3 puan her zaman son dakikayı beklemez
<strong>Ligin açılış maçları her iki takım açısından stresli ve bir o kadar da zordur
Yayınlanma :
29.08.2012 00:44
Ligin açılış maçları her iki takım açısından stresli ve bir o kadar da zordur. Hele de takımlar 3 puana kilitlenip taraftarına güzel bir galibiyet verme hedefindeyse… Her ne kadar futbol oynamasam da maç öncesi yaşadığım sakatlık nedeniyle ikinci yarıyı çektiğim ağrılarla izlemeyediysem de ilk yarı ve maç sonucu üzerinden bir değerlendirme yapmaya çalışacağım. Lig öncesi yeni Teknik Hoca Engin Korukır ve yöneticilerden bol bol bu sezon sonunda şampiyonluğa kesin ulaşmamız gerektiği şeklindeki açıklamaları duyduk. Yapılan transferlere bakılınca taraftarı doyurucu görünmese de ilk maçın kadrosu dahilinde konuşursak geçen yılın iskeletinden de geriye pek bir şey kalmadı. Maçın ilk yarısının başında birkaç ciddi atağımız olduysa da ardından Gaziantep Büyükşehir Belediyespor’un baskılarına boyun eğdik. Defansif anlamda hızlı davranan futbolcularımız olası tehlikeleri bertaraf ederken, gol yollarında ise yeterince uyumlu görünmediler. Haliyle takımın iskeleti sağlam olmayınca ve her sezon başında yeni transferler ile şans aramaya kalkınca, bazı transferlerin de takıma geç dahil olmasıyla kamp dönemleri öyle her zaman söylendiği gibi verimli geçmiyor. Daha ilk maç olduğu için çok da fazla uyum beklememek gerekiyor bu şekildeki takımlardan. Gaziantep Büyükşehir Belediyespor’un en büyük avantajı da birbirini tanıyan ve iskeletini koruyan futbolcularla sahaya çıkmış olmasıydı. 3 puan hedefiyle çıkılan maçta evet 3 puanı hanemize yazdırmayı başardıysak da, çok sevinmemeliyiz. Sonuçta son dakikada gelen bir golle bu galibiyet kazanıldı. Ancak 3 puan her zaman son dakikayı beklemez. Gerçi Engin Hoca bu maçtan çok dersler çıkartacaklarını söylese de, daha bu başlangıç. İlk hafta diğer takımların aldığı sonuçlara da bakmamak gerekiyor, sonuçta aynı handikapları o takımlarda yaşıyor. Diğer takımlar da eksiklerini hatalarını görerek, analiz ederek bir sonraki maçlarına çıkacaklar. Ve bugün hafife aldığımız bir takım, maç günü “Ummadık taş baş yarar” misali bizi dumura uğratabilir. Genelde bundan önceki sezonlarda da böyle olmadı mı? Bana göre madem şampiyonluğu bu kadar isteyen bir takımız, son dakika gelebilecek golle galibiyetleri ümit etmemiz yerine, bunu maçın en azından son 10 dakikasına kadar garantilemiş bir takım olmamız gerekiyor. İlk maçta sadece kadın ve çocuk seyirci vardı ama bundan sonra evimizdeki maçlarda o stadın taraftarla dolması için geçen sezonlarda yaşatılanların bu kez taraftara yaşatılmaması ve onların sonuna kadar takımlarını destekleyebilecekleri duruşun sergilenmesi gerekiyor. Evet taraftar dediğin takımını her zaman ve her şartta, başarıda ve başarısızlıkta sonuna kadar desteklemelidir ancak Rize Yatırım A.Ş. ortaklığıyla birlikte başlayan süreçte, sürekli taraftar tarafından dillendirilen yönetimin samimi olmayışı, takımı ve şehri yeterince sahiplenir görünmeyişi, üstüne üstlük “5 yıl kimse bu takımdan şampiyonluk beklemesin” türünde açıklamalar, taraftarla yönetim arasında uçurum oluşturdu. Geçtiğimiz günlerde konuştuğum Yönetim Kurulu Üyesi Muharrem Kasap, Süper Lig’e çıkıldığında elde edilecek gelirler ortadayken böyle bir durumda şampiyon olmayı istememek için şizofren olmaları gerektiğini söylemişti. Bu sezon Rize Yatırım A.Ş.’nin 5. Sezonu. Aynı zamanda geçen sezonlardaki şartlara göre bu sezon gelirsel anlamda pasta daha da büyüdü. Yani gerçekten şizofren olmak lazım bu takım Süper Lig’e çıkmasın diye çabalamak için. Ama Süper Lig’e çıksın diye de çabalamak için gerekli şartlar belli. Öncelikle uyumlu bir takım olmak. Yönetiminden teknik ekibine ve futbolcusuna kadar taraftarla, şehirle bütünleşmek. Her takımı ve futbolcusunu iyi analiz edecek bir ekibin kurularak ona göre alternatif oyun modları kurmak ve sahaya bunu yansıtmak. Artık bu takımın şampiyonluk şansını son maçlara ya da play-offlara bırakacak lüksü olmamalı. Beraberliklerle ya da mağlubiyetlerle üst üste kaybedilecek puanları, önceki sezonlarda olduğu gibi oynanacak birkaç maçta toplarlamayı ümit etmemeli. İstikrarlı bir teknik ekip ve kadro ile çok daha fazla mesai harcayarak bu sezon beklenilen mutluluğu yaşamak mümkün. Bu anlamda öncelikle takımın halletmesi gereken şey uyum sorunu. Rize Amatör Ligi’ni takip ettiğimden dolayı biliyorum. Örneğin bir Rize Belediyespor’da, bir Çaykurspor’da hemen hemen tüm gruplardaki başarılarının altında, yıllarca bir arada oynayan sporcuları yatıyor. Çaykur Rizespor maalesef altyapısını henüz bu anlamda geliştiremediği gibi, bu yönde 2 yıldır başlatılan çalışmaların da meyvesini veremediğini görüyoruz. Sezon öncesi altyapıdan 5 sporcu kampa dahil edildi ancak sadece Kaleci Yunus Emre Kırdal (ki bir nevi mebcuriyet) ile 16 yaşındaki Ozan Papaker profesyonel imzayı attı. Diğer abilerine göre Ozan’ın profesyonele imza atmasının altında Milli Takım forması giymesi ve elde ettiği başarıların katkısı büyük ancak yine de baktığımızda altyapıdaki yeteneklerin yeterince değerlendirilmediği kanaatindeyim. Profesyonel olmak ile olmamak arasındaki ayrımı henüz tam olarak kavrayamayan futbolcuların sanırım en büyük eksiği motivasyon. A2 grubunda oynayan sporcuların da çok fazla çalıştırılması ve motivasyon anlamında onlar için de kulübün artık daha fazlasını yapması gerekiyor. Altyapı Sorumlusu Muharrem Kasap önderliğindeki Gençlik Geliştirme Futbol Eğitim Merkezi, güzel bir adım ancak altyapıya yeterince sahip çıkılmadığı müddetçe, orada yetişen futbolculara A takımda görebilecekleri örneklerin daha fazla sunulmadığı müddetçe Rizespor bugün olduğu gibi, kadrosunun genelini transferlerden oluşturur ve her yıl iskelet arar dururuz. Velhasıl kelam ligin ilk maçının ardından ne çok ümitli konuşmak gerekir, ne de karamsar. Şahsım adına ağrılı da olsa güzel bir son dakika galibiyet sevinci yaşadık. Hedef belli, yapılması gerekenler belli.. Yemeği ateşin üzerine koyduk ve altını yaktık. Tuzuna, kıvamına ilerleyen haftalarda bakacağız. Lezzetine de inşallah lig bitmeden.