10 yılda yapılan tüm seçimlerde halkın dini duyguları üzerinden siyaset yapmak suretiyle iktidara gelen Ak Parti, çıkardığı kılık-kıyafet yönetmeliği ile oryantalist değerlerin savunulduğu, başörtüsünü yasak kılan bir hayal kırıklığına imza attı.
Hükümet her alanda özgürlük naraları atıyor. Özgürlükten, demokrasiden ve insan haklarından bahsediyor. Fakat şimdi ise, kendisinin mağdur olduğu konuda başkalarını mağdur ediyor. Başörtüsünden dolayı Köşk’te ki resepsiyona eşleriyle katılamayanlar bugün, başörtüsünü yasakladıklarından dolayı övünecek noktaya geldiler.
Hükümet, Taksim’e ve Çamlıca’ya cami yapmaktan bahsediyor. Karşı çıkanları sert ifadelerle azarlıyor. Onları ‘bu toprakların değerleriyle ve medeniyetimzle uzaktan ve yakından ilgilerinin olmaması ile’ suçluyor.
Şimdi sormak lazım; Taksim’e, Çamlıca’ya cami mi, yoksa başörtüsü mü?
Bu soruyu bir tercih için değil, bir ruh halini, bir vakayı ifade etmek için soruyorum. Başörtüsünü serbest kılmak Taksim’e cami yapmaktan daha mühim bir konu olduğunu ifade etmek istiyorum.
***
Son zamanlarda bazıları başörtüsü farzını sulandırma gibi bir çaba içerisinde. Geçmişte ‘başörtüsü furuattandır’ ifadelerini kulananlar gibi.
Örtütü ayetleri yorumlarla tehrif edilmek istenmekte, örtünmek bu yorumlarla örtünmemek noktasına çekilmek istenmektedir. Birde bunu desteklemek için görsel şovlar yapılmakta, toplu dans ayinleri yapılmakta.
Elbette, Allah’ın ayetlerini tahrif ve tahrib etmek kimsenin hakkı olmadığı gibi haddide değildir.
Başörtüsü Allah’ın emridir. Farz, başka birşeyle mukayese edilemez.
Hz. Allah Kur’an-ı Kerim’de; "Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini haramdan sakınsınlar. Irzlarını korusunlar. Görülmesi tabii olan yerler hariç ziynet yerlerini açmasınlar. Baş örtülerini yakalarının üzerine kadar salsınlar. Ziynet yerlerini izin verilenler dışında kimseye göstermesinler. Bir de ayak bileklerine taktıkları gizli süsler bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey müminler, (önceki kusurlarınızdan dolayı) hepiniz Allah’a tövbe edin. Böylece korktuğunuzdan emin, umduğunuza nâil olursunuz" buyurmaktadır. Nûr 24/31
Elmalılı Hamdi Yazır (rah) meşhur tefsirinde der ki:
“Bu âyette emredilen şudur: Kadınlar başlarını, saçlarını, kulaklarını, boyunlarını, gerdanlarını ve göğüslerini açık tutmayıp anlatıldığı gibi güzelce örtünsünler. Bunun için onu temin edecek baş örtüsü kullansınlar. Cahiliye (İslâm öncesi) kadınları da hiç baş örtüsü kullanmaz değillerdi. Fakat yalnız enselerini bağlar veya arkalarına bırakırlar, yakaları önden açılır, gerdanları ve gerdanlıkları açık olurdu, ziynetleri görünürdü.
İslâm önce açıklığı yasaklamıştır. Sonra, kadınların başlarını örtüp başörtülerini yanları ve göğüsleri üzerine sarkıtmasını emretmiştir. Böylece sadece tesettürün farz oluşu değil, aynı zamanda onun ne şekilde olacağı da gösterilmiştir. Kadın edep ve nezaketinin en güzel ifadesi bundadır.”
Yine başka bir ayeti kerime’de; "Ey peygamber! Eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle, evlerinin dışına çıkarken cilbâblarını (dış elbiselerini) üzerlerine alsınlar. Bu, onların tanınması ve incitilmemesi için en uygunudur. Allah çok affedici ve çok esirgeyicidir" buyurulmaktadır. Ahzâb 33/59
Hz. Âişe (r.ah) anlatıyor:
Bir gün Hz. Ebû Bekir’in kızı Esmâ ince bir elbise ile Resûlullah’ın (s.a.s) huzuruna girmişti, Hz. Peygamber ondan yüz çevirdi ve şöyle buyurdu:
"Ey Esmâ! Kadın erginlik çağına ulaşınca onun şu yüzü ve elleri hariç diğer yerlerinin görülmesi helâl değildir." Ebû Davud, Libâs, 31.
Diğer bir hadiste şöyle buyrulmuştur:
"Allah Teâlâ erginlik çağına girmiş bir kadının namazını başörtüsüz kabul etmez." Ebû Davud, Salât, 84.
Başörtüsünün farz olduğuna dair daha bir çok delil ortaya konulabilir. Fakat konunun izahı için bu kadarı kafidir.
***
Deliller ortadayken, örtünmenin nasıl ve nerelerde olacağı Kur’an’da ve Sünnet’te mevcut iken, bir yönetmellikle başörtüsünün örtülebileceği yerleri tespit etmek Allah’ın emirlerine aleni karşı gelmek ve Allah’ın emirlerini yasaklamaktır.
“Din Kültürü ve Ahlak derslerinde takılabilir, İmam Hatipliler takabilir fakat diğer mekanlarda takılamaz” şeklinde bir düzenleme yapmak kimsenin yetkisi dahilinde değildir.
Çünkü insanın doğuştan gelen hakları vardır. İnancın korunması doğuştan gelen hakların içerisindedir.
Ayrıca hükümet, her fırsatta fikir özgürlüğünden bahsediyor. Ancak reelde fikir özgürlüğünden bahsetmek mümkün değil. Ak Parti iktidarı, istibdat iktidarıdır. Herkesi kendisi gibi düşünmeye ve yaşamaya zorlamaktadır.
İnsanları kendi yaptıklarını desteklemeye, alkışlamaya zorlamkta, aksini yapanları ise birşekilde cezalandırmaktadır.
Her defasında ifade özgürlüğünden bahseden Başbakan’a sormak lazım, nerede ifade özgürlüğü var?
İfade özgürlüğü 4 temel unsurdan teşekkül eder.
1) Yaşama özgürlüğü
2) Tedris özgürlüğü
3) Örgütlenme özgürlüğü
4) İfade özgürlüğü
Siz inançlı insanların size verdiği gücü ve yetkiyi, Müslümanların inançlarını yaşamalarını yasaklamakta kullanıyorsunuz.
Milli Eğitim Bakanı Dinçerin sözleri ise daha vahim. Dinçer; “Bakanlık olarak biz ne yaptığımızın farkındayız. Bu bir hükümet yönetmeliği olduğuna göre, (okulların tamamı için) öyle bir niyetimiz olsaydı, bütünüyle bu yönetmelikle onu (başörtüsünü) serbest hale getirirdik. Yaptığımız uygulama, eğitimin ihtiyaçları doğrultusunda olan bir uygulamadır” diyor.
Açıkça Dinçer, başörtüsünü serbest bırakmaya güçlerinin yeteceğini, fakat böyle bir niyetlerinin olmadığını ifade ederek, açıkça bu yasakla övünüyor.
Bu sözleri sarfedecek kadar pişkin olan bir Milli Eğitim Bakanının bu görevde bir gün dahi durması, bu ülke açısından züldür.
Peki soruyorum kudretli iktidarınıza; başörtüsünü yasaklamanızı gerektiren, başörtüsünü serbest bırakmanıza mani olan, sizi engelleyen şey nedir?
Neden başörtüsünü serbest bırakmıyorsunuz?
İşte burada bir samimiyetsizlik var, bir kandırmaca, bir aldatmaca var. Taksim’e cami yapmaya gücü yeten bir iktidarın, farz olan başörtüsünü yasaklamak gibi büyük bir cinayeti, pervasızlığı ve rezilliği var.
Köşesinde yasağı değerlendiren Merve Kavakçı “'Bu, şu ülkede Kemalist zihniyetin yapamadığını yapmaktır. Onların bıraktığı yerden devam etmektir. Ecevit'in taşıdığı meşaleyi Ömer Dinçer'e devretmesidir. Bu nasıl bir şeydir. "Ayıptır yazıktır günahtır." Maksat kime yaranmaktır? Anlamak mümkün değildir!" ifadelerini kullanıyor. Doğru söze ne denir.
Hükümet, bu yasakla Bülent Ecevit ve diğer yasakçı zihniyetin mirasının varisi olduğunu göstermiştir.
Hükümet, samimi pozlar takınıp Kemalizm’in yolunu takip ettiğini ispat etmiştir.
Hükümet, bu yönetmelikle rejimin ve rejim destekçilerinin başörtüsünü yasaklayarak inançlı insanlara yaptığı zulmü perçinlemiştir.
Peki ne yapılabilir?
Anlaşılan o ki, hükümetin başörtüsü yasağını kaldırmak gibi bir derdi bulunmamaktadır. Öyleyse biz, inanan insanlar olarak bir şeyler yapmalıyız.
Mesela;
1) Çıkan yönetmeliğin iptali içi Danıştaya baş vurabiliriz.
2) Sivil Toplum Kuruluşları ortaklaşa görkemli protesto eylemleri düzenleyerek, halkın bu yasağa karşı olduğunu gösterebiliriz.
3) İmza kampanyaları düzenleyebiliriz.
Şunu da belirterek yazımı tamamlayayım, Ecevit zamanında başörtüsü eylemi yapanlar (şahıslar, STK’lar vs.) bugün ise samimiyet imtihanındadır…
Ramazan BURSA
Yorumlar
Kalan Karakter: