Bu konsey daha geniş bir muhalefetin bir parçası olabilir. Ancak Suriye muhalefeti aynı zamanda Suriye içinden de temsil edilmeli ve seslerine kulak verilmesi gereken diğerlerini de kapsamalı. İşte biz şimdi bu noktaya odaklanmış durumdayız. biz aynı zamanda Suriye devrimini çalmaya çalışan aşırıcılara karşı güçlü bir şekilde direnecek bir muhalefetin gerekliliğini vurguluyoruz” açıklaması hem Türkiye Dışişlerinin, hemde Katar ve Suudi Arabistan’ın gündemine bomba gibi düştü.
ABD, Suriye konusunda aktif liderlik konumunda bulunmak istemedi. Dostları/müttefikleri aracılığı ile Suriye’de ki gelişmeleri kontrol etmek istedi. Neyazık ki, Suriye’de gelişmeler umduğu gibi gitmedi. Bayan Clinton’un açıklamasından da anlaşılacağı üzere Amerika, Suriye politikasında ciddi bir değişikliğe gitmeye hazırlanıyor.
Bunun sebebi,
1- Muhalif liderlerin çoğunun uzun yıllar batıda yaşaması, dolayısıyla halkın bu liderlere güvenmemesi,
2- Muhalefetin tüm gayretine rağmen Esed’in bir türlü düşmemesi.
3- El’Kaide’nin muhalif örgütlenmede ağırlık göstermesi.
Tüm bu nedenlerden dolayı ABD, Esed ile diyalog krubalicek yeni bir muhalif örgütlenme kurmayı amaçlıyor. Clinton’un açıklamasında ki, “Suriye muhalefetini temsil eden liderler, bir çok olumlu sıfatlarına rağmen 20-30 yada 40 yıl dışarıda yaşamış kişiler arasından seçilmemeli. Cephede özgürlükleri için mücadele eden ve savaşan insanları temsil eden kişiler arasından seçilmeli” ifadeleri yorumumuzu destekler mahiyettedir.
Batı Bunu Hep Yapıyor
Muhalifler, Amerika öncülüğünde değişik zamanlarda bir çok kez toplanmışlardı. 1 Nisan’da yapılan “Dostlar Toplantısı” Amerika’nın himayesinde yapılmış, 6 temmuz’da ki Paris toplantısında muhalifler sandalyeler ile birbirlerine girmişlerdi. Akabinde Kahire’de yapılan toplantıda “muhalifler birlik oldular” açıklamasını yapan Clinton’du. Suriye’nin kurtarıcıları olarak sunulan muhalif liderler bugün, Amerika tarafından becerisizlikle suçlanıp, halkı temsil etmiyorlar gerekçesiyle saf dışı ediliyorlar.
Amerika’nın Politika Değiştirmesi Sürecinde TÜRKİYE
Suriye sürecini Amerika Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan’ın liderliğinde kontrol etmeye çalıştı. Fakat, Esed’in düşmemesi Amerika’nın politika değiştirmesini gerektirdi. Peki, değişen politika Türkiye’yi nasıl etkiler?
1- Türkiye, Suriye konusunda liderlik konumundan kızağa çekilecektir.
2- Suriye’de, muhaliflerin silahlanması i için Amerikanın isteği ile, Katar ve Suud’un finansmanını sağlamasıyla Türkiye, muhaliflere silah temin etmiştir. Türkiye, bu konuda suçlanacaktır, suçlanmaya da başlanmıştır. BM İnsan Hakları Komiseri Heysem Ebu Said, Suriye’de akan kandan Türkiye, Katar ve Suud’u sorumlu tuttu. Said yaptığı açıklamada, “Türkiye’den Suriye’de ki silahlı gruplara destek vermemesini talep ettik. Biz Suriye’de akan ve akacak olan her damla kandan bu ülkeleri sorumlu tutuyoruz” demiştir.
Türkiye, her ne kadar liderlik konumundan kızağa çekilecek olsada, daha düşük bir tonda olayın içerisinde bulunacaktır. Çünkü, Suriye ile 800 kilometrelik bir sınıra sahiptir.
Değişen ABD Politikası Noktasında Türkiye’nin Tutumu
Türkiye, ABD’nin değişen politikası karşısında şaşırmış bir durumda değildir. Çünkü Türkiye, Batılı ülkeler, NATO ve ABD tarafından yalnız bırakıldığını her plartformda dile getirmekteydi. Türkiye, çıktığı yolda müttefikleri tarafından yanlızlığa itilmiş, Suriye’nin tüm ekonomik yüküde omuzlarına yüklenmişti.
Clinton’un Suriye’de yeni bir muhalefet oluşturması noktasında ki açıklaması sonrası Türkiye, muhaliflerle İstanbul’da bir araya geldi. Sonra ki gün Dışişleri Bakanı Davutoğlu, Ulusal Konsey Başkanı Abdulbasid Seyda ile bir görüşme yaptı. Bu görüşme sonrası Ulusal Konsey, Clinton’a yaptığı açıklamadan dolayı sert çıkmıştı. Fakat sonrasında, Türkiye’de ki Ulusal Konsey Merkezini Şam’a taşıma kararı aldılar. Ulusal Konsey, kendilerine destek olan Türkiye’nin yanında yer alma yerine ABD’nin yeni politikasına ayak uydurmayı tercih ettiler.
Fakat, gelişen bu olaylar, ABD’nin değişen Suriye politikası uzun dönemde Türkiye’nin hayırınadır. Suriye’de ki tabiri caizse bataklıktan kurtulmak için Türkiye’ye bir fırsat doğmuştur. Dolayısıyla Türkiye, her ne kadar yanlış politikasının izharını ifade etmeyecek olsada, daha doğru, daha milli bir molitikaya geçmelidir. Bu fırsatı iyi değerlendirmelidir.
Yeni Muhalefet Doha’da Şekillenecek
Ulusal Konsey, Clinton’un açıklaması sonrası tepki göstersede sonradan yeni politikaya adapte olmayı tercih etti. İstanbul’da bulunan Konseyin Merkezini Şam’a taşıma kararı alındı. Suriye’de ki olaylar 21 aydır devam ediyor. Muhalefet ise bölük pörçük. Muhalif gruplar kendi aralarında bir çok ölümle biten çatışmalara girdiler. Şimdi ise, 4 Kasımda Amerika’nın himayesinde, Doha’da birlik olmak için buluşuyorlar.
Suriyeli muhalifleri birleştirme girişiminin Amerika tarafından desteklendiğini vurgulayan eş-Şarkul Avsat gazetesine göre Doha'daki toplantıda eski milletvekili ve Ulusal Konsey üyesi Riyad Seyf başkanlığında yeni bir oluşum ya da Ulusal Konsey'in yeninden yapılandırılması üzerine görüş alışverişinde bulunulacak. Doha’da ki toplantıda sadece muhalefetin birleşmesi görüşülmeyecek, geçiş hükümeti konusuda gündeme gelecek. Takvime göre 4 Kasım toplantısından sonra ilk toplantı 6 Kasım’da yapılacak, yönetim kurulu kendi içinden bir başkan seçecek. 11 Kasım’da ise yapılacak toplantıda muhalefetin birleştirilmesi üzerine konuşulacak.
Bu toplantıya katılmayacağını ilk açıklayan Ulusal Koordinasyon Kurulu oldu. Kurul, ‘toplantının bağımsız Suriyelilerin iradesini temsil etmediğini’ ifade ederek ABD şemsiyesine/ himayesine göndermede bulundu. Ulusal Koordinasyon Merkezi, yapılan toplantının muhalefeti toparlamayacağını, aksine daha ayrıştıracağını söylerken, ‘toplantının Arap Birliği bünyeside, Mısırda yapılmasını ve Ahdar İbrahimi’ninde katılmasını’ teklif etti.
Tüm bu gelişmeler değerlendirildiğinde, muhalif grupların toplanmak için bir araya gelmeyi bile reddederken, Doha’da ki toplantıdan birşelme/bütünleşme kararı nasıl çıkacak, merak konusu?
İhvan-ı Müslimin’in tutumu
21 aydır Türkiye, Katar ve Suud liderliğinde yürüyen Suriye meselesinde politikanın değişmesinden ötürü İhvan-ı’da etkilenmektedir. Türkiye, Katar ve Suud’un öncülüğünde kurulan Ulusal Konsey üyelerinin çoğunluğu, Suriye’de sayısal ağırlığı olmayan İhvan mensubuydu.
Dolayısıyla, yeni politikadan İhvan-ı Müslimin ziyadesi ile rahatsız. İhvan-ı Müslimini rahatsız eden yeni oluşumun dışında kalma olasılığı değil, sayısal çoğunluğunu kaybetme kaygısıdır.
Nitekim; 3 Kasım’da İhvan-ı Müslimin yaptığı açıklamada, ‘Riyad Seyf öncülüğünde kurulacak yeni oluşumun, Ulusal Konsey'e alternatif olmasına karşı çıktıklarını, Ulusal Konsey'in varlığının korunması gerektiğini’ vurguladı.
Bir sonra ki gün; 4 Kasım’da İhvan-ı Müslimin yeni bir açıklama yaptı. Açıklamasında, Riyad Seyf’in girişimine destek vermek için bir İslamcı Kürt Muhalif ve Müslüman bir kadının üye olarak seçilmesini şart koştu.
Türkiye’nin İki Farklı Yaklaşımı
Türkiye, son dönemde iki ayrı tavır içerisine girdi. Bir taraftan, Libya’dan geldiği iddia edilen silahların Türkiye üzerinden Suriye’ye sokulmasını sağlıyor ve muhaliflere silah teminini organize ediyor, diğer taraftan ‘üçlü müzakere sistemini’ dillendiriyor, Faruk El’Şara’nın liderliğinde bir geçiş dönemini öneriyor, Yemen modelinin artık geçersiz olduğunu ilan ediyor.
Bu tavrın sebebi, ABD’de 6 Kasım’da yapılacak olan seçimlerdir.
1- Türkiye, Silah sokulmasına göz yumuyor ve silah sağlıyor. Çünkü Obama, ile Romney arasında ciddi bir fark yok. Seçimi kimin kazanacağı net değil. Romney kazanırsa Suriye’ye müdahale yapacağı öngörülüyor.
2- Türkiye, Üçlü müzakere sistemini öneriyor, Cenevre Anlaşması çerçevesinde Yemen modelinin çöktüğünü söylüyor. Çünkü, Obama tekrar Başkan seçilirse, Ahdar İbrahimi ile Annan’ın planını aktif olarak uygulamaya koyacağı tahmin ediliyor.