2 ay önce kardeşi Mustafa Buyurucu’ya ziyarete gittiğimde, en küçükleri Metin, “Abi, 2 yıl önce bir makaleni bitirirken bir sonraki yazımda Rizeli Boksör Hasan Buyurcu’yu tanıtacağım size demiştin. İki yıldır bekliyorum hala yazmadınız” diyerek beni mahcup etti.
Metin haklıydı. Geride kalan 2 yılda Hasan’ı ölüm yıldönümüne denk gelen haftada yazmayı arzu etmiştim ama elimdeki verileri yeterli görmediğimden hep ertelemiştim. Kardeşi Metin’e, “birkaç fotoğraf sağlayabilirsen 2 Mart öncesinde yazayım” dedim. Ardından da ekledim, “aslında bir de rahmetliyi anacağımız bir yemek yapsak, sevdiklerinin bir arada olması onu çok mutlu ederdi”. Bu fikrimi paylaştığım anda diğer kardeşi Mustafa, Hasan’ın vefatının sene-i devriyesinde bir anma günü düzenlememden aile olarak duyacakları memnuniyeti ifade etti. Diğer kardeşleri Hüseyin’de gönülden destekleyince 3 Mart Pazar için “Hasan Buyurcu’yu anma ve İslampaşa Dostlarıyla Buluşma” organizasyonuna karar verdik.

3 MART’TA LİBADİYE LOBYA’DA
Böyle bir anma programını organize etmek için yola çıktığımızı sosyal medyada duyurduğum anda 3 Mart’ı ölümsüzleştirmek adına özel sunum hazırlayacağım diyerek destek ve güç verdi Rize entelektüel çevrelerinin yakından tanıdığı Emin Şir. Hasan’la çok özel anıları olan, Hasan için şiirler yazmış olan Sevgili Emin Şir’e bilahare değerli müzisyen ve fikir insanı Şenol Morgül’de katıldı. Çünkü, onun da Hasan’la çok anıları var ve 3 Mart’taki canlı performansında bunlardan birini anlatırken duygulanmamak elde olmayacak. Emin ve Şenol’a, bu anma günü için tertiplediğimiz toplantılara gönülden iştirak eden başta Şaban Sarı olmak üzere değerli dostlara ve rahmetli Hasan’ı anacağımız İslampaşa ve Dostları Buluşmamıza katılacak tüm konuklara gönülden teşekkür etmek istiyorum. Buyurucu Kardeşlere de bu organizasyon için rahmetli Hasan’ın arkadaşları ve Askorozdan Fener’e tüm dostları olarak teşekkür edip, Hasan’ı kalemim elverdiğince sizlere takdim etmek istiyorum.
MİNİBÜSÇÜ AGA REİS’İN OĞLU HASAN BUYURUCU
Aga Reis diye tanıdığımız Bayram Ali ile Melek Buyurucu’nun 10 çocuğundan ikincisi olarak İslampaşa’da doğdu, nüfus kaydına göre 12.09.1957 tarihinde. Çoğu arkadaşının da olduğu gibi onunda ebesi Emine Çolak nene idi.
Annesi Melek Teyze, “Siz bakmayın onun nüfusa harman zamanı kayıt olduğuna, Hasan’ım 2 Mart’ta doğru, onu yine 2 Mart’ta uğurladık” diyerek Hasan’ın resmi kayıtlara düşen doğum tarihini düzeltirken bir anlamda bilmeyerek de olsa o dönemin kayıtlardaki tutarsızlıklarına dikkat çekiyordu.
İslampaşa İlkokulunda numarası 123’tür. Fena da değildir notları ama İlkokuldan sonra kayıt olduğu Rize Lisesi Merkez Ortaokulunu daha ilk senesinde bırakır.
“Niye olacak kuş tutmak, uçurtma uçurmak, balığa gitmek varken” diyor ablası Hatice…
1971’de Dış Hekimi Muhittin Bilsel’in yanında dış Teknisyeni olmayı hedefleyerek çıraklığa başlar. İlk mesai arkadaşı olan sonraki yılların bateristi Hacı Köse, “İki yıl kadar beraber çalıştık. İyi bir kalfa olma yolunda idi ama boksör olmayı kafasına koyduğundan işe devam etmedi” diyor.
