Hep bu şekilde ifadelerle teselli ettik sorumsuzluklarımızın bize verdiği acıları. “Aman ne kadar daha yaşayacaksın ki sanki” sorusu bizi sorumsuzluğa itti. Farkında olmadan sorumluluk sahibi olma adlı yeteneğimizi elimizden kaçırdık. Ne sevmesini becerebildik adam gibi, nede sevilmesini. Delikanlıca ölmeyi bile beceremedik. Biz aslında nasıl yaşayacağımızı bilemedik. Önce doğduk paşalar gibi. Annemizin kucağında hayatın ilk ışıklarını gördük. Emeklemeye başladığımızda sevindirdik ailemizi. Artık onlardan bağımsız hareketlerimiz vardı. Fakat bu bağımsızlık büyüyene kadar olacaktı. Neyse ki ayağa kalkma zamanı geldi. Bir yerlere tutunarak ayağa kalkarız önce. Biraz öyle alıştıktan sonra ayaklarımız sonra, ilk adımı atar ikinci adımı atamadan kendimizi yerde buluruz. Biri seslice bebek düştü derse korkar ağlarız yoksa yine tutunarak kalkar ve ikinci denemeyi yaparız. Bu denemelerin sonunda artık tutunmadan kalkar ve destek almadan yürürüz. Annemiz veya babamız karşıdan bize “gel yavrum gel” diye seslenir gülerek yavaş yavaş dengesi az olan adımlarla onlara doğru ilerleriz. Yaşamımızın ilerleyen bölümlerinde bize gel diyenler annemiz veya babamız olmayacak. Ve o gel diyenler bizleri onlar kadar koruyamayacak. Hatta bir de bakacağız ki gel diyenler bizde derin yaralar bırakacak. İlköğretim sıralarına ilk oturduğumuzda yanımıza bizim gibi bir çocuk oturur. Ona garip garip göz ucuyla bakarız önce. Onunla konuşmak için fırsat arar ama cesaret edip bir “Merhaba” diyemeyiz. Lise ikinci sınıfa geçtiğimde bir arkadaş vardı. Uzun zaman sadece merhaba dedik birbirimize. Daha sonra canımdan can oldu. Bir takım insanların açtığı yaraların boşluklarını hep o arkadaş doldurdu. Şimdiyse o benimle konuşmayı bıraktı. Hatta bu diyarı terk etti. Aslında ona da kırgınım ama belli edemiyorum. Beni bir başıma bırakıp gitti. Ruhun Şad Olsun Kardeşim Benim (Turgay Tarakçı) Allah kimseye dost acısı vermesin Allah’tan tek dileğim. İnsanı boşlukların en içine bırakıyor. İnsan gecelerce güneşin altında karanlıkta yaşıyor. Fakat öyle dostlarda çıkar ki insanların karşısına, yemeği bölüşen, uykuyu paylaşan, onsuz gezmediğin ve sana bu olanların sonunda en büyük kazığı atan. Biri geliyor yanına diyor ki “o senin hakkında bir şeyler söyledi”. Sen “e ne edelim dostumdur” desende içinde vardır bir yeri onun ve onun sana yaptığının. Her insan mutlaka bu tip şeylerle karşılaşır ama mühim olan karşılaştıklarından ders almaktır. Bir kişi hata yaptı diye bütün herkesi yargılamak duygu katliamıdır. Herkesle dost olduğunu zannetmek ahmaklık, herkesle düşman olmaya çalışmak aptallıktır. 21. Yüz yıl diye tabir edilen bu yıllarda, bütün insanların aynı olması imkansızdır. Çünkü insanlar yetiştikleri yerlere göre şekil alırlar. Çevrelerinde ki insanların onlara kattıkları yüzünden, çevrelerindeki insanlara benzemeye başlarlar. Ve herkesin çevresinde bir yanlış insan vardır. Eğer yok diyorsan, sende bir yanlışlık vardır. Sevmesini bilmeli her şeyden önce insan. Düşmanını dahi sevebilmeli. Hatta mümkünse düşman edinmemeli. Arkadaşlıklar kurmalı fakat her gördüğünü arkadaş saymamalı. Herkes çevresinde bir eleme yapmalı. Yanlış davranışı olan arkadaşlarını uyarmalıdır. Eğer uyarıları kale almıyorsa mesafe korunmalı. O insan öyle diye de her insana öyle bakılmamalı. İçimden bir ses iyi insan nerde var diye soran kişiler olduğunu söylüyor. Onlara da Can Yücel cevap veriyor zaten. Tabi ki anlayana…
Yerin seni çektiği kadar ağırsın, Kanatların çırpındığı kadar hafif… Kalbinin attığı kadar canlısın, Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç!…
Sevdiklerin kadar iyisin, Nefret ettiklerin kadar kötü… Ne renk olursa olsun kaşın gözün, Karşındakinin gördüğüdür rengin!…
Yaşadıklarını kar sayma; Yaşadığın kadar yakınsın sona… Ne kadar yaşarsan yaşa, Sevdiğin kadardır ömrün!…
Gülebildiğin kadar mutlusun, Üzülme, bil ki ağladığın kadar güleceksin… Sakın bitti sanma her şeyi, Sevdiğin kadar sevileceksin!…
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer, Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın… Bir gün yalan söyleyeceksen eğer, Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın!…
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret, Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın… Unutma! Yağmurun yağdığı kadar ıslaksın, Güneşin seni ıssıttığı kadar sıcak!… Kendini yalnız hissettiğin kadar yalnızsın, Ve güçlü hissetiğin kadar güçlü… Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin!…
Bunu unuttuğunda aldığın ner nefes kadar üşürsün, Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutursun… Çiçek sulandığı kadar güzeldir, Kuşlar ötebildiği kadar sevimli… Bebek ağladığı kadar bebektir, Ve her şeyi öğrendiğin kadar bilirsin!… bunu da öğren!…
Sevdiğin kadar sevilirsin !!!
Can Yücel