Adetin yerine getirilmesinin dışında bir diğer husus ise; Seçim kampanyası döneminde bazı yaşanan olaylar var, medyaya yansımayan olaylar, belki yazımız bu olayların bilinmesi açısından faydalı olacaktır.
30 Mart seçimlerine olağan üstü şartlarda gittik. Ülkenin gündemi, 17 Aralık operasyonuyla toz duman oldu. Gerçi 12 yılda yapılan tüm yerel ve genel seçimleri Türkiye, olağan üstü şartlar içerisinde yapmadı mı? 12 yılda yaptığımız beşinci seçimi de yine olağan üstü konjonktürde yaptık.
17 Aralık ile başlayan olağan üstü durum yerel seçimlerin kendi mecrasında yapılmasına izin vermedi. 30 Mart Yerel Seçimleri genel seçim havasının da ötesinde, “Milli Mücadele” havasına sokuldu.
Çünkü Başbakana göre 30 Mart seçimleri “Milli Mücadele” anlamı taşıyordu.
17 Aralık operasyonuyla başlayan gerginlik Başbakanın söylemleriyle tavan yaptı. Medya, Başbakanın oluşturduğu gerginlik politikasına katkı yapmaktan geri durmadı.
Başbakan Erdoğan’ın toplumu ayırmaya matuf ve gerginlik oluşturan söylemleri 9 sütundan manşete taşındı. Köşe yazarları da çıkarılmak istenen bu ateşe körükle gitti.
Abdulkadir Selvi, Fatih Tezcan, Ergün Diler gibi yazarlar akla zarar yazılar kaleme aldılar. Artık Türkiye hazırdı; Ya Başbakana oy vereceksiniz ya da Türkiye “Milli Mücadele”yi kaybedecek!
Böyle bir ortamda şehrin sorunlarını, imar yolsuzluklarını, projeleri nasıl konuşabilirsiniz? Konuşamadık da…
Çünkü, Başbakan kaybederse Türkiye kaybedecek…
Projelerin, sorunların konuşulma zamanı değildi.
Seçimin yerel seçim olduğunu, milli mücadele mahiyeti taşımadığını söyleyenler projelerini ve şehrin sorunlarını anlattı. Ancak insanlar, evlerine gittiğinde 25 kanaldan farklı bir bombardımanın muhatabı oldular. İş yerlerine geldiğinde ise, 15 gazetenin 9 sütuna çekilmiş “Bu seçim Milli Mücadeledir” manşetlerini gördüler. Ve 80 gün böyle geçti.
Soruyorum, böyle bir durumda halk ne yapsın?
Halk sana mı inanacak, yoksa reytingleri tavan yapmış 25 kanala ve her hafta tirajları 10 bin artan gazetelere mi?
Böyle bir bombardımanın karşısında nasıl durulur, mümkün mü?
İktidarın yerel aktörleri de konjonktürü iyi değerlendirdiler. Mevcut durum onlar için bulunmaz bir fırsattı.
Halka ne anlatacaklardı ki!
Şehrin imar problemlerini, kentin 10 yılda yağmalanmasını, söz verilip yapılmayan projeleri, fare yuvası olmuş açık dereleri vs vs. Bunların cevabını vermek kolay değildi. Bundan dolayı kolayı seçtiler, ülkenin genel gerginliğini yerele taşıdılar ve yerel seçim yapılmasının önüne geçtiler.
Kent yağmalandı denildi, onlar; “Ama Başbakanımız” dediler.
Trafik problem var söylendi, onlar; “Ama Başbakanımız” dediler.
Üstü açık dereler gündeme getirildi, onlar; “Ama Başbakanımız” dediler.
Hangi sıkıntı gündeme taşındıysa, onların cevabı; “Ama Başbakanımız” oldu.
Ancak onlar “Ama Başbakanımız” derken, dertlerinin Başbakan olmadığını da tüm halk gördü.
Halk, Ak Partinin yerel yöneticilerini tarihe gömmek istedi, fakat Başbakanına kıyamadı. Bu bile bir kazanım Rize için…
Sınav
Bu seçim bir yerel seçim olmadı, Başbakanlık referandumu oldu. Ancak bu seçimde herkes samimiyet sınavından geçti. Kimisi kazandı, kimisi kaybetti.
Bu seçim; maskeleri düşüren bir seçim oldu!
Bu seçim; kalpte gizli kalanları izhar ettiren bir seçim oldu!
Bu seçim; herkes için bir sınav seçimi oldu!
Siyasetçiler samimiyet sınavına tabi tutuldu bu seçimde. Kimisi kazandı, kimisi kaybetti.
Basın camiası da aynı samimiyet sınavından geçti, çoğu kazandı azı kaybetti.
Bu seçimde binbir yüz gördüm, 33 yıllık hayatımda görmediğim kadar. Riyakarlığın, yağcılığın, yaranmanın zirvesini müşahede ettim kimi çehrelerde.
Yaranmak için karanlık kapılar ardında üretilmiş mesnetsiz metinlerin sürmanşete pervasızca nasıl taşındığına tanıklık ettim.
Ahlaksızca kullanılan kalemleri, insafsızca yapılan anlaşmaları seyrettik.
Sonra ahlakın semaya kalktığını fark ettik, üzülerek.
Güce tapmanın dayanılmaz çekiciliğini gördük, dost bildiklerimizde.
Virgülü kullanmasını bilmeyen usta kalemlerin kaleminden necaset aktı.
Çok tıklanan, tıklanmayı şantaj yapma hakkı sayan sitelerin manşetlerini iftiralar kapladı.
Bunların hepsini gördük, hepsine şahit olduk…
Evet kaybedildi!
Samimiyet kaybedildi.
Dediğim gibi, bu seçim bir yönüyle de sınavdı.
Kimi kaybetti, kimi kazandı…