Gündemimden kısa notlar
Günümüzde sosyal medya paylaşım siteleri olarak bilinen facebook ve twitter artık siyaset meydanı haline geldi
Yayınlanma :
30.08.2012 00:25
Günümüzde sosyal medya paylaşım siteleri olarak bilinen facebook ve twitter artık siyaset meydanı haline geldi. Siyaset büyükleri diye adlandırılan kişiler bakıyorum da internetin başında yatıp kalkıyor. Eskiden eline mikrofon alan bırakmazdı şimdi eline telefon alan tweetsiz duramıyor. Tweeter hesabını bir açıyorum ki 1 dakika içerisinde 100 paylaşım yapılmış. Öyle bir duruma geldik ki artık, Demokratik Sol Parti facebook hesaplarından yönetiliyor. Demokratik Sol Parti İl Başkanlığı görevinden alınan Meryem Çoğalmış, facebookta yaptığı paylaşım ve yorumlar yüzünden görevden alınmış. Ne hazin bir durum değil mi? Kapitalizme karşı olan solcular kapitalizmin esiri olduğunu burada ortaya koyuyor. Demek ki biri benim adıma bir facebook hesabı açıp birilerine küfür etse ben sorumlusu olacağım öyle mi? Durum içler acısı. Meryem Hanım bir de imza toplamış facebooktan partinin liderlik seçimine gitmesi için. Artık Yüksek Seçim Kurulu’nun görevini de facebookta ki en kalabalık sayfa yerine getirir herhalde. Sanal ortamda genel kurultaya geçiş yapan DSP diğer partilerin çok ilerisinde adımlar attığını belli ediyor. Haklarında hayırlısı… ** Milliyetçi Hareket Partisi’nin Rahmetli parti başkanı Alparslan Türkeş’in Oğlu Ankara Milletvekili Yıldırım Tuğrul Türkeş Milliyetçilik hakkında bir açıklama da bulunmuş. Babasının 20. Yüz yılın milliyetçisi olarak ifade eden Türkeş 21. Yüz yılda milliyetçilik güncellenmelidir demiş. Bu konuda Sayın Türkeş çok güzel bir tespitte bulunmuş. İfadelerin doğruluğunu 20. Yüzyıldan 21. Yüzyıla kadar ki olan gelişmeleri görerek anlayabiliriz. Ve bu güncellemeyi gerçekleştirebileceğine inandığım bir vekil olan Trabzon Milletvekili Koray Aydın adaylığını koyacağını söyleyince yaşadığım mutluluğu anlatamam. Artık MHP’nin vizyonu değişmeliydi. Dr. Devlet Bahçeli artık yaşı gereği istirahat etmeli. Parti liderliğini bırakıp artık akıl hocası olarak kenarda yer almalı. Ben Koray Aydın’ın vizyonu değiştirebileceğine inanıyorum. Bu yüzden Koray Aydın’a başarılar diliyorum… ** Güzel şehrimiz Rize’mizin en büyük eksiği üzerinde insanların yaşamasıdır. Maalesef insanlar olarak doğamızı kendi elimizle tahrip etmekte üzerimize yok. İnsanımıza hala alıştırılamayan bir özellik olan “Çöpü Çöp Kutusuna Atma Özelliği” acilen aşılanmalıdır. Ben ilköğretim okulundayken turuncu çöp kutuları vardı ve üzerlerinde “Lütfen Çöpü Bana At” yazardı. Çok hoşumuza gittiğinden çöpleri onlara atardık. Hatta evden onlara kağıt taşıdığımı dahi söyleyebilirim. Acaba aynı özellik büyüklere nasıl aşılanır. Her çöp kutusunun üzerine led ışıklı bir tabelamı konulmalı acaba. “Çöpün Yeri Burası” Sahil şehri Rize’miz de sahilde yürümek ne mümkün. Yürüye bilene aşk olsun. Pet şişeye çarpmadan yürüyene 2012 model bir araba hediye etmeli bence. Denizdeki deterjan poşetlerine bakacak olursak, insanlarımız ya kıyafetlerini denizde yıkıyor ya da denizi yıkamaya çalışıyor. Geçen gece Anadol marka bir araba gördüm, çekmiş İtfaiye Müdürlüğü’nün arka tarafına kayalığa inşaat hafriyatı boşaltıyor. Biz bu hızla ilerlersek 10 yıl sonra Rusya, Suriye gibi sınır komşumuz olacak. İnşallah o da başımıza bela olmaz. ** Su Ürünleri Kooperatifleri aynı ağızdan 24 metre kuralına itiraz ediyor. Ama dikkatimi çeken bir husus var. Neden sadece büyük balık motoru sahipleri itiraz ediyor? Küçük kayığı olan kendi halinde balıkçılar demek ki bu konudan rahatsız değil. Ya onlar bu işi bilmiyor, yada büyük motor sahipleri daha iyi biliyor. Rize Su Ürünleri Kooperatifi yaptığı basın açıklamasında 24 metre kuralını eleştirmiş ve karşı olduklarını ortaya koymuş. Demek Rize Su Ürünleri Kooperatifi üyeleri torun sahibi değil. Küçük büyük fark etmeden balıkları tutarak, nesilleri tükenir veya tükenmez umurlarında olmayarak ticaretin peşine düşmüşler. Hiç kimse bugün yediklerini yarına bulup bulamayacaklarını düşünmüyor. Onarla bir atasözünü hatırlatmak istiyorum “Tatlı tatlı yemenin, Acı acı yellenmesi vardır”. Bu atasözünü iyi yorumlayın bakalım ne demeye çalışıyor. Su ürünleri kooperatifindeki basın açıklamasında bende bulundum. Oradaki yaşı 60 civarındaki bir dedem “denizin altındaki radar üstündeki antene benzer. O ne kadar zararlıysa radar da o kadar zararlı” dedi. Eğer denizin üzerindeki anten kadar zararlıysa bu radar denilen lanet, balıklar ve insanlar arasındaki gücü hesaba katarsak balıklar için çok zararlı. Antenlerin zararsız olduğunu dedeme kim söylemişse yalan söylemiş. Gitsin hemen helallik alsın. Kooperatif üyeleri denizlerin kirlendiğinden şikâyetçi olduklarını söylediler. Ne güzel değil mi ama insanımız duyarlı diyor insan duyunca. Ama öyle değil işte. Kafamı bir çevirdim ne göreyim deniz kirli diye tartışılan kooperatif binasının yanında gemi boyası kazıtılıyor denizin içinde. Ben buradan da denize olan duyarlılıklarının kafa yapılarındaki yerini gördüm. Ama sayın başkanım onların fazla zararlı olmadığını söyledi. Ben başkanı sevdim lafını dinliyorum. Kimyasal boya denize zararlı değil diyorsa değildir. Uzatmayı lüzumlu bulmuyorum.