Zincirin son halkası; ‘İran’
Suriye’nin Arap Baharı etkisi içerisine girmesi, Türkiye’nin Suriye tutumu Esed rejiminin Kuzey Suriye’yi PYD’ye bırakmasına sebep oldu
Yayınlanma :
31.08.2012 03:08
Suriye’nin Arap Baharı etkisi içerisine girmesi, Türkiye’nin Suriye tutumu Esed rejiminin Kuzey Suriye’yi PYD’ye bırakmasına sebep oldu. Hükümetin ikide bir dillendirdiği ‘Kuzey Suriye’de bir oluşuma izin vermeyiz’ sözü, gerçekçi ayrıca inandırıcı değildir. Nitekim, 2003-2005 yılları arası, Kuzey Irak ile alakalı benzer sözleri fazlaca bulmak mümkündür, basın arşivinde. Kuzey Suriye’de ki gelişmeleri geçen hafta yazdığımız “Ortadoğuda ki Gelişmelerin Perde Arkası (Nil’den Fırat’a)” başlıklı yazımızda geniş geniş izah etmiştik. Kürtlerin yaşadığı bölgelere baktığımızda farklılıkların olduğunu görüyoruz. Önce Irak Kürtlerinin Irakta ki yerleşimlerine göz atalım; Irak Kürleri, Kuzey Irak’ta, Musul’dan geçen Dicle Nehri’nin doğusundan İran sınırı arasında ki bölgede iskan halindedirler. Az bir kısım Kürt halkı, Musul’un batısında Şengal dağı civarında yaşamaktadır. Şengal dağı etrafında yaşayanların çoğu Yezidi’dir. Kürtlerin yaşadığı Kuzey Irak’ta ki coğrafi sınır, Bağdat yakınlarında ki Hanakin’e kadar devam eder. Bu alan içerisinde ki şehirler; Musul, Zaho, Duhak, Erbil, Şaklawa, Ranya, Rewanduz, Akra, İmadiye, Kalandıza, Süleymaniye, Kerkük, Hanakin, Köysancak ve Halepçe’dir. Irak’ın orta ve güneyinde siyasi iskanlar dışında Kürt yerleşimi yok denecek kadar az olduğu görülmektedir. Son yıllarda da göç ederek Bağdat’a yerleşen ciddi bir Kürt nüfusunun varlığı görülür. Suriye Kürtlerinin, Suriye’de iskan bulundukları şehir ve bölgelere baktığımızda; Suriye’nin kuzeyinden, Türkiye’nin güney hudutları boyunca, Hatay’dan Irak sınırına kadar olan bölgede iskan olduklarını görmekteyiz. Hatay’ın doğusunda ki Kürt dağından başlayan hat, Halep, Rasuleyn, Amuda, Kamışlı, Haseki yönünde Derik ve Ayndiwar’a kadar devam eder, Irak sınırına ulaşır. Yoğun yaşadıkları yerler; Mardin’in Nusaybin ilçesine bitişik Kamışlı ilçesi (el-Cezire) diye adlandırılan Kuzey Suriye’dir. Selahaddin Eyyübi döneminden Şam, Hama, Humus’a yerleşen Kürt halkları da mevcuttur. Kürtlerin yerleşik bulundukları bu iki ülkede iskan oldukları bölgelere ve şehirlere baktığımızda; Irak’ta Kürt halkının yaşadıkları bölgeler ve şehirler birbiriyle sınır olduğu görülmekte, Suriye’de ise Irak benzeri coğrafi bir bütünlük görülmemektedir. Dolayısı ile, her ne kadar Esed sonrası Suriye’de, özerk Kürdistan (Kuzey Suriye) projesi düşünülsede, coğrafi bütünlüğün olmamasından dolayı gerçekleşmesi, Kuzey Irak Özerk Bölgesinden daha zor olacaktır. Suriye sonrası ‘Arap Baharı’ndan nasibini alacağına dair analizler yapılan İran ise, Kürt özerk bölgesinin hayata geçmediği tek ülkedir. Yani İran, oluşturulmak istenen Kürt bölgelerinin son halkasıdır. Türkiye ise, Kürt sorununun sancılarını yaşarken, Kürtlerin ‘ulus’ olmaktan kaynaklanan haklarını vermekte, yeni anayasada bu hakların ne şekilde (?) vücut bulacağı net değildir. Çünkü Türkiye, henüz sorunun kaynağını anlamış değildir. Suriye sonrası Arap Baharının İran’a uzanması, çepe çevre sarması kuvvetle muhtemeldir. İran, Arap Baharı sonrası birkaç bölgeye ayrılmaya müsait bir yapıya sahiptir. İran içerisinde ki Türklerin bir takım rahatsızlıkları vardır. Dolayısıyla bölünmüş İran’da Türkler, bir bölge oluşturabilirler. Her nekadar İran Türkleri Şii olsalarda, Türkler ve Kürtler İran’ın yumuşak karnıdır. Batı, bu zafı kullanmaktan geri durmayacaktır. İran’da yaşayan Kürtlerin İskan oldukları cağrafyaya baktığımızda; Kürtlerin yaşadıkları bölge, Türkiye- İran sınırının üst bölgelerinden başlar Türkiye- İran, İran- Irak sınırı boyları devam eder, Doğu ve Güney Doğu’ya uzanır. Basra Körfezine kadar uzanır ama Basra Körfezine ulaşmaz. Bu alan içerisinde belli başlı şehirler; Maku, Urmiye, Mehabad, Bijar, Mergever, Bane, Serdeşt Sanandaj, Sakız, Hemedan ve Kirmenşah şehirleridir. Bu hat, Urumiye Gölünün doğusuna geçmez. İran içlerinde mecburi iskanlardan dolayı veya göçle oluşan irili ufaklı Kürt bölgeleri vardır. Mesela; Meşhed civarı Horosan bölgesi gibi. lara baktığımızda Kürt halkının 2008 yılı itibari ile ülkeler içerisinde ki nüfusları tahminen şöyledir; Türkiye 15 milyon, İran 8 milyon, Irak 4.5 milyon, Suriye 1.5 milyon, Ermenistan, Gürcistan, Lübnan, Kazakistan, Azerbaycan 500 bin. CIA, Suriye ve Mülteci Kampları (?) Amerikan Gizli Servisi CIA’nın, Suriye başta olmak üzere bölgede ki hakimiyyeti inkar edilemeyecek bir hakikattir. İncirlik Üssünden uzun yıllar PKK’yı desteklediği tespit edilmiş, bölgede ki cereyan eden hadiselerin planlayıcısı olmuştur. Dolayısıyla bugün, Suriye’de yaşananları CIA’sız değerlendirmek eksik olur. Ve yine, bölgeye gidip gözlem yapan gazetecilerin açıklamaları, uzmanların değerlendirmeleri bu yöndedir. Biz, yazımızda CIA’nın olayları nasıl kışkırttığını, muhalif grupları her yönüyle nasıl desteklediğini detaylıca işlemeyeceğiz. CIA’nın faaliyetleri sonrası ortaya çıkan Mülteci Kamplarının CIA ve BM stratejisinde ki yerini izaha çalışacağız. Ancak, CIA’yı tanıma bakımından geçen yıl yayınlanan “CIA’nın Karanlık İşleri” başlıklı yazımızdan bir bölümü sizlerle paylaşmak istiyorum; “…CIA; Amerika Birleşik Devletleri’nin dünya çapında istihbarat örgütüdür. İkinci Dünya Savaşı bittikten sonra kurulmuştur. Dünya’nın bütün ülkelerinde görevlileri (ajanları) vardır. Bunlar; ABD menfaatleri doğrultusunda (ABD Siyonizm’in kontrolünde olduğu için Siyonizm’in ve İsrail’in menfaatleri doğrultusunda) kendileriyle işbirliği yapabilecek yerli elemanlar (siz iş birlikçi diyebilirsiniz) temin eder. Bu yerli ajanlara CIA’nın yöntemleri öğretilir ve beraber çalışırlar. Bu yöntemler arasında, yerli ülkelerin istihbarat teşkilatları ile birlikte çalışmalarda vardır. CIA’nın yerli istihbaratçıları eğittiği zamanlarda olur (Türk istihbaratını eğittiğine dair medyada haberler çıkmıştır). CIA; dünya üzerinde ABD(Siyonizm) karşıtı siyasal ve ekonomik olayları araştırır, gerektiğinde sabotajlar ve darbeler düzenleyerek Amerika Birleşik Devletleri’nin menfaatlerini korur. Kullandığı metotlar ve yaptığı eylemler hukuka aykırı olan Siyonist bir örgüttür. CIA’nın bu bağlamda ilk kurbanı İngiliz, Amerikan petrol şirketleriyle anlaşmazlığa düşen İran Başbakan’ı Musaddık olmuştur. İran’ın petrollerini 1951 yılında İngiliz petrol şirketinin elinden alıp millileştiren Musaddık, 1953 yılında yapılan ve CIA’nın da karıştığı bir darbe ile görevden uzaklaştırılmıştır…” Arap Baharının Suriye’ye sıçramasından sonra çıkan çatışmalar dalga dalga göçü beraberinde getirdi. Bir bölüm Suriyeli Ürdün’e bir bölümü Türkiye’ye geçti. Söylemi demokrası, barış, özgürlük, savaş, kaos olan hükümet, gelen mültecilerin rakamlarını bir haklılık payesi çıkarırcasına ifade etti. Ve şimdi mülteci sayısı 100 bine yaklaştı. Gelen mülteciler sadece masum, sivil halktan oluşmuyor. Kimin ne olduğunun belirlenmesi ise imkansız. Dolayısıyla, gelenlerin arasına karışmış yüzlerce istihbarat elemanı, PYD üyesi ve El- Muhaberat ajanı vardır. Bunun en büyük kanıtı ise, kamplarda çıkan olaylar ve Hatay’ın mevcut durumudur. Mülteci kamplarının oluşması, kampların bulunduğu bölgeleri yumuşatır ve güvenliğini zayıflatır. Güvenliği zayıflamış bölgede, terör eylemleri başta olmak üzere bir çok olay cereyan eder. Kamplar, tamamıyla göç eden- edilen ülkenin sınır bölgesinde bulundukları için, sadece bölgede ki güvenlik zafiyete uğramaz, sınır güvenliğide zafiyete uğrar. Afganistan- Pakistan sınırı, İran- Irak sınırı vb. hep delinmiş sınırlardır. Belirsizleşmiş sınırlardan geçişler ve silah sevkiyatı kolaylaşır. Mülteci kamplarıyla ilgili Banu Avar’ın “..Birleşmiş Milletler ve CIA stratejisinde, Mülteci kampları özel bir yer tutar... Bu kamplar, iki ülke arasındaki sınırları belirsizleştirir. Uluslararası terör şebekelerinin, tetikçilerin istihbaratçıların ve barış gücü askerlerinin bölgeye yerleşmesini sağlar…” tespiti önemlidir. Davutoğlu’nun ‘100 bin mülteciye ulaşıldığında BM gözetiminde güvenli bir bölge oluşturulması gerektiğini’ ifade etmesini, Der Spiegel dergisi "askeri müdahale için ilk adım olacağı” şeklinde değerlendirdi. Son 10 yılda gerçekleşen benzer olaylara baktığımızda tavır şöyle olmuştur; 1)Terör saldırıları yapmak 2) Mülteci akını oluşturmak 3) Tampon bölge oluşturmak 4) Dış müdahaleyi başlatmak Suriye’de son maddenin gerçekleşmemesi Rusya, İran, Irak, Çin ve Lübnan’ın Suriye’nin yanında olmasından kaynaklıdır. Suriye’de ki olaylarda CIA’nın rolünün ve Suriye’nin ne anlama geldiğinin daha net anlaşılması bakımından yazımızı Washington Yakın Doğu Enstitüsü Müdürü Dr. Robert Satloff'un 23 Haziran 2011 tarihinde yaptığı konuşma ile bitirelim; “Ortada Suriye, Beyrut ve Gazze’ye ulaşan İran’ın başını çektiği barış karşıtı, batı karşıtı, Amerikan karşıtı bir eksen var. Bu eksen Bağdat ve körfeze kadar uzanıyor. Bu eksenin kırılması durumunda Tahran Beyrut ve Gazze hattı ciddi bir yara alarak Amerika ve müttefiklerinin bölgesel nüfuzu ve egemenliği stratejik bir kazanım elde edecek. Suriye rejimin yıkılmasından Amerika büyük bir yarar elde edecek. ABD mütefikleriyle birlikte bu hedefe ulaşmak için mümkün olan her yola başvurmalıdır. Tekrardan belirtmeliyim ki, Esad rejiminin ortadan kalkmasıyla hem Amerikan değerleri hem de Amerikan çıkarları bunun kutlamasını yapacak. Açıktır ki, Esad rejiminin ortadan kalkması bizim hayalini gördüğümüz en büyük strtajik hedeflerimizin gerçekleşmesinin önünü açacak: Suriye’nin Tahran ve Hizbullah ile bağını koparacak. Suriye rejiminin yıkılması İran’ın Ortadoğu’daki üssünden mahrum bırakacak. Kuşkusuz bu da İran ve Hizbullah’a en büyük büyük stratejik bir darbe indirecek. Bunun İran’ın Hizbullah’ı silahlandırmasını bütünüyle önleyeceğini sanmıyorum, fakat bu durumu oldukça zorlaştıracak. Yeni Suriye uluslar arası toplumun bir parçası olmayı istiyor. Aynı zamanda Hamas gibi Sünni terörist gruplarla da bağını kesecek."