım durumu bu kez Göztepe elde etti. Futbolun adaletini hatırlattı bize… Ve 90. Dakikada kaybedilen 3 puanla birlikte tecelli eden bir şey daha vardı; ilk mağlubiyetimizi eski hocamıza karşı, eski futbolcumuzun ayağından aldık. Onlara ise ilk galibiyet sevincini yaşattık. Artık bu mesajdan kimlerin ne çıkarması gerektiğini aslında onlar daha iyi biliyor. 26 Eylül 2012 Çarşamba (NABIZ Gazetesi 420. Sayı)