Aslında çıraklıkla boks bir arada giderdi de, Hasan mesai konusunda hassastı. Antrenmanlara gitmek için işi aksatacak olması ona doğru gelmiyordu. Bu hassasiyetine Hasan’ın ileriki yaşlarında da sık sık dostları şahit olacaktı.
Mahalledeki günleri balıkçılıkla, kuş peşinde koşmakla, uçurtma uçurmakla geçer. O dönemin vazgeçilmez mekanı olan Mataracı’nın çayırındadır her gün. Ama pek futbolla arası yoktur. Mahalleden yakın arkadaşları İrfan, Hüseyin, Toçi, Vural, Kempes Bülent, Metin ve diğerleri hemen hepsi İslampaşaspor’da futbola soyunurken o farklı bir spor dalına yönelir, dış teknisyenliği yanında boks sporuna heveslenir.

DİŞÇİLİKTEN RİNGLERE
Arkadaşları ortaokul sıralarındayken o halasının oğlu Cevat Çolak’la üst kattaki odada kum torbasını dövmeye başlar. Kum torbası dediysek, nasıl bir torba olabileceğini gözünüzün önüne getirin artık. Başarır da, Çay Kur forması ile Karadeniz Şampiyonu olana kadar İslampaşa’da onun boks yaptığını bilen pek azdır. Ancak turnuvalarda derece yapmaya başlaması, İslampaşa’dan komşu ve arkadaşlarının da Hasan’ı izlemek için Rize Kapalı Salonunun tribünlerinde yerini almasına neden olur. En büyük destekçisi de halasının oğlu Süleyman Çolak’tır.
Hasan ve Boks denince arkadaşlarının aklına genelde Erzurum karması ile yapılan maçta ki tutumu nedeniyle dönemin Bölge Müdürü Ömer Akmehmet gelir. Hasan, henüz bıyıkları terlememişken karşına çıkarılan hem çok deneyimli, hem de bir üst sikletten rakiple dövüşür. O geceden aklımızda kalanlardan biri de kuzeni Süleyman abisinin dayanamayıp ringe atladığıdır.
Boksta işler iyi gider ama artık genç delikanlı olmuştur, para da kazanması gerekir. Bunun yolu da o yıllarda çoğu arkadaşının yaptığı gibi çay fabrikasında muvakkat çay işçiliğidir. Ama mahallesinde Çay Kur’un 2 fabrikası olsa da işe alınmak, işe başlamak “yerli” için öyle pek kolay değildir.
Taşlıdere Çay fabrikasında nasıl işe başladıklarını dalgıç Hüseyin Çekmiş’ten dinledim. “Taşlıdere’de 15 kişinin işe alınacağını duyduk. Liste açıklanınca rahmetli Hasan ve kardeşim Temel’le beraber fabrikaya gittik, listede ne biz ne de başka İslampaşalı vardı. Hasan o zaman da hırçın yapıda değildi, sesini çıkarmadı, balıkçılıkla devam ederim dedi. Ama ben yediremedim kendime, mahallemizdeki fabrikada Rize dışından olanlar çalışabilirken bize neden iş verilmiyordu. İmalat ustabaşı saha amiri Mehmet Altıkulaç’dı o zamanlar. Kuş uçurtmazdı ama fırsatını bulup gizliden içeri müdürün odasına girdim. Makineli tüfek gibi saydım, Hasan’ı, Temel’i de söyledim. Müdür de mahallelimiz olan muhasebeci Osman Sarı’yı çağırdı, bu 3 genci alın işe dedi. Böylece Çay kur’da beraber işe başlamış olduk.İlk ustabaşımızda Memiş Ali Demirci idi.”
Sene 1977, her Türk genci gibi Hasan’ın da askerlik çağı gelir. Mahalleden can arkadaşı ve genç yaşta kalp krizi sonucu ebediyete intikal eden Metin Tiryaki ile beraber acemi eğitimini İzmir Bornova’da görür. Kıbris’ta da şoför olarak askerliğini tamamlar.
1979’da askerlik biter, Hasan’da Rize’ye döner.

ŞAMPİYON RİNGLERE DÖNÜYOR
Askerlik sonrası Rizeli gençlerin hedefi Çay Kur’da kadro almaktır. Cumhuriyet Çay Fabrikasında muvakkat olarak çalışmaya başlar. Arkadaşları kadro almak için mücadele verirken o pek umursamaz. Çünkü, askerlik öncesi Taşlıdere’de çalışırken ilk maaşını aldığı gün çaldırmış olmasının da etkisi ile çay fabrikasındaki işini pek sevememiştir.
Hasan’ın artık temel uğraşı “Balıkçılık” tir. Kaldığı yerden boks yapmaya da devam edebilecektir. Basında, “Şampiyon Ringlere Dönüyor” haberi de yapılır. Boks, arkadaşlarla kayıkhane muhabbetleri yapmak iyi de Rize’de bir istikbal göremediğini, büyük denizlere açılmanın gerekliliğini mahalle arkadaşlarına sık sık söylemeye başlar bu dönemde.
Kardeşi Hüseyin’in ifadesi ile istikbalini büyük denizlerde, İstanbul’da aramaya koşulmasına da 8 kg lik bir alabalık vesile olur.
Yıl 1981 olmalı diyor Hüseyin, “İhtilal olmuştu. Askoroz deresinin ağzında 7-8 kiloluk bir alabalık yakalamıştım. Çocuğum, Humruk’teki limana geldiğimde balığı Hasan Abime verdim, o da çarşıya götürüp sattı. Aldığı parayla da İstanbul’a kadar vardı”
O dönemde beraber balıkçılık yaptığı arkadaşlarından biri de Kara Emin idi. Emin’de, “Hüseyin’in kayıkhaneye getirdiği balık, deniz alasıydı. Rizeli balıkçılar tarafından da Samsun’a satılmıştı” diyerek o Hasan’ın İstanbul yolcuğunu teyit ediyordu.
Arkadaşları Hasan’ın İstanbul yolculuğuna çıkarken tek hedefinin gemilerde çalışmak olduğunu biliyordu. Bir de olanak bulabilirse boksunu ilerletmeyi.
BÜYÜK DENİZLERE AÇILMAK VE KUMKAPI
Fenerbahçe gibi önemli bir camianın formasını giyerek Türkiye Şampiyonlarına katılacak kadar boks sporunda kendini geliştirdi ama o yıllarda spor, hele hele boks geçinmek, yarına güvenle bakmak için yetmiyordu. Zaten İstanbul’a gelir gelmez liman cüzdanını çıkarmıştı ve gemicilik mesleği olacaktı. Kısa süre Davutoğlu’nun Transeast gemisinde çalıştı. Sonra Camadan’ın gemilerinde…
Biraz para biriktirdiğinde arkadaşı Refik Şentürk’le beraber transit gemilere servis vermek üzere 9, 5 metrelik bir tekne ile kendi işini kurma yolunda ilk adımı attı. Artık mekanı Kumkapı olmuştu.
Refik’le beraber iki yıl içinde hem işi öğrendiler, hem de işi geliştirdiler. Doğal bir sonuç gibi de ortaklığı sona erdirdiler. Hasan artık daha büyük bir tekne ile yoluna tek başına devam edecekti. Sosyal sorumluluğunun da daha bir pekiştiği dönemdir o yılları. Kumkapı’daki mekanı, teknesi Humrukten, Haldozdan, Çarşıdan bir bir çok hemşerisinin de mekanı olmuştu o yıllarda. Hem de bir çoğuna yatılı, konaklamalı olarak. Siyasete hep uzaktı ama kendini dost bilenlere gönlü hep açıktı. Görüşü, konumu nedeniyle arkadaşlarını sınıflandırmazdı. Zaten onu “Hasan” yapanda bu özelliğiydi.
Hasan bir anlamda dostları için İstanbul’da “köprü” vazifesini görürdü. “Eskiden haberleşmek, mahalleden, Rize’den haber almak çok zordu. Ama Hasan gibi bir dostunuz olduğunda günü gününe mahalleyi yaşayabiliyor, İstanbul daki arkadaşlarımızın havadisleri alabiliyorduk” diyor son 10 yılında yanında en çok olan Şaban Sarı abimiz.

RECEP ALİ AKSOYLU İÇİN HASAN BUYURUCU
Rahmetli Hasan’la İslampaşa’da aynı sokağın çocuğuyuz. Evlerimiz arasındaki mesafe 100 metre gibi. 2 yaş gibi benden büyüktü ama o farkı hiç hissetmeden Rize’de, İstanbul’da kendisiyle çok anılarım oldu. Balıkçılık, kuşçuluk meraklarını bilirim. Zaman zaman yanında balığa da çıkmışlığım var ama Rize’den aklımda kalan daha çok, Boksör Hasan’ı desteklemek için Kapalı Spor Salonunda tribünlerde yerimizi almamızdı.
1977’de O askerlik, ben de üniversite için Rize’den ayrıldım. 80’lerin ortasına doğru yollarımız İstanbul’da tekrar kesişti. O Kumkapılı, ben de Vatan Caddeli olmuştum. O bana Lunapark’a gelirdi, ben de ona Kumkapı’ya. Genelde de ağırlamak istediğim önemli konuklarımla beraber yanına giderdim. Çünkü İstanbul’un hiçbir balık restoranında Hasan’ın teknesindeki kadar lezzetli balık pişmezdi.
Gönlü o kadar genişti ki, kapısını çalan her Rizeliye açıktı. İsterdi ki, İstanbul’a iş, aş, sağlık için gelen her Rizeli mutlu bir şekilde geriye dönsün. Bunun içinde daha organize olmamızı, bir araya gelmemizi arzu ederdi. Zaten onun ilk adımı atmasıyla çok sık bir araya gelirdik. Arardı, toplanalım demesi bize kıvılcım olur, masamızda savcısından işçisine, armatörüne, memuruna, öğretmenine, siyasetçisine her kese yer olurdu. Hasan’ı da kaybettikten sonra daha bir arar, değerini anlar olduk. Kardeşi Hüseyin’in de ondan aşağı kalır yanı yok, onun da Bostancı’daki mekanı Rizelilerin buluşma noktası. Ama Hasan’ın misyonu çok farklıydı, sevenleri olarak onu özlüyoruz. Onun bütünleştirici kimliği, gönül adamlığına uygun olarak daha sık ve organize olarak bir araya gelebilmeyi, sıkıntılarımızı, sevinçlerimizi paylaşmayı arzu ediyoruz.
DENİZ ONUN İÇİN YAŞAMDI
Bu arada diğer kardeşleri de evlilik veya iş amaçlı İstanbul’a yerleşmeye başlamıştı. 1997’de artık saç bir tekneye geçmenin zamanının geldiğine inanarak, kardeşi Mustafa’nın da desteğiyle Sürmene’de özene bezene, her detayıyla ilgilenerek 20 metrelik ikinci bir tekne daha yaptırarak işlerinin hacmini de olabildiğince büyüttü Hasan.
Küçük kardeşlerinden Mustafa’da bugün Denizcilik Sektöründe; 5 gemisi ile uluslar arası ölçekte başarılı bir armatör ve gemi acentesi işletiyor. Mustafa’nın denizci olmasında belki rahmetli abisinin direk bir katkısı yok ama ışık olduğunu biliyoruz.
Hasan, 1988 yaptığı ve çok kısa süren evliliğinde mutluluğu bulamadı. 10 yıl sonra yeniden denediği ikinci evliliğinde aradığı huzuru, mutluluğu belki buldu ama bu kez de ömrü yetmedi. Oğlu Fatih’i 6 yaşında öksüz bırakarak 2 Mart 2005’de Bağlarbaşı Kazdal Camiinde olabildiğince kalabalık bir cemaatin, sevdiklerinin dualarını alarak bizlere veda etti.
O şimdi Ümraniye Kocatepe Mezarlığında, yattığı kabrinden kendisini dualarımızla, sevgimizle anmamızı, daha çok bütünleşmemizi arzu ediyor ve izliyor.
Ve biz şimdi onu her geçen gün daha çok özlüyoruz.
Samimiyetini, mütevaziliğini, paylaşımcılığını ve de özellikle bütünleştiriciliğini…
Nur içinde yat Sevgili Hasan, Seni Seviyor ve unutmayacağımıza söz veriyoruz.

Yorumlar
Kalan Karakter: