ABD yönetiminin değişmesi, değişim sonrası (Suriye meselesi üzerinden değerlendirdiğimizde) yaklaşımlarda ki farklılıkları itibari ile bir değişimden öte bir tadil olarak değerlendirilmesi daha doğru olur.
ABD yönetiminin tadilinin Suriye meselesinde ki etkisine geçmeden önce, ABD yönetiminde ki tadile değinmek, bu tadilin Suriye meselesinde ki etkinsini izaha da katkı sağlayacağından ötürü faydalı olacaktır.
ABD yönetiminin tadilinden birkaç gün sonra New York Times Obama yönetimine dayandırdığı bir haber yayınladı. Haberde ‘ABD Dışişleri Eski Bakanı Hillary Clinton ve CIA Eski Direktörü David Petraeus Suriye’de ki muhaliflerin eğitilmesi ve silahlandırılmasını öngören bir plan hazırladıkları ancak planın Beyaz Saray’dan döndüğü’ bilgisine yer veriliyordu. (1)
Haberde ifade edildiğine göre Beyaz Saray, Amerika’nın Suriye savaşının içerisine çekilebileceği ve silahların yanlış ellere geçebileceği endişesiyle bu planı onaylamamıştı.
Fakat, Amerika’nın Libya Büyükelçisinin öldürülmesiyle sonuçlanan olayları önleyememekle suçlanan isimlerden bir diğeri Savunma Bakanı Leon Panetta, komisyonun olayla ilgili sorularına cep verirken Suriye’de ki grupların silahlandırılmasını desteklediklerini ifade etti.
Cumhuriyetçi Senatör John McCain’in “emriniz altında ki bakanlık, Bayan Clinton’un Suriyeli muhaliflerin silahlandırılması planını destekledi mi?” şeklinde ki sorusuna Panetta, başını sallayarak “evet biz bu planı destekledik” diye cevap verdi.
Komisyon toplantısından sonra Senatör John McCain twitter hesabından “Panetta’nın itirafı ilginçti” paylaşımını yaptı.
Komisyon toplantısını değerlendirdiği haberde BBC şu yorumu yaptı; “Washington, şimdiye kadar Suriyeli muhalifleri askeri açıdan desteklemeye yanaşmıyordu; ancak Katar ve Türkiye gibi müttefikleri Amerika’nın zımni onayı ile Suriyeli muhalifleri silahlandırıyordu.” (2)
New York Times’ın haberinde ki ‘Beyaz Saray’dan döndü’ bilgisi, Panetta’nın komisyonda yaptığı açıklama ile hükümsüz kaldı.
Suriyeli muhalifleri silahlandırmak ve eğitmek planını hazırlayan Dışişleri Eski Bakanı Hillary Clinton ve CIA Eski Direktörü David Petraeus görevde değil. CIA Direktörü, evlilik dışı ilişkisinin varlığı ortaya çıkınca istifa etti, Clinton ise sağlık sorunları münasebetiyle görevi bıraktı.
Bu zaviyeden bakıldığında, ABD yönetiminde yaşanan değişim değil, tadildir.
ABD yönetiminde ki tadilin Suriye meselesine yansıması, son on günde yapılan açıklamalar, görüşmeler ve yaklaşımlar bir bütünlük içerisinde değerlendirildiğinde bazı ayrıntılarının algılanması mümkündür.
‘Siyasi Çözüm’
ABD yönetiminin tadilinin Suriye meselesine yansımasının belirtilerini Muaz El-Hatib, Lavrov ve Keryy’in yaptığı açıklamalarda görüyoruz. Türkiye, Şam yönetiminin siyasi çözüm adına yaptığı açıklamaları gerçekçi bulmazken Katar, siyasi çözümü engellemekle suçlanmaktadır. Muhaliflerin bir bölümü ise, Muaz El- Hatib’in Lavror ve Salihi ile ve siyasi çözüm adına yaptığı açıklamadan rahatsızlığını üst perdeden açıkladı. (3)
Uzun süre suskun kalan Esed, sessizliğini geçen ay içerisinde Şam Üniversitesinde yaptığı konuşmayla bozdu. Uzun bir konuşma yapan Esed, 11 maddelik siyasi yol haritasını ilan etmişti. Esed’in Şam Üniversitesinde ki konuşmasından sonra Ulusal Koordinasyon Kurulunun Şam’da yaşayan Liderlerinden Munzir Haddam’da bir açıklama yaparak muhalif kanadın siyasi yol haritasını 5 madde ile açıklamıştı. Haddam, açıkladığı 5 maddelik siyasi yol haritasının hayata geçebilmesi için 9 maddelikte bir izahata yer vermişti konuşmasında.
Esed’in ve muhaliflerin siyasi yol haritalarını 17.01.2013 tarihinde kaleme aldığımız “Esed’in ve muhaliflerin siyasi yol haritası” başlıklı yazımızda değerlendirmiştik.
Bu makalemizin son paragrafını aynen aktarıyorum; “Esed’in açıkladığı 11 maddelik siyasi yol haritası ile Muhaliflerin açıkladığı 5 maddelik siyasi yol haritası arasında ve 5 maddelik siyasi yol haritasının hayata geçirilebilmesi için açıklanan 9 maddelik‘atılması gereken adımlar’ metni arasında ciddi bir farklılık görülmemektedir. Dolayısıyla ‘Esed’in Şam’ı derhal terk etmesi’ ön şartı koşulmadan yönetim ile muhaliflerin bir masa etrafında toplanmalarına mani hiçbir nokta yoktur.”
Bugün, yaptığımız tespit ve analizin doğruluğunu görüyoruz. Suriye’de yaşanan katliamın son bulması için artık siyasi çözüm aranıyor. Katar, Türkiye ve Muhalif kanadın bir bölümü siyasi çözüm çalışmalarına sıcak bakmıyor. Fakat ABD yönetiminin tadili gibi birçok neden Suriye’de böyle bir süreç başlattı. Bu süreç başarılı olacak mı, olmayacak mı? Bunun tespitini bugün yapmak imkansız.
Ulusal Koalisyon Başkanı Muaz El- Hatib’in yaptığı, “Devrim devam ediyor. Vakit kazanma dönemi bitti. Fakat, benzeri görülmemiş bir kriz içerisinde olan Suriye halkı için, iyi niyet gösterisi adına siyasi çözüm ve geçiş dönemi sürecini görüşmek, daha fazla kanın akmaması için Suriye yönetiminin temsilcileriyle Tunus, Kahire ya da İstanbul’da görüşmeye hazır olduğumu ilan ediyorum” açıklamasıyla başlayan sürece İran, Rusya ve ABD destek verdi. (4)
Ulusal Koalisyonun içerisinde ki en büyük siyasi oluşumun lideri olan George Sabra, açıklamanın sadece El-Hatib’i bağladığını ifade ederek, Şam yönetimiyle görüşme yapılmasına kesinlikle karşı çıktıklarını açıkladı. (5)
George Sabra’nın açıklamasından sonra, cevabi bir açıklama yapan Muaz El- Hatib’in açıklamasında ki şu cümleler dikkat çekiciydi, “Bazı devletler söz verdiler ama vefasız çıktılar. Bazıları, silahlı saldırı düzenleyin dedi. Fakat savaşın ortasında bıraktılar. Bazıları devrimcilere destek sözü verdi sonra ölüme terk etti. Bazıları koltuklarına kurulmuş ‘Saldırın… müzakere etmeyin’ diyor” (6)
Suriye meselesinde Rusya, Çin ve İran Şam Yönetimine destek verirken Türkiye, Katar, ABD ve diğer batı ülkeleri muhaliflere destek verdiler. Muaz El- Hatib’in bu açıklamasından sonra ise siyasi çözümü destekleyenler ve desteklemeyenler şeklinde bir tasnif icap ederse; Rusya, ABD, İran siyasi çözümü destekler konumda gözükürken Katar, Türkiye ve muhaliflerin bir kısmı siyasi çözümün karşısında gözüküyorlar.
Münih’te yapılan toplantı esnasında Suriye ile ilgili iki önemli görüşme yapıldı. Muaz El- Hatib, İran ve Rusya dışişleri bakanlarıyla görüştü. Bu görüşmeye muhalif kanadın bazı kesimlerinden yine sert tepkiler geldi. Ulusal Koalisyon Üyesi Velid Bunni, El- Hatib’in Salihi ile yaptığı görüşmeyi başarısızlık olarak nitelendirdi. (7)
El- Hatib’in Şam yönetimiyle görüşebileceğini açıklamasından sonra Lavrov, Salihi ve Biden’den olumlu mesajlar geldi. Suriye muhalefetine yakın kaynakların aktardıklarına göre Muaz El- Hatib bu yaklaşımıyla Koalisyon liderliğini tehlikeye atmış oldu.
Bu gelişmelerin yaşandığı günlerde garip ve itiraf mahiyetinde bir açıklama da Ulusal Koordinasyon Kurulu’nun Suriye’de ki liderlerinden Munzir Haddam’dan geldi. Koordinasyon Kurulu’nun resmi web sayfasında yayınlanan açıklamasında Haddam’ın şu itirafı dikkat çekiciydi; “üzülerek ifade ediyorum, Katar ve diğerleri, Suriye’de siyasi çözüm istemiyor. Katar, askeri çözümün Suriye’de yıkıma yol açacağını biliyor. Bundan ötürü askeri çözümü destekliyor.” (8)
Haddam’ın açıklamasında ki ‘diğerleri’nden kastedilenlerden biride Türkiye’dir. Artık Türkiye, temeli sağlam, akılcı ve tarihine uygun bir dış politika gütmelidir. Siyasi çözümle ilgili birçok açıklama ve toplantı yapılırken Türkiye eskisi gibi ön planda bulunmamaktadır. Türkiye, yaşanan bu değişim ve dönüşümü, bu değişim ve dönüşümün yaşanma esnasında değişken politik yaklaşımları iyi hesap etmelidir. Maalesef Ahmet Davutoğlu ile başlayan ikinci evre dış politikamızın bu eksende çok eksikleri bulunmaktadır.
Suriye meselesiyle ilgili güncel politik izahatlardan sonra bir noktaya vurgu yapmak istiyorum; Arap Baharını İslam alemi fırsat olarak değerlendirmelidir. Arap Baharı’nın esen rüzgarını İttihad-ı İslam’ın tesisi için kullanmalıyız. Mısır’ın başına İhvan-ı Müslimin’in, Tunus’un başına Nahda’nın gelmesi, İttihad-ı İslam’ın tesisi için Allah’ın bir lütfudur.
Yemen Islah Partisi Lideri Dr. Muhammed Ahmed El- Yedumi’nin “Biz Arap Baharı’nın İhvan, Hizbuttahrir veya bir başka bahara dönüşmesini istemiyoruz. Biz Arap Baharı’nın adalet, özgürlük ve İslam baharına dönüşmesini istiyoruz.” ifadelerini çok anlamlı buluyorum. (9)
Kaynak :
1- New York Times - Hürriyet
2- BBC - YDH
3- Reuters- arhaber.com
4- YDH
5- arhaber.com
6- arhaber.com
7- Reuters- ajanslar
8- Koordinasyon Kurulu resmi web sayfası
9- Sancaktar Dergisi, Adem Özköse’nin röportajı
Yorumlar
Kalan Karakter: