Geçtiğimiz bir hafta boyunca memleketimiz yine bir provokasyonun içine sürüklenmek istenmiştir. Komünist terör örgütleri ve onlara el altından destek veren bir takım dış odaklar vatanımızı bölmek amacıyla halkımızı birbirine kırdırmak için bir kez daha yoğun bir çaba sarf etmişlerdir. Ancak memleketimizin bünyesi artık bu tür olaylara Allah’ın izniyle dirayet kazanmıştır. Allah’ın ahir zamanda kendisine bir kez daha görev verdiği Türk Milleti, dış odaklar güdümündeki komünist provokasyonları inşaAllah sonuçsuz bırakacaktır.
Bazı kişiler tarafından, Arap dünyasında birbirini takiben gelişen ve komünist Arap diktatörlerini koltuklarından eden halk ayaklanmaları sanki Türkiye’ye de sıçramış gibi bir hava verilmek istenmektedir. Bu art niyetli yorum, Türkiyemiz’in son yıllarda yükselen itibarını sarsmak amacıyla planlı ve örgütlü yürütülen psikolojik savaşın önemli bir ayağıdır. Nitekim bir kısım yabancı basında yer alan yanlı ve gerçekdışı haberler de bunun bir kanıtıdır.
Her şeyden önce Arap dünyasında gerçekleşmiş olan ayaklanmalar Kaddafi, Saddam, Esad gibi Darwinist ve komünist diktatörlere karşı gelişmiştir. Ülkemizde ise komünizm yanlısı bir rejim yoktur. Türkiye, her zaman demokrasiyle idare edilen bir cumhuriyet olmuştur. Demokratik cumhuriyetlerde iktidarlar tepeden inme yöntemlerle değil, seçimle işbaşına gelirler. Bundan sonra da inşaAllah ülkemiz daha da demokratikleşerek, daha da özgürleşerek büyümeye devam edecektir.
ARAP BAHARI, ARAP DÜNYASININ KOMÜNİZMDEN KURTULMA İSTEĞİNİN BİR SONUCUDUR
Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılması ile beraber İslam alemi küçük parçalara bölünmüştür. İşte bu parçalanma, Kuran’da Yüce Allah’ın “…birlik olmazsanız, gücünüz gider…” hükmüne aykırı bir durum olduğundan o tarihten bu yana İslam ülkelerinde ne bereket kalmıştır ne de huzur. Pek çok İslam ülkesinde Allah’ın istediği ahlakın dışına çıkılmış ve özellikle de Arap ülkeleri hızla komünist güçlerin egemenliği altına girmiştir. Söz konusu komünist diktatörler yıllar boyunca Libya’da, Cezayir’de, Mısır’da, Suriye’de ve Irak’ta kendi halklarına çok büyük sıkıntı ve eziyet çektirmişlerdir. Arap halkları senelerce çektikleri azaptan kurtulmak adına birkaç sene evvel, ardı sıra komünizme karşı başkaldırmıştır. İşte Arap Baharı özetle bu şekilde gelişmiştir.
Şimdi detaylarıyla hangi Arap ülkesi ayaklanma sürecine nasıl geldi bunu inceleyelim:
Mısır: Komünist Cemal Abdül Nasır dünya tarihinin en zalim diktatörlerinden birisidir. Kurduğu istihbarat teşkilatı tam anlamıyla komünist mezalim hareketine dönüşmüş, ülkede komünizme muhalif olan herkesi ortadan kaldırmıştır. Nasır döneminde okul müfredatı Darwinizm ve komünizm temelli bir hale gelmiştir. Yeni yetişen gençlerin çoğu bu sebeple materyalist ve komünist olmuş, İslam kimliğini tamamen unutmuştur. Nasır’ın ardından gelen Enver Sedat ve Hüsnü Mübarek de aynı politikaları devam ettirmiştir. Yıllarca komünist zulüm altında ezilen halk geçtiğimiz senelerde Hüsnü Mübarek’e karşı ayaklanmış, milyonlarca insan Tahrir Meydanı’na akın etmiştir. Bu olay Arap Baharının sembolü haline gelmiştir.
Libya: Avrupa okullarında aldığı materyalist Darwinist eğitim ile koyu bir sosyalist olan Muammer Kaddafi, 1969 yılında ülkesinde gerçekleşen sosyalist devrimle iktidara gelmiştir. 40 yıl boyunca Devrim Komuta Konseyi’nin Başkanı sıfatıyla ülkeyi yöneten Kaddafi, Libya halkını tek tip komünist bir hale bürünmeye mecbur kılmıştır. Ancak bu baskılara daha fazla dayanamayan Libya halkı ayaklanmış ve bu ayaklanma Kaddafi’nin son derece hunharca katledilmesiyle sonuçlanmıştır.
Suriye: Suriye’de Hafız Esad’dan beri iktidarda BAAS Partisi vardır. Bu partinin ideolojisi Arap Sosyalizmidir. Şu anki lider Beşar Esad’ın babası olan Hafız Esad Sovyetler Birliğinde okumuş, materyalizm ve Darwinizmi benimsemiş koyu bir komünisttir. 1970 yılında Parti içindeki devrimle iktidarı ele geçirmiştir. Kendi ideolojilerini “Sosyalist Halk Demokrasisi” olarak adlandıran Esad, ülkedeki tüm siyasi partileri kapatmış ve Müslüman halk üzerinde büyük bir baskı kurmuştur. Müslüman liderler tutuklanmış, işkenceye maruz bırakılmış, camilere saldırılar yapılmıştır. Suriye’nin bu baskıcı ve zulüm dolu politikası uluslararası gözlemciler tarafından da pek çok kez doğrulanmıştır. Babasının ölümünden sonra ülkenin başına geçen oğul Esad da babasıyla aynı politikaları yürütmüştür. Ve sonuç olarak, diğer Arap ülkelerinde olduğu gibi bu baskı ve zulme dayanamayan halk komünist iktidara karşı ayaklanmıştır. Şu an Suriye’nin durumu ortadadır.
Tunus: Arap Baharının başlangıç noktası bu ülkedir. Fransa’da Sorbonne Üniversitesi’nde tam anlamıyla materyalist ve Darwinist tabanlı bir hukuk ve siyaset eğitimi alan Habib Burgiba İslam aleyhtarı baskıcı ve zulmeden politikalarıyla bilinir. Ülkesinde belirli saatler dışında namaz kılınmasını dahi yasaklamış, Tunus’un sembolü olan Zeytune Üniversitesi başta olmak üzere pek çok İslami bilim merkezini kapatmıştır. Tunus’ta binlerce Müslüman gördüğü eziyet ve işkence sonucu şehit olmuştur. Tunus halkı artık dayanamaz noktaya gelmiş ve komünist iktidara karşı başkaldırmıştır.
GEZİ OLAYLARI PUSUDAKİ ŞİDDDET YANLISI KOMÜNİSTLERİN VE PARÇALANMIŞ BİR ORTADOĞU İSTEYEN AVRUPA VE ABD’DEKİ DERİN GÜÇLERİN PROVOKASYONUDUR
Sovyetlerin dağılmasıyla komünizm bitti sanıldı. Komünizmin güya yok olduğu inancı çok yaygın olarak yayıldı. Hatta muhafazakar kesimden bile ‘Komünizm mi kaldı da tehlikelerini anlatıyorsunuz’ diye çıkışlar duyabilir oldu. Halbuki komünistler ideolojilerine sıkı sıkıya bağlıdırlar ve onları, dinleri haline gelmiş olan ideolojilerinden uzaklaştırmak çok zordur. Bu ancak bilimsel temelli fikri çalışmalarla yapılabilecek bir şeydir. Bu yöntem dışında başarıya ulaşılması mümkün görünmez.
Komünistler, pek çok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de pusuda beklemekte ve uygun bir zemin yakaladıklarında harekete geçmektedirler. Komünistler, Lenin gibi, Stalin gibi önderlerinin verdikleri öğütler gereği planlarla hareket eden insanlardır. Tarih boyunca olan sosyalist devrimler incelenirse hep bir kargaşa ortamından istifade ederek iktidarı ele geçirdikleri ve sonra da zor ve baskıyla iktidarlarını korumaya çalıştıkları görülür. Bir şekilde sonradan devrilseler bile ideolojilerinden asla vazgeçmezler. Çünkü onlar, hayatın sözde temel felsefesini çözdüklerine kesin olarak inanmaktadırlar. Bu nedenle de iktidarı kaybetseler dahi yine pusuda bekleyerek tekrar elde edebilecekleri bir devrim yolu ararlar.
Allah’a çok şükür Türkiye’de hiçbir zaman devrim yapacak bir yol bulamamışlardır. Ancak bu ümitlerini kendilerince yitirmiş değildirler. Bu nedenle de en ufak bir toplumsal olayı hep kendi menfaatlerine kullanmaya çalışırlar. İşte Gezi Parkı Olayları da kendileri için çok uygun bir provokasyon ortamı olmuştur. Temiz duygularla, yalnızca kendilerine ters geldiğini düşündükleri bazı hususları demokratik yollarla protesto etmek isteyen vatandaşlarımızın arasına sızan komünist terör örgütleri üyeleri, vatandaşı polisle çatışır hale getirmek istemiştir. İnsanlarımızda polisimize karşı bir nefret oluşturmak için, grup içinden polise taşla saldırmışlar, kamu mallarını kundaklamışlardır. Görevi asayişi sağlamak olan polisimiz de müdahalede bulunmak durumunda kalmıştır.
