11 Eylül olaylarından sorumlu tutulan El-Kaide’yi desteklemek ve himaye etmekle suçlanan Saddam’ı yönetimden indirmek ve Irak’ı yeniden dizayn etmenin yolu ‘kimyasal silah var’ iddiasını ortaya atmak ve dünya kamuoyunu buna inandırmak ile mümkün oldu.
Bugün ‘kimyasal silah var’ oyununun bir benzerini Suriye’de görmekteyiz. Fakat iki ülkede oynanan ve oynanmak istenen ‘kimyasal silah var’ oyununun iki farklılığının mevcudiyeti gözlenmektedir.
1- “Irak’ta kimyasal silah var” iddialarıyla, hatta CIA tarafından hazırlanan belgeleri göstermek suretiyle, dünyayı kimyasal silahın varlığına ikna etmek istemiştir ABD. Saddam, ABD’nin bu iddialarını kabul etmemiştir. Çünkü sonradan da ortaya çıktığı üzere Irak’ta kimyasal silah yoktu.
2- 18 Temmuz 2012 tarihinde Ulusal Güvenlik binasına yapılan saldırı sonrası, dönemin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Cihad El-Makdisi 23 Temmuz 2012 tarihinde bir basın açıklaması yaparak kimyasal silah varlığını kabul ederek, “dış müdahale yapıldığı taktirde mevzu bahis kimyasal silahları kullanmaktan çekinmeyeceklerini” ifade etti.
Irak ile Suriye’de sergilenen ‘Kimyasal silah var’ oyununu, bahsettiğimiz iki temel farklılık zaviyesinden değerlendirdiğimizde görüyoruz ki; Bu iki temel farklılık Suriye’ye bir dış müdahaleyi geciktirmiştir.
Suriye’ye dış müdahaleyi geciktiren unsurları birkaç maddede toparlayabiliriz;
1- Suriye yönetiminin Kimyasal silah iddialarını, “kimyasal silahımız var” diyerek kabul etmesi.
2- Baas Rejimine karşı direnen ‘Radikal İslamcı’ ifadesiyle tanımlanan En’Nusra gibi grupların kuvvetlenme ihtimali.
3- Baas Rejimine karşı savaşan Özgür Suriye Ordusu ve diğer grupların, direnişin politik ayağını yürüten Suriye Ulusal Koordinasyon Kurulu ile aralarının zayıf olması.
4- Başta Rusya olmak üzere İran, Çin ve Hizbullah’ın müdahaleye şiddetle karşı olması.
Kimyasal silah kullanımını dünyanın gündemine getirmek ve bu iddia ile Suriye’ye bir dış müdahalenin yapılmasını sağlamak için en büyük gayreti İsrail gösterdi.
İsrail Askeri İstihbarat Şefi Aviv Koçavi bu iddiasını defalarca dillendirmekle kalmayıp ABD’yi ikna etmek için Avrupa’ya gizli ziyarette bulundu.
Obama’nın şahin bir politika yerine diplomatik bir yol benimsemesinden rahatsız olan İsrail, Cumhuriyetçi Senatörlerinde desteğiyle Obama yönetimine baskı uygulamaktan da geri durmadı.
Bu hadiselerin yaşandığı sırada Özgür Suriye Ordusu Sözcüsü Bessam Dede Anadolu Ajansına bir açıklamada bulunarak, “kimyasal silahlara sahip olduklarını ve gerekirse bunları Suriye hükümet güçlerine karşı kullanacaklarını” ifade etti.
5 Aralık 2012 tarihinde medyanın yayınladığı bir video beklenen etkiyi oluşturmadı. Bu videoda, bir Türk firmasına ait onlarca kimyasal madde ve kimyasal gaz üretiminin yapıldığı görülüyor.
Suriye’de yaşanan süreç ve bu süreçle ilgili yapılan haberlerden edindiğimiz intiba şudur; Esed yönetimi El-Bayda vd. kentlerde/ köylerde kimyasal silah kullanmıştır. Muhaliflerde Esed askerlerine karşı kimyasal silah kullanmaktadır. Muhaliflerin El’Asel köyüne kimyasal gaz atarak 16 kişinin ölmesine, 86 kişinin ise yaralanmasına neden oldukları medyaya çıkmıştı.
Kimyasal silah kullanımının tartışıldığı bu günlerde, ABD’yi ve batıyı Suriye’ye müdahale etmeye çağırır nitelikte bir açıklama yapan Dünya İslam Alimleri Birliği Başkanı Yusuf El-Kardavi, "Amerika’ya teşekkür ediyoruz. Her halükarda Amerika’ya teşekkür ediyoruz ve daha fazlasını bekliyoruz. Savaş için gerekli silahların daha fazlasını, 6 milyon dolarlık bir yardım yeterli değildir ve bu yardımlar Suriyeli silahlı gruplara verilecektir. Bu gerçekten azdır ama…" ifadeleri ile, Libya’ya NATO’yu davet eden fetvasını hatırlatarak şaşırtmadı.
ABD’de Bulunan Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış Suriye’yi değerlendirirken "Evet müdahale gerçekten kaçınılmazdır ama kimyasal silahlar olmasa bile kaçınılmazdı…” ifadeleri ile başta ABD olmak üzere Batının niyetini ve Türkiye’nin bu niyete/plana karşı tutumunu net bir şekilde göstermiş oldu.
Özür’den sonra Türkiye ve İsrail ilişkileri
Başbakan Erdoğan’ın OneMute çıkışıyla başlayıp, ilişkilerin kopmasıyla nihayetlenen süreci değerlendirdiğimiz yazılarımızda iki hususa dikkat çekmiştik;
1- Türkiye ile İsrail’in kavgalı olması müttefik olmasından daha faydalı görüldüğü için Türkiye- İsrail ilişkilerinin kötü seyri 3 yıl gibi bir süre sürmüştür. Bu süreç faydalı görülmeseydi, kırgınlık birkaç ayda ABD tarafından çözülür, taraflar bir masaya oturtulup barıştırılırdı.
2- Bu 3 yıllık süreçten Ak Parti iktidarı ve bizatihi Başbakan Erdoğan, İsrail’den daha çok istifade etmiştir.
Fakat şimdi Türkiye- İsrail arasında yeni bir süreç başladı, görülen o ki, yeni süreçten İsrail daha çok istifade edecektir.
Geçtiğimiz hafta Suriye’de iki önemli hadise vuku buldu.
1- İstibdadıyla ve zulmüyle meşhur Esed El-Bayda’ya saldırarak çoluk çocuk, yaşlı genç demeden insanları öldürdü.
2- İsrail iki gün evvel Suriye’ye saldırarak bir çok yeri bombaladı.
Bu olaylardan sonra Türkiye Dışişleri Bakanlığı Enformasyon Dairesi Başkanlığından yazılı bir açıklama yapılarak El-Banyas köyünde yaşananlar kınandı. Başbakan Erdoğan ise yaptığı açıklamada Ey “BeşşarEsed, vallahi bunun hesabını vereceksin”dedi.
Fakat ne Başbakan ne Dışişleri Bakanlığı nede başka bir kurum veya yetkili İsrail’in Suriye’yi vurmasıyla alakalı tek kelime söylemedi. Başlı başına Türkiye’nin bu tutumu bile Türkiye- İsrail ilişkilerinin seyrini özetler niteliktedir.
Yorumlar
Kalan Karakter: