‘Törpülenmiş, Gazı Alınmış Toplum’
Amerika’da yapılan <strong>‘Müslümanların Masumiyeti’</strong> filmi, akabinde Fransa’da Peygamberimizi tahkir eden karikatürlerin yayınlanması Müslüman ülkelerde şiddetli tepkilere yol açmıştı
Yayınlanma :
24.09.2012 17:19
Amerika’da yapılan ‘Müslümanların Masumiyeti’ filmi, akabinde Fransa’da Peygamberimizi tahkir eden karikatürlerin yayınlanması Müslüman ülkelerde şiddetli tepkilere yol açmıştı. Müslüman ülkelerde gösterilerin ardı arkası kesilmezken, Türkiye’de kayda değer bir protesto gösterisi yapılmamış ve bu durum medyada konu olmuş, birçok köşe yazarı konuyu köşesine taşımıştır. Ruşen Çakır, Türkiye’de ki Müslümanların tepkisizliğini “…Türkiye’de İslamcılığın belli bir süredir bir “devlet projesi” halini aldığına ve AKP’den bağımsız kayda değer bir İslamcı hareketin kalmadığına inanıyorum…” cümleleriyle yorumlamıştı. Ak Parti’nin iktidara gelmesiyle Türkiye Müslümanları, bir değişim/ dönüşüm içerisine girdi. Başbakan’ın değimiyle “aşırılıkları törpülendi, gazı alındı”. Başbakan’ın bu ifadesi fevkalade önemlidir. Tablo yapılıp duvara asılacak niteliktedir. İşin özünü, gerçeğini, mahiyetini, son 10 yılda dönüştürülmüş Müslümanların nihai durumunu ifade etmekte yeterlidir. Başbakan’ın ifadesindeki aşırılığa dikkat çekmek lazım. Başbakan, gazetecilerin “film sonrası Müslüman ülkelerde bir ayaklanma var. Ama Türkiye’de bunu göremiyoruz” sorusu üzerine malum açıklamayı yapmıştır. Peki ‘aşırılık’ olarak ifade edilen nedir? Film ve karikatür sonrası Müslümanların protesto yapması, Peygamberimize olan sevgilerini ve sadakatlerini ifade etmek için gösteriler düzenlemesi. İnancın bir refleksi olarak ortaya çıkan bu eylemleri aşırılık olarak değerlendirmek, Batılıların oluşturmak istedikleri Müslüman tipinin bir ifadesidir. Başbakan’ın “on yılda Müslümanların aşırılıklarını törpüledik, gazlarını aldık” açıklaması ayrıca var olma sebeplerinin de bir ifadesidir. Başbakan’ın malum açıklaması, Mekke’de ki Ummu’l Kur’a Üniversitesi hocalarından ve Kabe imamlarını yetiştirmekle memur Porf. Ahmet Kubeysi hocanın Ak Parti için “son beş yüz yılın en büyük fitnesi” değerlendirmesini destekler mahiyettedir. Ak Parti hareketi, sadece Türkiye Müslümanlarını dönüştürmek için değil, tüm İslam Alemini/ İslami Hareketleri dönüştürmek için ortaya çıkartılan bir cereyandır. Sık sık İslam aleminin rol modeli olarak Türkiye’nin, örnek partisi olarak Ak Parti’nin sunulmasının temel gayesi de bahsettiğimiz varoluş/ huruç nedeni ile ilgilidir. Batı, XX. Yüzyılın sonunda planını değiştirmiş, İslam’a ve Müslümanlara baskı yerine, İslam’ın ahkamını unutturmak ve bir takım yorumlarla/izahlarla tahrif etme yolunu tercih etmiştir. Bu plan çerçevesinde Ak Parti var olmuştur. Türkiye’de dirençli/aksiyoner Müslüman toplumu yumuşatılmış, çizgilerini değiştirilmiş, algılarını farklılaştırılmıştır. Dolayısıyla Ak Parti, Türkiye Müslümanlarını Batının arzu ettiği bir noktaya çekmiştir. Batının arzusuyla şekillenen yeni Müslümanlık tipi ‘Ilımlı İslam’ ismiyle anılsa da, sonuç olarak ulaşılan nokta “namaz kılan, oruç tutan, hacca giden, mevlid okuyan/okutan, zulme ve zalime karşı hiçbir direnci kalmamış, batı ve batı değerleri açısından tehlike arz etmeyen, hür görünümlü köleler” noktasıdır. Başbakan Erdoğan, Türkiye’de tüm imkanlarla bu değişimi/ dönüşümü yaparken İslam alemine de el atmaktan geri durmamıştır. Halid Meşal ve Hamas’ın diğer yöneticileriyle sık sık yaptığı görüşmelerle Hamas’ı, Batının tehdit ve tehlike görmeyeceği/ Batıya tehdit ve tehlike olmayacak bir mecraya çekmeye gayret etmiştir. Nispeten de başarılı olmuştur. Aynı çalışmayı İhvan-ı Müslimin ve En-Nahda üzeride uygulamıştır. Bu hareketler üzerinde de nispeten başarılı sayılır. Ayrıca akıllara Başbakan’ın Davos’ta yaptığı ‘One Mute’ çıkışı geliyor. Bu çıkış, İsrail’in Gazze’ye yaptığı ‘dökme kurşun operasyonu’ sonrası, Müslümanların yine sokağa döküldüğü bir zaman diliminde gelmişti. İslam aleminde büyük yankı oluşturan ‘One Mute’ çıkışı sonrası Müslümanlar rahatlamış, kızgınlık, tepki içeren eylemler nihayete ermiş yerini sevinç gösterileri almıştı. “Onlar gerçekten tuzaklarını kurmuşlardı. Tuzakları yüzünden dağlar yerinden oynayacak olsa bile, tuzakları Allah katındadır (Allah, onu bilir)” İbrahim/46 Hükümet – Basın İlişkileri Tarihten gelen süreç içerisinde bakıldığında, toplumların aydınlanmasında, reaksiyon göstermesinde basının önemli bir rolü olmuştur. Bu reaksiyon gerek iktidara, gerekse muhalif olanlara yönelebilir. Ancak önemli olan basının büyük kitleler üzerindeki etkisidir. Sedat Simavi, 1993 yılında Hürriyette yazdığı köşe yazısında, güç dengelerini sayarken basını dördüncü sırada değerlendirmiştir. Çünkü basın, yapısı itibari ile halkı, hükümetleri, kurumları yönlendirme, hareketlendirme gücüne sahiptir. Bu karakteristik yapısından dolayı hükümetler, her zaman basını yanına çekmeye, basına tahakküm etmeye çalışmışlardır. Bir ülkede özgür, bağımsız ve milli bir basın o ülkenin en büyük kazanımları arasında sayılabilir. Çünkü, özgür, bağımsız ve milli bir basına sahip olan ülke, bir çok sorununu kısa sürede çözme imkanına sahip olur. Elbette tam aksi bir basının mevcudiyetinde, ülkenin menfaatine olmayan gelişmeler cereyan edebilir, sonuçlar oluşabilir. Tarihimiz bu gibi olaylarla doludur. İfade ettiğimiz gibi, hükümetler kendilerine sıkı muhalefet yapacak bir basının varlığını istemezler. Kendi yanlarına çekmeye çalışırlar, baskı kurarlar, tehdit ederler. Ak Parti Hükümeti, diğer hükümetlere kıyasla özgür, bağımsız, muhalif gazeteciliği istemeyen hükümetlerin başında gelir. Bugün, Türkiye’de özgür, bağımsız ve muhalif bir medya’dan söz etmek mümkün değildir. Muhafazakar medya kayıtsız şartsız Hükümeti desteklerken, muhalif gözüken medya ise CHP’nin değirmenine su taşımakla meşguldür. Elbette analizin istisnaları vardır, onlarda görmezden gelinerek, yok sayılarak, dikkate alınmayarak saf dışı edilmek istenmektedir. Ak Parti Hükümeti, basının muhalefetine asla tahammül etmiyor/edemiyor. Başbakan eleştirilmekten hoşlanmıyor. Dolayısıyla bu tahammülsüzlük ve hoşnutsuzluk baskıyı ve tehdidi doğuruyor. Köklü bir gazetenin Ankara Temsilcisiyle, Ankara’da bir sohbet yapmıştık. Bu arkadaşımız bizimle Fikret Bila ile aralarında geçen bir diyalogu paylaşmıştı. -Bir gün birkaç kişi Fikret Bila’nın ofisine gitmişler. Fikret Bila’ya Türkiye’de şu kadar önemli olaylar cereyan ediyor, tek kelime yazmıyorsunuz demişler. -Fikret Bila, “yazdığımızda Başbakan maliyecileri gönderiyor” demiş. Bu ifadelerimiz yerel basın içinde geçerli. Rize’de yerel basını birileri kontrol altına almaya çalışıyor, yönlendirmek istiyor, istediklerini yayınlatıp, istemediklerini sansürlemek istiyorlar. Rize’de ki gazeteci arkadaşlar bu tavra karşı direnmeliler. Fahrettin Kaya, yıllarca birileri adına basını etki ve kontrol altına almak istedi, çalıştı, çabaladı. Ne kadar başarılı olduğunun değerlendirmesini size bırakıyorum. Şimdi ise, belli metotlar ve yollarla Hasan Karal basını etki ve kontrolü altına almak istiyor. Gafların ustası İçişleri Bakanı Rize’ye gelmiş, Temsilcisi Sevgili Kardeşim Muhammet Kaçar’ı programa aldırmamış. Gelin bunun izahını yapın. Muhammet Kaçar’ın Bakan Şahin’e ne garazı olabilir ki. Belki bağlı bulunduğu medya grubuyla ilgili bir tepki gösterdi Bakan Şahın, ama Kaçar ile ne ilgisi var. Geçende Ali Bayramoğlu bir gazetenin muhabirini azarlamıştı, sorusu hoşuna gitmeyince. Bu yaklaşımlar aklı selim yaklaşımlar değildir. Bahsettiğimiz gibi Rize basını baskılara, sansürlere aldırmamalı, boyun eğmemelidir. Tek yürek, tek vücut olarak buna direnmelidir. İlk tavrını Muhammet Kaçar kardeşimize reva görülen bu çirkin davranışı protesto ederek, kınayarak, ona sahip çıkarak göstermelidir.