Ancak bu noktada polisimiz içinden de bazı kişiler ayrım yapmadan masum insanlara da şiddet uygulamış olabilir. Bu kişiler, İç İşleri Bakanımızın ve Başbakanımızın açıkladığı gibi, tespit edilerek kendileri hakkında gerekli soruşturmalar yapılacaktır. Ancak tabiki bu tüm Emniyet Teşkilatımıza asla mal edilemez. Bugün, halktan kimin başı sıkışsa ilk yapacağı şey polisten yardım istemek olacaktır. Hatta eylemciler arasına karışan provokatörlere karşı iyi niyetli eylemcilerin can güvenliğini koruyacak olan da yine polisimizdir. Polislerimiz de bu memleketin evlatlarıdır. Yıllarca şehirlerde, dağlarda teröre karşı kahramanca mücadele vermiş, vatan uğruna şehit olmuşlardır. Polisimizle ilgili muhakeme yapılırken bu noktalar unutulmamalıdır.
Bu vatan hepimizindir. Başka Türkiye yok. Bizler 76 milyon olarak beraberce yaşıyoruz. Atalarımız bu toprakları beraberce savunmuş ve bizlere miras bırakmıştır. Birbirine düşmek, birbiriyle çatışmak Allah esirgesin bölünmeyi getirir. Bölünmek ise yok olmaktır. Çünkü bugün de hepimizin şahit olduğu gibi bazı dış mihraklar hazırda beklemektedir.
90’lı yıllarda krizden krize girerken ülke ekonomimiz 2001 de tamamen tabana vurmuştu. Ancak ekonomik dengeler açısından 2001 yılı ile bugün arasında tarihimizin en iyi dönemini yaşıyoruz. Türkiye IMF borcunu tamamen kapadı hatta 5 milyon dolar borç verecek duruma geldi. Güzel Türkiyemizin hızla gelişen ekonomisi ise bazı kişilerin menfaatleri ile tamamen çatışan bir duruma dönüştü. Özellikle bu yıllar içerisinde %60 oranından 4.90’a düşen faiz oranları bazı dış mihrakları oldukça rahatsız etti ve bir kargaşa ortamını kışkırtarak faizlerin ani yükselmesi ile büyük bir kar elde ettiler.
Bugün Ortadoğu şekilleniyor. Türkiye ve Türk gençliği tüm Ortadoğu halkları tarafından örnek alınıyor. Ve Türkiye tüm bu coğrafyaya hizmet iddiasında olan bir önderlik aşamasında. İşte Türkiye’nin bu büyüyen imajından rahatsız olan batı kaynaklı odaklar dünyaya ve Ortadoğu’ya özellikle son gelişmelerde yaptırdıkları haberlerle de ‘Bakın Türkiye idare edemeyen dolayısıyla liderlik vasfı olmayan bir ülke’ imajı yaratmaya çalıştılar.
Bu batılı mihraklar eğer Ortadoğu’yu bölümlere ayırırlarsa daha kolay kontrol altında tutacaklarını düşünmektedirler. Bundan dolayı iç ve dış provokasyonlarla Ortadoğu ülkelerinde hep bir huzursuzluk çıkarma derdindedirler. Bu oyuna gelinmemelidir.
Tüm halkımız sağduyulu olmalı, meseleleri demokratik ve barışçıl, sevgi ve saygı dolu bir anlayışla ele almalıdır. Kişisel özgürlük alanlarına saygı duyulmalı, şiddet ve nefret söylemlerinden kaçınılmalıdır. Farklı görüşler, farklı inançlar olması çok doğaldır ve de çok güzeldir. Her bir farklılık güzeldir, toplumsal ve kültürel bir zenginliktir.
Unutulmamalıdır ki, Türkiye’de çok büyük bir kargaşa varmış gibi haber yapan Batı kaynakları hiç de samimi değildir. Ne vatandaşlarımızın sağlığı ve huzuru ne de ülkemizin selameti bu medya organlarının umrundadır. Provokatif başlıklar atan bu tarz Batı medyasına karşı da vatandaşlarımız sağduyulu ve bilinçli olmalıdır.
Rabbimiz’in izniyle artık ahir zaman son zorlu yılları da hayırlısıyla geride kalacaktır. Hz. Mehdi (as)’ın sevgi, dostluk, kardeşlik, adalet ve şefkat dolu yaklaşımı, vicdanları rahatsız eden bu tarz olayların bir daha yaşanmamasına inşaAllah vesile olacaktır. Tüm Müslümanlar Hz. Mehdi (as)’ın bir an evvel İslam ümmetinin manevi lideri olması için Yüce Allah’a sürekli dua etmelidir.
Yorumlar
Kalan Karakter: