17 Aralık sonrası siyasilerin kullandığı üslup toplumu germekte, rahatsız etmekte hatta radikalleştirmektedir. Başbakanın söylemleri bir grubu kendi etrafında radikalleştirirken başka bir grubu da karşısında radikalleştiriyor. Siyasetin zirvesindeki sertlik aynı oranda topluma yansımasa da belli bir oranda halkın sertleşmesine, radikalleşmesine ve kendisi gibi düşünmeyenleri ötekileştirmesine sebep oluyor. Bu durum ise gelecek açısından oldukça sakıncalı!
Siyasetin zirvesindeki mevcut sertlik sağlıklı siyaset yapmanın, temel meselelerin tartışılmasının önünü de kesmektedir. Gezi Parkı olaylarıyla başlayan ve 17 Aralık operasyonuyla devam eden süreç siyasetin önünü tıkamıştır. Siyasetin normalleşmesi zaruridir, aksi halde iç huzursuzluk artacak ve toplumsal bir kaosa dönüşecektir.
17 Aralık operasyonu siyasallaşmaması gereken tüm kurumları politize etmiştir. Tarikatler, cemaatler, yardım kuruluşları vs. tümü bu süreçte politize oldu. Mevcut konjonktür, onları hiç girmemeleri gereken bir mecraya sürükledi. Belki, onların siyasallaşması, siyasi rant edinme açısından verimli görüldü. Tarikat ve cemaatlerin siyasallaşması bugün, siyaseten kendilerine bir katkı sağlamış olabilir, fakat ileriye dönük çeşitli sıkıntılar doğuracaktır.
Sosyal medyada, radikalleşen tavırlara çokça denk geliyorduk fakat bizatihi seçim döneminde radikalleşen tavırları ve söylemleri müşahede imkanı buldum.
Mesela bir örnek vereyim; Seçim dönemi okulları gezerken İmam Hatip Lisesini’de Bekaroğlu ile ziyaret ettik. Öğretmenler ile öğretmenler odasında bir müddet sohbet ettikten sonra, okuldan ayrılmak üzere binadan ayrıldık. Bahçeye çıktığımızda, daha evvel rastlamadığımız bir olayla karşılaştık. İmam Hatip Lisesinin bir sınıfında öğrenciler toplanmış ve bir ağızdan “Recep Tayyip Erdoğan” sloganları atmaya başladılar. Öğreniyoruz ki, biz öğretmenler odasındayken odadan ayrılan bir öğretmen, öğrencileri organize etmiş ve slogan attırmış.
Bir diğer misal ise; İHH, Mavi Marmara davasının 5. duruşması için Cumhuriyet Meydanında bir basın açıklaması yapacak. Bizi de davet ettiler, bizde destek için Bekaroğlu ile beraber meydana gittik. Açıklamayı yapacak olan Memur-Sen Rize Başkanı Resul Usta gelmemizden rahatsız olup meydanı terk etti.
İşte bu iki tavır siyasetin sert ve ötekileştirmeye dönük üslubunun bir neticesi olarak o gün tezahür etti.
Gezi Parkı olayları ve bilhassa 17 Aralık operasyonu en çok gençlik üzerine etkili olmuştur. Ak Parti ile, eskisinden çok farklı, bir İslamcı gençlik oluştu. Bu yeni İslamcı gençliğin oluşumunu tek başına Ak Parti’ye yüklemek elbette çok doğru değil. Post modern dönemin tüm etkileriyle şekillenen bir İslamcı gençlik bu.
Yani; özel hayatında maneviyatçı, ticari ve sosyal yaşamında hümanist olan bir toplumun içinde şekillenen bir İslamcı gençlik.
Yani; Gazze, Bangladeş, Mısır, Suriye eylemlerinde en önde, “Allah’u Ekber” sloganları atan, Rabia işareti yapan ve aynı zamanda cinselliği de zirvede yaşayan bir İslamcı gençlik.
Siyasetin üslubundan etkilenerek radikalleşen, tüm radikalliği ile ümmetin değerlerini savunan, ama aynı radikallikle şehevi arzulara karşı koyamayan bir İslamcı gençlik ürkütüyor.
Post modern zamanda dinin itibarının geri döndüğü söylense de, bu zamanın insanlar ve gençlik üzerine etkileri modern dönemin etkileri kadar tehlikeli ve sakıncalıdır.
Çünkü post modern dönem tüm özelliklerini modern dönemden miras olarak almıştır. Hümanizm, aklın ilahlaştırılması ve aşırı tüketimcilik her iki dönemin ortak özellikleridir.
Son söz olarak; Ak Parti yeni nesli post modern dönemin gereksinimlerine göre yetiştirmiştir. Post modern zamanınetkileri ile, maziye aykırı günümüz İslamcı gençliği meydana çıkmıştır.